Yeni bir dergi:Kurtuba

Başlıktan da anlaşıldığı gibi yeni bir e-dergi blog tarzında yayın hayatına başladı: KURTUBA Ekipte tanıdık isimler var. Bu yazarların yazılarını her hafta bu dergide okuyabileceğimiz gibi, yazar kadrosu hariç okurların gönderdiği yazılara da yer vereceklerini belirtmişler. Henüz çiçeği burnundaki dergiyi ben okudum ve çok beğendim. Çıktıkların yolun ömrü uzun ve hayırlı olsun diyorum.

Ve Kurtuba…

Dergiye bu ismin verilmesi de elbette ki önemli. Yorumculardan Abdullah Birokur “bir direniş alanı EDEBİYAT” derken ne kadar da haklı. Kurtuba ve Endülüs’ün ihtişamı hala direniyor. Bu tarihin, medeniyetler tarihi açısından öneminin yansıması dergide kendine yer buluyor.

Read more »

Bloglar alemine çöken kara bulutlara mütevâzı bir katkı…

storm7hw4ap9.jpg

Bazısını sık sık ziyaret ederim, bazısını nadir. Kiminde yorum beyan edip, kiminin  sessiz bir okuruyumdur. Bazısını beğenirim, bazısını eleştirmek için okurum. Birkaçı öylesinedir, çoğu önemli. Okumanın yanısıra yorum yazılan ama forum’dan ayrı olan mekanların seçici geçirgen müdavimiyimdir.

Dün yine günlük belli başlı site ziyaretlerimde dikkatimi çeken birşey oldu. O linkten o linke sıçrayıp durdum. Yukarıda bahsettiğim her türden siteyi ziyaret ettim. Bilgisayarı kapattığımda zaman bi hayli ilerlemişti. “Hüzün… o her yerde.” dediğimi hatırlıyorum en son.

Çünkü ne hikmet bilinmez bahsettiğim türdeki bloglar aleminde kara bulutlar dolaşıyor. Evet,abartmıyorum.(bence) Ya hüzün ya da tembellik… Bu ikisini ya da ikisinden birini dün dolaştığım her sitede sezinledim. İstisnalar var tabi ki, haksızlık etmek istemem. Tek tek isim belirtmeye gerek yok. Bunu benim de dahili olduğum bloglardaki sörfçülerin dikkatinden kaçmamıştır eminim:Rehavet ve hüzün.Bunun bana da sirayet ettiğini itiraf etmeliyim. Ortalıkta ne için olursa olsun toplanan bu bulutları dağıtmak yerine, birkaç melankolik söz ve bir de şiir eklemek geldi içimden. Bu mütevâzı katkım bağışlanır umarım !!

Haaa melânkoli demişken Sabahattin Ali’yi zikretmeden geçmeyelim:

Ne bir dost, ne bir sevgili,
Dünyadan uzak bir deli…
Beni sarar melankoli:
Kafamın içersi ölür.

Read more »

‘İslâm Felsefesi’ni yeniden düşünmek

Sömürgecilik (altında yaşama) deneyimi olmamak açısından en azından Batı ile ilişkilerde ayrıcalıklı bir yere sahip olmamıza rağmen, kültürel anlamda kendi kendini sömürgeleştirmeyi başarmak gibi de bir ayrıcalığımız var. Genel anlamda tarihimiz kadar bu günümüzü şekillendiren İslam medeniyetiyle kurduğumuz ilişkinin koparılmak istenmesi düşünce hayatımızda kökten bir değişikliğe yol açtı. Bu kopuş bir anda bizi, varoluşsal sorunlara dair hiçbir soyut ve kavramsal düşünce geliştirememiş; her türlü ilmi birikim ve felsefi kavramsallaştırmadan mahrum; batı düşüncesinden ödünç aldığı kavramlarla varlığı anlamlandırmak gibi bir kısır döngünün içine sürükledi.

 İslam düşünce birikimine dair bilgi ve değerlendirmeleri bile batılı paradigmaların pirizmasından kırılarak elde eder hale getirildik. Buna göre İslam düşüncesi, İslam felsefesi (hikmet) belli bir dönemde Yunan düşüncesiyle başlamış, küçük bazı katkılardan başka varlık gösteremeyen bir oluşumdu. Batılı İslam düşüncesi yorumuna göre Müslümanlar yüzlerce yıldır düşünce üretememiş, düşünmeyi bırakmış bir topluluktu… Ne yazık ki bu yaklaşım, bizdeki akademik ve entelektüel çevrelerde hiç sorgusuz kabul görmüş; bin yılı aşan düşünce birikimini Batı açısından yorumlamanın en yaygın örneği olarak, İbn Rüşd’ü merkeze alan ve ondan sonra İslam dünyasında düşüncenin, bilimin öldüğü türünden bir yargıya indirgenmiştir.

Read more »

Kabine’ye danışman gerek, bloglara mizah(ehem ehem)

Talha Bey “benim blog kabinem“dalgasını başlattı. İlk cümleler :

Erdoğan kabineyi yenileyedursun, pakvizyon olarak bizler de bloglarda yeni bir dalgayı başlattık… “Benim Blog Kabinem!” Blok sitesi olan ve bloğu olmayıp yorumlarıyla katılan (Kemal Derviş gibi:) arkadaşlardan kendi kabinenizi kurup üç blogcuya pasınızı atıyorsunuz. Onlarda üç kişiye… Kabineyi kuracağım derken şimdiden Erdoğan’ın halini anladım. Şura gayri resmi bir kabine için bile ne kadar terledim. Hee, Erdoğan demişken, cumhurbaşkanınızı ve meclis başkanınızı da seçin. Yalnız unutmayın, başbakan sizsiniz.

Pakvizyon‘dan üç top düş(ürül)müş biri bana, biri düşünceler‘e biri de siyahi‘ye…

Toplar kabine kurmamız için atılmış ancak ben beceremem bu işi. Beni mazur görmelerini istirham edeceğim. Çünkü çok fazla kişiyi tanımıyorum, bloglar alemine hakimiyetim çok iyi değil. Zaten kurulan kabinelere benzeyecek az çok,ben kursam da. Şimdiye kadarki kabinelerin en iyisini düşünceler’in sahibi Suat Bey kurmuş. Talha Bey daha çoooook çalışması gerekiyor bu konuda :](anladınız siz onu)Talha Bey bana aileden sorumlu bakan görevini layık görmüş, Suat Bey ise hiçbir bakanlık vermemiş. Burdan anlaşılıyor ne kadar isabetli bir kabine. Bana sorarsanız, madem bu bir  e-kabine ve gönle göre kuruluyor; bana Ahmet Davutoğlu makamı daha makbul geliyor. :)

Cumartesi,telve ve yok olan

kahve11.jpg

[Bir gün sonrasında sayha'da... ]

Bugün günlerden Cumartesi… 

Ve her Cumartesi hatırladığım bir levha: Araf 163 

Bir de onlara deniz kıyısındaki şehri(n uğradığı sonucu) sor. Hani onlar cumartesi (yasağını çiğneyerek) haddi aşmışlardı. ‘Cumartesi günü iş yapma yasağına uyduklarında’, balıkları onlara açıktan akın akın geliyor, ‘cumartesi günü iş yapma yasağına uymadıklarında’ ise, gelmiyorlardı. İşte biz, fıska sapmaları dolayısıyla onları böyle imtihan ediyorduk.

Bir derin an bu an,yine horon tepiyor kelimeler zihnimde. Keyfim de tıkırında aslında. Hani ne derler “yok bi yaramazlık” öyle…Sonra aklıma haylazlıklarım geliveriyor,gülüyorum.

Cumartesi levhasını biraz açmak istiyorum.
Sonra kendime ilk kez kahve yapacağım.
Bir sigara yakarım belki,
Ve yok olan’ın yokluğuna yüzüm asılacak.
Read more »

(aşırı)Varlığı da dert,(aşırı)yokluğu da: SU

Türkiye’nin kuraklıkla yüzleştiği birkaç belde…

Üstün körü sayıyorum:

Menderes

Kızılırmak

Manyas

Karacabey

Keçiören

Akyurt

Kızılcahamam

Polatlı

Haymana

Gebze

Karamürsel

Selçuklu

Karatay

Ve daha niceleri…

Ülkemizin İç Anadalu ve Batı bölgelerinin büyük bir çoğunluğu susuzluk, daha kötüsü kuraklık sorunu ile yüzleşiyor. Kuraklığın ileri safhası bir “felaket” !

Read more »

Gece’yi yaran heceler…

  De ki…

 “Yerin ve göğün, haşmetli dağların yüklenmekten çekindiği emaneti, sen yüklendin ey çok zalim ve cahil !”  

Bu zulmü kendine nasıl ettin?
Ve nasıl bu kadar cahil olabildin? 
Emanet, her defasında kendini hissettirir oysa ki…
 
Başını bir yere çarptığında
yahut dertlerle boğuştuğunda
veya kendinle yüzleştiğinde…
Bu emanet ağır, bu emanet zor, bu emanet mukaddes…
Sen bu yükü taşımaya cüret ettin;
cahillik ve zalimlik ettin.
İki dizinin üzerine düştün ansızın,
yüzünün toprağa en yakın olduğu ân’da…
“Kendine zulmedenlerden olduğunu kabul ettin.”
Neyse ki O çok merhametli.
Düştüğün yerden kaldırıyor seni.

“Gerçek bir dost ve bir yardımcı olarak sana yetiyor !”

Read more »

Fransa istedi, Libya yaptı: Câniler affedildi

Seçim, gündemimizi bir hayli fazla meşgul ederken Libya’da büyük bir insan hakkı ihlali işlendi ve haksızlık yapıldı. Uluslararası boyuta taşınan ve çözülen mesele Batı’nın sözünün geçerliliğini(!) bir kez daha gösterdi.

Libya’da 439 çocuğa kasten HIV’li kan vermekten ömür boyu hapis cezasına çarptırılan 5 Bulgar ve bir Filistinli kadının haberi aylardır/yıllardır biliniyordu. Haberlerde sık sık rastladığımız bu hadise, insanlık onurunun ne kadar kolay çiğnendiğini göstermişti bir kez daha. Gayr-i hukuki, gayr-i meşru ve gayr-i vicdani olan bu “kıyım”ın sorumluları geçtiğimiz günlerde serbest bırakıldı;yani affedildi.

Bu tür “vahşete” sık rastlar olduk evet, nesi garip diyebilirsiniz. İstatistiklerin sıradanlaştırıcı etkisine yönelik sosyolojik bir metin düzmeyeceğim elbette ancak bu konuda konuşulması gereken şu: Zanlıların nasıl olup da affedildiği?

Read more »

Seçimlerden AK Parti ve CHP’ye dersler

Genel seçimlerin sonuçlarının her kesimde tartışmalara yol açacağına kuşku yok. Nitekim seçim akşamı başlayan tartışmalar bütün hızıyla sürüyor. Ancak önemli olan, yoğun tartışmaların yapılması değil, seçim sonuçlarının ve bu sonuçların doğmasına yol açan dinamiklerle ilgili tespitlerin çeşitli kesimlerin zihinlerinde bırakacağı iz ve yaratacağı değişiklik.

AKP’nin zaferi demokrasinin zaferine dönüşebilecek mi? İlk olarak altının çizilmesi gereken şey AKP’nin büyük bir zafer kazanmış olmasıdır. AKP’liler sevinmekte haklıdır ve kutlanmayı hak etmektedir. Ancak, bu zafer sadece AKP’nin ürünü olmaktan uzaktır. CHP’nin ve kimi uzantılarının toplumun önemli bir bölümüne varoluşsal karşıtlık noktasına ulaşan akıl, vicdan ve mantık dışı politikaları ve icraatları AKP’nin zaferinde önemli pay sahibidir. Bu yüzden seçimden en büyük dersi çıkarması gereken CHP ve onun zihniyetinin bürokratik uzantılarıdır. AKP sevinmekte haklıdır, ancak aldığı oyların kendisinin tapulu malı olmadığını ve ona verildiği gibi ilerde başka partilere verilmek üzere geri de alınabileceğini unutmamalıdır. Başka bir deyişle bu oylar AKP’ye verilen bir emanettir. Bu emanet hem iktisadi saiklerle hem de özgürlük ve demokrasi endişe ve talepleriyle verilmiştir. Bir liberal için çok yetersiz olmakla birlikte AKP bugünkü siyasi yelpazede en özgürlükçü ve en demokrat çizgiyi temsil eden parti gibi görünmektedir. Bu imajın ana sebebi AKP’nin gerçekten öyle olmasından çok rakiplerinin demokrasi ve özgürlük karşıtlığında sınır tanımamasıdır.

Read more »

Mağlup elitler ve mesrur lümpen gazeteciler

 [24 Temmuz 2007'de derindüşünce'de yayınlandı.]

Türkiye’de 22 Temmuz seçim sonuçlarının açıklandığı gün ve sonrasında pek çok gazetecinin, erken seçim kararından bu yana takındığı tavrın ne kadar yanlış olduğunu itiraf eden haberlerle çalkalanıyor basın dünyası. 22 Temmuz seçimlerinin ardından “kazanan AKP” ve “kaybeden CHP”, genel konuşmalar ve değerlendirmeler içinde iki ana aktör olarak gündemlerini korusalar ve korumaya devam edecek olsalar da bilinen şu ki bu seçimin tek kaybedeni CHP olmadı. Aslında bir kazanan-kaybeden diliyle konuşmanın rahatsız edici yönünün gerçekliğine vurgu yapmak gerek. Seçim kampanyaları boyunca kutuplaştırma gayretleri ve bölücü söylemler olmasa idi, şimdi bu dille konuşmuyor olabilirdik. Konuya dönecek olursak, bu seçimde mağlup olan elitler kadar mesrur olan lümpen gazetecilerden de bahsetmek gerek. Görsel ve yazılı basın, iletişim araçlarının, gittikçe yaygınlaşan günümüz Türkiye’sindeki yeri ve önemi ilk başta konuşulması gereken konudur. Bunu konuşalım ki halkın kararında etkili rolü çok büyük olan medyanın güvenirliğini tartışalım. Akabinde güvenirlikleri sarsılan ve iyi bir Türkiye hayalinden ne kadar uzak oldukları aşikar olan gazetecilere daha temkinli yaklaşalım.

Read more »

« Previous PageNext Page »