<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>f e l a h</title>
	<atom:link href="http://felah.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://felah.wordpress.com</link>
	<description>&#34;yazı iktidardır!&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 03 Jan 2012 18:55:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='felah.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://0.gravatar.com/blavatar/eee312d153fd80eaf7294b04fc3b243f?s=96&#038;d=http%3A%2F%2Fs2.wp.com%2Fi%2Fbuttonw-com.png</url>
		<title>f e l a h</title>
		<link>http://felah.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://felah.wordpress.com/osd.xml" title="f e l a h" />
	<atom:link rel='hub' href='http://felah.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Bir hakikat tasavvuru olarak sanat</title>
		<link>http://felah.wordpress.com/2012/01/03/bir-hakikat-tasavvuru-olarak-sanat/</link>
		<comments>http://felah.wordpress.com/2012/01/03/bir-hakikat-tasavvuru-olarak-sanat/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 18:54:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FeLaH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://felah.wordpress.com/?p=1310</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Anadolu Öğrenci Birliği Sakarya Temsilciliği bir aydır devam ettirdiği Düşünce Akademisi seminerlerinin geçtiğimiz haftaki son dersinde sanat konusuna değindi. Araştırmacı-Yazar İsmail Doğu ile “bir hakikat tasviri olarak sanat” başlığı altında hayata bakış algısının sanat ve hakikat ilişkisini de şekillendirdiği üzerinde konuşuldu. Bu konuyu neden ele almamız gerektiği, bunun zaruriyetine dair kısa bir girişten sonra &#8230; <a href="http://felah.wordpress.com/2012/01/03/bir-hakikat-tasavvuru-olarak-sanat/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1310&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://felah.files.wordpress.com/2012/01/da_sanat_ismail_dogu03.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1311" title="OLYMPUS DIGITAL CAMERA" src="http://felah.files.wordpress.com/2012/01/da_sanat_ismail_dogu03.jpg?w=530&#038;h=397" alt="" width="530" height="397" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Anadolu Öğrenci Birliği Sakarya Temsilciliği bir aydır devam ettirdiği Düşünce Akademisi seminerlerinin geçtiğimiz haftaki son dersinde sanat konusuna değindi. Araştırmacı-Yazar İsmail Doğu ile “bir hakikat tasviri olarak sanat” başlığı altında hayata bakış algısının sanat ve hakikat ilişkisini de şekillendirdiği üzerinde konuşuldu.</p>
<p><span id="more-1310"></span>Bu konuyu neden ele almamız gerektiği, bunun zaruriyetine dair kısa bir girişten sonra sanatın hayatın hangi noktasına tekabül ettiği tartışıldı. Müslümanların sanat alanına ilgisizliğine yönelik kısa bir eleştiriden sonra yeryüzündeki onca kargaşanın arasında bir de sanat ile ilgilenmenin gereksiz olmadığı çünkü aslında varoluşsal bir kaygıyı her insanın taşıdığı ve hayattaki önceliğinde bu kaygının peşinde koşmak olduğuna değinildi.  Yazar Doğu hangi dini veya ideolojik temele dayanırsa dayansın hayattan kopuk, hayattan kendini soyutlamış her çabanın beyhude olduğunu söyledi.</p>
<p>Özetle:</p>
<p>“Niçin sorusu ontolojik bir sorudur, niçin sanat yapılır? Bu soruyu sorduğumuzda işte asıl kopukluk olup olmadığını burada anlarız. Nasıl ise metodolojik bir sorudur, vasıtalar çok önemli değildir. Niçin sorusunun izahı bir arayış olduğu için sanat yapılır’dır. İnsanlar hayata dair sorgulamalarında girdikleri arayış neticesinde sanata sığınırlar. Bu arayışı anlatmak yani tasvir etmek, sanatın kendisidir işte. Sanatı bu anlamda hep ontoloji hem de epistemolojiyle bir arada ele almak lazım. Ancak epistemoloji derken ilim kastediyorum, malumat değil. Sanat ilim ile mücehhezdir. Ve enteresandır ilim kelimesinin Arapça kökünden ayrıca alem kelimesi çıkar ki hakiki ilm’in alem ile olan alakasından söz edebiliriz.</p>
<p>Önce kelime’yi tanıyalım. Kelime, yarmak demektir. Yararak bir şeyin içini açıyoruz, haliyle bir acı oluşuyor kanatıyor ameliyat gibi bir şey.</p>
<p>Dil dediğimiz şey sesi renk, yazı ve rol’den oluşur. Toplam dört şekilde ifade edebilir insanlar kendilerini.  Rol’den kasıt jest, mimik yani beden dili. Sanat, bilim, felsefe ve din ise sistemlerdir. Bunlardan din diğer üçünün yaslandığı temel olarak alınabilir. Bütün bu sistemler hakikat arayışının sonucudur, bir arayışın neticesidir.</p>
<p>Hakikatin bir indirgeyici yönü vardır bir de bütünleyici. Şunu baştan söylemek gerek ki insan olmaklık yönümüzle sonuçta sanat yaparken elbette indirgeyip tek bir şeyi anlatabiliyoruz. Ancak bu indirgediğimiz şey bütünden bir parça ise o zaman tutarlıdır ve hayatı parçalamaz.  Hayata indirgeyici parçalayıcı bakmak demek o parçayı bütünden koparmak demektir. Hayatı parçaladığımızı anlamama riskimiz de var, bunun farkında olmayabiliriz. Bunun adı gizli şirktir. Nasıl tanımlamış Peygamber Efendimiz: Karanlık bir gecede karanlık bir kayanın üstündeki bir karıncanın ayak sesi. Bunun fark edilemezliği üzerinde duruyor. Sorgulamamız lazım yine de. Sorgulamayan, hayatı önemsemeyen, şirk yanlışına düşme endişesi taşımayan adam o kayada fil de tepinse fark etmeyecektir. Yapmamız gereken hayatı elbette bir noktasından tutup sanata yansıtabiliriz ancak bunun hakikatın uzamı olmasına dikkat edeceğiz.</p>
<p>Varlık dediğimiz şey realite’dir sonuç olarak, yaşadığımız an’dır. Bir kaçış serüveni zaman’dan: patos. İşte buhrandaki pek çok sanatçı, felsefeci bu kaçışı gördü, yaşadı, resmetti ama bir ethos’u yani varış’ı veremediler. İşte bu da nihilizme neden oluyor. Yanlış anlaşılmasın varış’ı göstermek demek reçete sunmak demek değildir. Bu iş öyle kolay da değildir. Bu, benim de aklımı kurcalayan bir durum.”</p>
<p>Anadolu öğrenci birliği’nin sakarya’daki düşünce akademisi ilk yılında dört dersi başarıyla devam ettirip kısa bir kış tatili arası vermiştir. Her ay üst başlıklar halinde eğitim, İslamcılık, anayasa ve sanat’ın konuşulduğu periyodik seminer dizisine Şubat ayında kaldığı yerden devam edecektir. Adapazarı’ndaki herkesi bekleriz.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/felah.wordpress.com/1310/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/felah.wordpress.com/1310/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/felah.wordpress.com/1310/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/felah.wordpress.com/1310/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/felah.wordpress.com/1310/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/felah.wordpress.com/1310/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/felah.wordpress.com/1310/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/felah.wordpress.com/1310/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/felah.wordpress.com/1310/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/felah.wordpress.com/1310/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/felah.wordpress.com/1310/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/felah.wordpress.com/1310/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/felah.wordpress.com/1310/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/felah.wordpress.com/1310/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1310&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://felah.wordpress.com/2012/01/03/bir-hakikat-tasavvuru-olarak-sanat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/96aaccfae9aede7dec85be54b10d2aba?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">felah</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://felah.files.wordpress.com/2012/01/da_sanat_ismail_dogu03.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">OLYMPUS DIGITAL CAMERA</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>bizim ölülerimiz için de bir mezarlık</title>
		<link>http://felah.wordpress.com/2012/01/03/bizim-olulerimiz-icin-de-bir-mezarlik/</link>
		<comments>http://felah.wordpress.com/2012/01/03/bizim-olulerimiz-icin-de-bir-mezarlik/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 18:44:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FeLaH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://felah.wordpress.com/?p=1307</guid>
		<description><![CDATA[herr jeneral şiirinin türkçesine ufak bir katkı: bay general bay general ölülerimize bir mezarlık görüyorum ki parmakların var ölülerimizin de parmakları vardı sabırsızdılar akşam olduğunda bir gitarın telleri üstünde dans eder gibi dolaşırlardı bir yârin göğsünde bay general bay general görüyorum ki gözlerin var ölülerimizin de gözleri vardı kirpikli ve kaşlıydı kınalı kuzular gibi duvaklı &#8230; <a href="http://felah.wordpress.com/2012/01/03/bizim-olulerimiz-icin-de-bir-mezarlik/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1307&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://felah.wordpress.com/2011/12/30/goristanek-ji-bo-miriyen-me/">herr jeneral </a>şiirinin türkçesine ufak bir katkı:</p>
<p>bay general bay general<br />
ölülerimize bir mezarlık<br />
görüyorum ki parmakların var<br />
ölülerimizin de parmakları vardı</p>
<p>sabırsızdılar akşam olduğunda<br />
bir gitarın telleri üstünde dans eder gibi<br />
dolaşırlardı bir yârin göğsünde</p>
<p>bay general bay general<br />
görüyorum ki gözlerin var<br />
ölülerimizin de gözleri vardı<br />
kirpikli ve kaşlıydı</p>
<p>kınalı kuzular gibi duvaklı<br />
derin derin bakarlardı vadilere<br />
ve sebepsiz ağlarlardı<br />
unutulmuş bir şelale gibi</p>
<p>bay general bay general<br />
bizim ölülerimiz için de bir mezarlık<br />
biliyorum ki çağdaşsın sen<br />
dolaşırsın yıldızların arkasını</p>
<p>dünyanın aynası senin ellerinde<br />
bizim ölülerimiz için de bir mezarlık<br />
ki dinsinler toprağın altında</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/felah.wordpress.com/1307/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/felah.wordpress.com/1307/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/felah.wordpress.com/1307/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/felah.wordpress.com/1307/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/felah.wordpress.com/1307/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/felah.wordpress.com/1307/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/felah.wordpress.com/1307/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/felah.wordpress.com/1307/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/felah.wordpress.com/1307/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/felah.wordpress.com/1307/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/felah.wordpress.com/1307/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/felah.wordpress.com/1307/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/felah.wordpress.com/1307/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/felah.wordpress.com/1307/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1307&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://felah.wordpress.com/2012/01/03/bizim-olulerimiz-icin-de-bir-mezarlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/96aaccfae9aede7dec85be54b10d2aba?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">felah</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Goristanek ji bo miriyên me&#8230;</title>
		<link>http://felah.wordpress.com/2011/12/30/goristanek-ji-bo-miriyen-me/</link>
		<comments>http://felah.wordpress.com/2011/12/30/goristanek-ji-bo-miriyen-me/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Dec 2011 17:37:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FeLaH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://felah.wordpress.com/?p=1299</guid>
		<description><![CDATA[Herr jeneral herr jeneral Goristanek ji bo miriyên me Ez dibînim ku tiliyên te hene Tiliyên miriyên me jî hebûn Bê tebat bûn dema êvarê silav dida Wekî li ser têlên gîtarekê bireqisin Digeriyan li ser sînga evînekê Herr jeneral herr jeneral Ez dibînim ku çavên te hene Çavên miriyên me jî hebûn Bi birû &#8230; <a href="http://felah.wordpress.com/2011/12/30/goristanek-ji-bo-miriyen-me/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1299&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://felah.files.wordpress.com/2011/12/uludere.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1300" title="uludere" src="http://felah.files.wordpress.com/2011/12/uludere.jpg?w=530" alt=""   /></a></p>
<p>Herr jeneral herr jeneral<br />
Goristanek ji bo miriyên me<br />
Ez dibînim ku tiliyên te hene<br />
Tiliyên miriyên me jî hebûn<br />
Bê tebat bûn dema êvarê silav dida<br />
Wekî li ser têlên gîtarekê bireqisin<br />
Digeriyan li ser sînga evînekê</p>
<p>Herr jeneral herr jeneral<br />
Ez dibînim ku çavên te hene</p>
<p>Çavên miriyên me jî hebûn<br />
Bi birû û bijang bûn<br />
Wekî berxên ser bi xêlî<br />
Kûr kûr li newalan dinihêrîn<br />
Û bê sedem digiriyan<br />
Wekî sûlaveka jibîrkirî</p>
<p>Herr jeneral herr jeneral<br />
Goristanek ji bo miriyên me jî</p>
<p>Dizanim ku tu hevdem î<br />
Digerî li pişt stêrkan<br />
Ayîneya cîhanê di destê te de<br />
Goristanek ji bo miriyên me jî<br />
Ku bitebitin di binê axê de</p>
<p>Selim Temo&#8217;ya ait bir şiir&#8230;</p>
<p>Türkçe çevirisini sunan Alaattin Ayhan&#8217;a şükranlarımla&#8230;(eksik yönlerinin olabileceğini kabulle&#8230;)</p>
<p>Hey general hey general<br />
Bizim ölülerimiz için bir mezarlık</p>
<p>Görüyorum ki parmakların var<br />
Ölülerimizin de parmakları vardı<br />
Akşam olurken sabırsızdılar<br />
Bir gitarın tellerinin üzerinde dans eder gibi<br />
Dolaşıyorlardı bir yârin kucağında</p>
<p>Hey general hey general<br />
Görüyorum ki gözlerin var</p>
<p>Ölülerimizin de gözleri vardı<br />
Kirpikli ve kaşlıydılar<br />
Kuzular gibi duvaklı<br />
Derin derin derelere bakıp<br />
Ve sebepsiz ağlıyorlardı<br />
Unutulmuş şelale gibi</p>
<p>Hey general hey general<br />
Bizim ölülerimiz için de bir mezarlık</p>
<p>Biliyorum ki sen her zaman<br />
Yıldızların ardında dolaşırsın<br />
Dünyanın aynası senin ellerinde<br />
Bizim ölülerimiz için de bir mezarlık<br />
Ki toprağın altında rahatlasınlar&#8230;</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/felah.wordpress.com/1299/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/felah.wordpress.com/1299/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/felah.wordpress.com/1299/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/felah.wordpress.com/1299/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/felah.wordpress.com/1299/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/felah.wordpress.com/1299/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/felah.wordpress.com/1299/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/felah.wordpress.com/1299/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/felah.wordpress.com/1299/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/felah.wordpress.com/1299/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/felah.wordpress.com/1299/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/felah.wordpress.com/1299/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/felah.wordpress.com/1299/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/felah.wordpress.com/1299/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1299&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://felah.wordpress.com/2011/12/30/goristanek-ji-bo-miriyen-me/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/96aaccfae9aede7dec85be54b10d2aba?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">felah</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://felah.files.wordpress.com/2011/12/uludere.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">uludere</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>yumurta deyip geçeydim&#8230;</title>
		<link>http://felah.wordpress.com/2011/12/16/yumurta-deyip-geceydim/</link>
		<comments>http://felah.wordpress.com/2011/12/16/yumurta-deyip-geceydim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Dec 2011 21:42:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FeLaH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://felah.wordpress.com/?p=1297</guid>
		<description><![CDATA[küçüktüm. istanbul&#8217;un merkez bir yerinde ama orta sınıf mahallelerinden birinde geniş bahçeli müstakil bir evde geçti küçüklüğüm. annemin işten dönüşünü, ders zilinin çalışını, haftalık dizimin başlamasını falan beklemekle geçerdi günler. O zamanlar beklemeyi bilirdim, zûl gelmezdi. Oyun oynamanın o esrarengiz büyüsü, zaman nasıl geçer anlamazdım&#8230; Bir gün abim elinde birkaç civciv ile çıkageldi pazardan. Çocuk &#8230; <a href="http://felah.wordpress.com/2011/12/16/yumurta-deyip-geceydim/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1297&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>küçüktüm. istanbul&#8217;un merkez bir yerinde ama orta sınıf mahallelerinden birinde geniş bahçeli müstakil bir evde geçti küçüklüğüm. annemin işten dönüşünü, ders zilinin çalışını, haftalık dizimin başlamasını falan beklemekle geçerdi günler. O zamanlar beklemeyi bilirdim, zûl gelmezdi. Oyun oynamanın o esrarengiz büyüsü, zaman nasıl geçer anlamazdım&#8230;</p>
<p>Bir gün abim elinde birkaç civciv ile çıkageldi pazardan. Çocuk masumiyetimizle biz üç kardeş, evimizin kömürlüğünde onlara derme çatma bir kulübe yapıp uzun süre baktık. Ellerimizle yakaladığımız sineklerle, topladığımız solucanlarla beslerdik onları. Her gün sırayla nöbet tutup bahçede gezdirir, kedi tehlikesinden endişe ederdik. Büyüdükleri zaman,  bize yumurta verdiler. İlk yumurtaları gördüğümüzdeki sevinci hala hatırlarım. İstanbul&#8217;un göbeğinde orta halli bir mahallede, çocukluğunun belli bir dönemini her sabah kümesten alınan taze yumurta yiyerek geçiren biri olmanın ayrıcalığını kaç kişi anlar ki&#8230; Yıllar sonra bugün eve alınan yumurtaları dolaba dizerken yumurtaların üzerindeki standart mühürlü etiketleri görünce içim burkuldu, yıllar öncesine gittim&#8230; Her biri buz gibi on beş adet yumurtayı dolaba dizdim usul usul&#8230;&#8221;basit&#8221; bir yumurta için ödenen bedelleri düşünmeye başladım&#8230;</p>
<p>anlar gibi oldum, herşey gibi onlar da tektip, tek düze, tatsız, yavan, yalan, sahte&#8230;</p>
<p>hey yumurtaya can veren Allah&#8217;ım&#8230;</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/felah.wordpress.com/1297/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/felah.wordpress.com/1297/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/felah.wordpress.com/1297/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/felah.wordpress.com/1297/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/felah.wordpress.com/1297/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/felah.wordpress.com/1297/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/felah.wordpress.com/1297/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/felah.wordpress.com/1297/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/felah.wordpress.com/1297/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/felah.wordpress.com/1297/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/felah.wordpress.com/1297/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/felah.wordpress.com/1297/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/felah.wordpress.com/1297/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/felah.wordpress.com/1297/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1297&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://felah.wordpress.com/2011/12/16/yumurta-deyip-geceydim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/96aaccfae9aede7dec85be54b10d2aba?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">felah</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>kuştepe&#8217;de bir akşam üstü</title>
		<link>http://felah.wordpress.com/2011/12/14/kustepede-bir-aksam-ustu/</link>
		<comments>http://felah.wordpress.com/2011/12/14/kustepede-bir-aksam-ustu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Dec 2011 15:15:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FeLaH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://felah.wordpress.com/?p=1289</guid>
		<description><![CDATA[Koşturmak bir alınyazısı sanki… Bildim bileli bir yerlere yetişmeye çalışırım ben. Bir sokağa girmem söylendi dümdüz aşağı inince camiyi geçince bla bla… “Ne karanlık yüzler var burada” dedim. Karmakarışık bir mahalle…Varoş semtlerinden biri kültür başkentinin.. Turistlerin gelmediği yerlerden işte hemen arkasında kuleler dikili, o kulelerin camından bakanlar ile hiçbir zaman o kulelerden bakamayacak olanların göz &#8230; <a href="http://felah.wordpress.com/2011/12/14/kustepede-bir-aksam-ustu/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1289&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Koşturmak bir alınyazısı sanki… Bildim bileli bir yerlere yetişmeye çalışırım ben. Bir sokağa girmem söylendi dümdüz aşağı inince camiyi geçince bla bla… “Ne karanlık yüzler var burada” dedim. Karmakarışık bir mahalle…Varoş semtlerinden biri kültür başkentinin.. Turistlerin gelmediği yerlerden işte hemen arkasında kuleler dikili, o kulelerin camından bakanlar ile hiçbir zaman o kulelerden bakamayacak olanların göz göze gelemediği bir yaşam alanı… Ama bu kabulleniş, asaletten yoksun, sütü bozuk, namert sesler tezahürü… Bir kadının tek başına korkusuzca yürüyemediği her yer böyledir, kirlenmiştir. Ya gökdelenler dikildikten sonra ya da önce bu mahalle iğfal edilmiştir. Karanlık yüzlerden sıyrılıp vakit namazı için tarif edilen camiye girdim. İnsan gözlerini kapayınca görmeyebiliyor da sözler öyle değil… duymak zorunda kaldıklarımdan arınmayı dileyerek çıktım camiden. Arkadaşı beklerken avluda, uzun kahverengi montlu, atkısı ve beresiyle dolanan ihtiyar bir amcayı izledim birkaç saniye. Yıllar öncesinin vazgeçilmezi olan yumurta topuklu ayakkabılarına da uzun uzun gülümsedim, dayanamadım laf attım ve başladık muhabbete. Eşi vefat etmiş, çocuklar pek bakmıyorlarmış, yalnız başına yaşıyormuş… Doğma büyüme Eyüplü, benim şimdi yaşadığım yerlerde onun çocukluğu geçmiş, anlatıyor anlatıyor… “Öğrenci misin” dedi, “evet” dedim. “Maşallah” dedi. “Elektirik, su falan napıyorsun amca ödeyebiliyor musun” diye sordum. Şükür, hemen oracıktaydı. Sonra sanki  sadece beklemek bulunduğum bu karanlık semtin beni boğduğunu anlamış gibi ama söylediğinin aklımdan hiçbir zaman çıkmayacağını bilmeyerek şunu söyledi: “ Şimdi her yerde elektirik var ama insanlar yine de mutsuz. Bizim zamanımızda dedi, mum vardı a gızım, gaz lambası vardı. Ammmaa içeri girdin miydi kadınlarımızın, kızlarımızın yüzleri aydınlatırdı odayı, senin gibiydiler…”</p>
<p>İnsan yüzünün aydınlattığı evlerimizi karanlıklar boğuyor şimdi… kalb kararınca göz sıcak bakamaz amca. Nur…içimize yağsa ya yeniden…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>11 Aralık &#8217;11/ Kuştepe, İstanbul</em></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/felah.wordpress.com/1289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/felah.wordpress.com/1289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/felah.wordpress.com/1289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/felah.wordpress.com/1289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/felah.wordpress.com/1289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/felah.wordpress.com/1289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/felah.wordpress.com/1289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/felah.wordpress.com/1289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/felah.wordpress.com/1289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/felah.wordpress.com/1289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/felah.wordpress.com/1289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/felah.wordpress.com/1289/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/felah.wordpress.com/1289/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/felah.wordpress.com/1289/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1289&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://felah.wordpress.com/2011/12/14/kustepede-bir-aksam-ustu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/96aaccfae9aede7dec85be54b10d2aba?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">felah</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Papalagi</title>
		<link>http://felah.wordpress.com/2011/11/19/papalagi/</link>
		<comments>http://felah.wordpress.com/2011/11/19/papalagi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Nov 2011 19:50:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FeLaH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://felah.wordpress.com/?p=1287</guid>
		<description><![CDATA[{Tasfiye Dergisi 35. sayıda yayınlandı. Devamı dergide&#8230;] Bir yerli kabile şefinin yalın diliyle sosyolojinin kısa tarihi Bir gemi, Güneydenizi açıklarında Polinezya isimli bir diyara doğru süzülürken ufuk çizgisinde bir delik belirdi.  Geminin neden olduğu bu deliğin içinden beyaz bir adam çıktı ve geminin yaklaştığı kara parçasına ayak bastı. Samoa köylüleri göğü delip geçen bu adamı &#8230; <a href="http://felah.wordpress.com/2011/11/19/papalagi/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1287&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>{Tasfiye Dergisi 35. sayıda yayınlandı. Devamı dergide&#8230;]</p>
<p><strong>Bir yerli kabile şefinin yalın diliyle sosyolojinin kısa tarihi</strong></p>
<p>Bir gemi, Güneydenizi açıklarında Polinezya isimli bir diyara doğru süzülürken ufuk çizgisinde bir delik belirdi.  Geminin neden olduğu bu deliğin içinden beyaz bir adam çıktı ve geminin yaklaştığı kara parçasına ayak bastı. Samoa köylüleri göğü delip geçen bu adamı karşılarında görünce şaşırdılar. O, kendi inandığı Tanrı’yı ve uzaklardaki uygarlığını bu yerli halka anlatmaya gelen Avrupalı bir misyonerdi. Samoa yerlileri göğü delen anlamında ona Papalagi dediler. Bir daha da hiç gitmedi.</p>
<p>Upolu adası sakinleri bu beyaz adamı çok sevdiler. Onun “aydınlanmış” halkının hikayelerini merakla ve büyülenerek dinlediler. Beyaz adamın köylerinde açtıkları okullarda okudular ve onun hep bahsettiği uygarlık ülkesinin gizemiyle yaşadılar. Ancak içlerinden Tuiavii isimli yerli biraz farklıydı. İlkel halklarda yaygın bir şekilde var olan ve onları Batı’dan ayıran en önemli özellik olan içsel güç onda çok belirgin bir şekilde vardı ve onun bilgeliği herhangi bir eğitime değil doğal bir yalınlığa dayanıyordu.  İçindeki merak ve öğrenme duygusu ile bir gün, ansızın çıkıp gelen beyaz adamın ülkesine gitti. Halkının büyülendiğini ve büyük bir yanılgıya düştüklerini gördüğünde ise geri döndü adasına. Olan biteni, gördüğü bütün gerçekleri anlatmak için bir konuşma metni hazırladı. Yıllar sonra bu konuşma metni bir Avrupalı tarafından Avrupa’nın yüzüne vuruldu adeta. Yerli insanın beyaz adamı nasıl gördüğünün izahı Alman yazın tarihinde bir ilk’e neden olacaktı. Erich Scheurmann büyük bir iş başarmıştı doğrusu. Yerli Samoa köylüsü Tuiavii’nin gözüyle anlatılan Papalagi tüm Avrupa’da hızla yayıldı. “Kendimizi bir kez olsun eğitilmiş ve kültürlü insanlar olarak görmeyi bir kenara bırakalım” diyor Scheurmann kitabın giriş kısmında, “ Tuiavii’nin eğitim yüzünden sağlığını yitirmemiş ve henüz doğal duygularını koruyan hataya açık bu güneydeniz yerlisinin basit düşüncelerine ve bakış açısına kulak verelim. O bizim tanrılarımızı kendi ellerimizle yok edip yerine ölü tabular koyduğumuz dünyamızı tanımamıza yardım ediyor.”</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/felah.wordpress.com/1287/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/felah.wordpress.com/1287/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/felah.wordpress.com/1287/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/felah.wordpress.com/1287/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/felah.wordpress.com/1287/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/felah.wordpress.com/1287/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/felah.wordpress.com/1287/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/felah.wordpress.com/1287/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/felah.wordpress.com/1287/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/felah.wordpress.com/1287/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/felah.wordpress.com/1287/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/felah.wordpress.com/1287/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/felah.wordpress.com/1287/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/felah.wordpress.com/1287/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1287&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://felah.wordpress.com/2011/11/19/papalagi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/96aaccfae9aede7dec85be54b10d2aba?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">felah</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Van&#8217;dan mektup var&#8230;</title>
		<link>http://felah.wordpress.com/2011/11/13/vandan-mektup-var/</link>
		<comments>http://felah.wordpress.com/2011/11/13/vandan-mektup-var/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 13 Nov 2011 21:34:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FeLaH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://felah.wordpress.com/?p=1284</guid>
		<description><![CDATA[Muş Alparslan Üniversitesi Araştırma Görevlisi Adem Palabıyık&#8217;ın ne zaman yazacak diye beklediğim yazısı: 13 Kasım 2011 Yeni Şafak Depremin yaraları daha yeni yeni sarılıyordu ki Van çok şiddetli bir sarsıntıyla tekrar eski haline geri döndü. Allah kimseye böylesine bir felaket yaşatmasın lakin insanın başına böyle bir şey geldiği zaman da yine sığınağı, en başta bu &#8230; <a href="http://felah.wordpress.com/2011/11/13/vandan-mektup-var/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1284&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Muş Alparslan Üniversitesi Araştırma Görevlisi Adem Palabıyık&#8217;ın ne zaman yazacak diye beklediğim yazısı:</p>
<p>13 Kasım 2011 Yeni Şafak</p>
<p>Depremin yaraları daha yeni yeni sarılıyordu ki Van çok şiddetli bir sarsıntıyla tekrar eski haline geri döndü. Allah kimseye böylesine bir felaket yaşatmasın lakin insanın başına böyle bir şey geldiği zaman da yine sığınağı, en başta bu tür felaketi yaşatmamasını istediğiniz Allah&#8217;ınız oluyor. O zaman edeceğiniz dua değişiyor, Allah daha kötüsünden korusun&#8230;Biz burada yaşadığımız felaketin acısını sarmaya çalışırken, duyduklarımız ve gördüklerimiz bizi daha çok üzüyor. Türkiye&#8217;nin en ücra noktalarından biri olan ama Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin bir vilayeti olan Van ile alakalı olarak söylenenler, insanlık onuruna sığmıyor. Çok kısa süre geçti ama siz değerli okuyuculara felaketin tam ortasında olan biri olarak bilgi vermek gerektiği için yazmak istediklerimi bir bir kategorilendireceğim. Sosyolog olduğum için böylesine bir metot izlememi umarım hoş görürsünüz.</p>
<p><span id="more-1284"></span></p>
<p><strong>VAN&#8217;IN ŞANSI AK PARTİ HÜKÜMETİ</strong></p>
<p>Hükümet: AK Parti hükümeti, bu aralar Van&#8217;ın başına gelen güzel şeylerden biri gibi görünüyor. Başbakan Erdoğan&#8217;ın olayın olduğu gün Van&#8217;a gelmesi ve gelişinin en büyük artçı depremler devam ediyorken olması, halka bir özgüven kazandırdı. Böylelikle Van halkı en azından yalnız olmadığı hissetti. Fakat benzer durumlar, AK Parti adına Van&#8217;ı temsil edenlerde ve Van adına konuşanlarda nedense bir türlü görülemedi. Halkın en ihtiyacı olduğu anlarda, kendilerini temsil edenleri yanlarında görememesi büyük bir hayal kırıklığı yaşattı. Seçim zamanların vatandaşların evlerini teker teker dolaşan bazı isimlerin, bu tür felaketlerden sonra sadece &#8220;bulunmak&#8221; için şehirde olmalarının ne kadar anlamsız olduğunu sizler dahi düşünebilirsiniz. 6 çocuklu bir aile için çadır arayışımızın bir türlü sonuç vermemesi, bu ailenin soğuk geceleri dışarıda geçirmesi ve çadırın ancak 5. gün bulunması, yukarıda bahsettiğimiz durumun ne kadar doğru olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bu durum sadece bizim şahit olduklarımız, bunlar gibi binlerce aile ilk 4 gün benzer durumlar yaşadı.</p>
<p>Burada vatandaş hükümetine de Başbakan&#8217;ına da güveniyor ama sayın Başbakan&#8217;ın bazı şeyleri yeniden sorgulaması gerekiyor. Milletvekili demek, böylesine zor durumlarda halkın arasından bulunmak, onlarla aynı çadıra girmek ve benzer duyguları yaşamak demektir. Her defasında Başbakan Erdoğan, &#8220;gidin, fakirlerin sofrasında oturun, onlarla birlikte olun&#8221; diyor, zaten bu halk da Başbakan&#8217;ını bu yüzden bu kadar çok seviyor ama sayın Başbakan&#8217;ın bu tür durumlarda çevresindekileri kişileri iyi seçmesi gerektiği ne yazık ki bir kez daha ortaya çıkıyor. Ayrıca depremzedelere, 2. depremin ardından sonra yıkılan Bayram oteli önünde yapılan gaddarca muamele vicdanlara sığmıyor, evet aralarında provokatörler olabilir belki ama o an içinde, herkesin aynı kategoride düşünülebilmesi mümkün değil. Sağlam evlere geçilmesini söyleyen kişilere karşın tepkiler çok normal, çünkü bu insanların canı yanmış, yakınları ölmüş, kaç gündür soğuktalar, eşleri ve çocukları belki de çok büyük sıkıntılar içinde, onların söyledikleri sonucunda bu tür muamelelere tâbi kalmasını, Allah da kabul etmeyecektir.</p>
<p><strong>BAHÇELİ&#8217;NİN BASİRETİ KILIÇDAROĞLU&#8217;NIN ANTİPATİKLİĞİ</strong></p>
<p>Muhalefet: Çok kısa değinmek gerekirse sayın Bahçeli&#8217;nin üslubunu tebrik etmek gerekir. Van ile ilgili olarak yapılan insafsız yorumlar karşısında yaptığı sağduyu çağrıları, Van&#8217;da güzel bir yankı buldu. En azından Van için &#8220;Milliyetçi Hareket Partisi lideri&#8221; en azından eski misyona sahip biri olarak görülmüyor, bu iyi bir gelişme. Fakat tam aksine Kemal Kılıçdaroğlu&#8217;na karşı varolan antipati giderek artıyor. Deprem meydana geldiğinde kullandığı &#8220;istifa&#8221; türü söylemlerin ne kadar yersiz olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Cumhuriyet Bayramı ile alakalı olarak kullandığı ifade ise varolan bütün saygınlığının bitmesine vesile oldu, tabi ki Van için. Deprem gölgesi altında yapılan kutlamalar için hükümetin almış olduğu kararları, anlaşılmaz bir şekilde Cumhuriyet ile ilişkilendirmeyi nasıl başarabildi, hâlâ Van halkı bunu anlayabilmiş değil. Kılıçdaroğlu, gerçek bir lider olamadığını bir kez daha kanıtladı. Ayrıca kullandığı ifade, Van ile ilgili söylediklerinde hiçbir samimiyet bulunmadığının bir göstergesi olarak da görülebilir. Ülke böylesine bir haldeyken, hâlâ içi boş konularla gündemi meşgul eden Kılıçdaroğlu&#8217;na karşı Van halkı oldukça öfkeli, hatta Başbakan Erdoğan&#8217;ın, Kılıçdaroğlu&#8217;na karşı nasıl sabrettiğini anlayabilmiş değiller. Bir muhalefet lideri düşünün ki, ülkenin doğusu en büyük felaketle karşı karşıyayken, kendisini de enternasyonal soldan sayarken, kalkıp deprem için alınan bir kararı Cumhuriyet kutlamalarının unutturulması konusuyla ilişkilendirebiliyor. Sayın Kılıçdaroğlu&#8217;ndan ricamız bir daha Van için sahip olduğu duygularını bizimle paylaşmaması. Ne kadar traji-komik bir durum. Bu kişi M. Kemal Atatürk&#8217;ün kurmuş olduğu partinin şu an ki lideri. Yazık&#8230;</p>
<p>Medya: Depremden sonra medyada dile getirilen bazı insafsız ifadeler oldukça üzücü. Bunları yeniden dile getirmek istemiyoruz, çünkü bu bizi daha da üzüyor. Şükür ki, bu tür ifadeler karşılığını hemen buldu. &#8220;İlahi adalet, Allahın sopası, vb.&#8221; gibi ifadeler, Van halkını oldukça üzdü. Zaten depremin devamı da geldi, ikinciyle Van şehri tam bir hayalet kent oldu. Şimdi bu sözleri Van halkı için söylemeyi reva görenleri yüzü utançtan kızarıyor mu acaba çok merak ediyoruz. İnşallah aynı şey, bunları dile getiren kişilerin başına gelmez, çünkü hayatta en zor şeylerden biri çaresiz kalmak. Allah kimseye bunu nasip etmesin.</p>
<p><strong>BDP VE VAN BELEDİYESİ SINIFTA KALDI</strong></p>
<p>BDP ve Van Belediyesi: Van Belediyesi, deprem sonrası çalışmalarında sınıfta kaldı. Belediyenin böylesine bir duruma hazırlıksız olduğu ve hiçbir önlem almadığı açık bir biçimde ortaya çıktı. Ayrıca, bir yerel yönetimden beklenen performans Van Belediyesi tarafından başarılı bir biçimde sergilenemedi. Belediye araçlarının gıda ve çadır yardımlarında taraflı davranması, Van halkı olarak bizi daha fazla üzdü. BDP için oy potansiyelinin fazla olduğu yerlerde belediye araçlarının daha fazla görülmesi, buna karşın farklı mahallelerde tam tersi durumların olması, oldukça düşündürücü bir durum. Gelen yardımların nerelerde, nasıl kullanıldığı bir türlü izah edilemiyor, ayrıca Van halkı olarak bunu biz de anlamıyoruz. Nasıl olurda bir yardım aracı bazı mahallelere hiç girmedi? Bunun cevabını kim verebilir ki? BDP&#8217;li bazı görevliler, bizden değilsiniz diyerek, birçok kişiye çadır vermediler. Buna bizzat şahit oldum. Böylesine bir zamanda yapılacak bir eylem mi bu Allah aşkına? Siz-biz ayrımının yapılması kabul edilebilir bir şey mi? Bunu BDP&#8217;li vekillerin araştırması gerekiyor, her kim bu haksızlığı yapmış ise bunun hesabını vermeli. Buradan BDP&#8217;li yöneticilere ve milletvekillerine seslenmek istiyorum, lütfen o anlarda bize bu muameleleri BDP kimliği altında yapanların yanına bunları koymayın, eğer ki biraz adaletiniz varsa!!!</p>
<p>Bunun yanında bazı yardım kolilerinde Türk bayrağı çıkması da oldukça içlendiğimiz bir durum. Kürt sorunu ile PKK&#8217;nın ayrı sosyolojik gerçekler olduğu defalarca dile getirildi, hatta bunu sürekli dile getiren yazılarda benimde imzalarım vardır fakat görülüyor ki bu ayrımı anlatmak için harcanan tüm çabalar heba edilmiş gibi. Hakikaten Van halkı merak ediyor; Batı&#8217;dan bakıldığı zaman bütün Vanlılar PKK&#8217;lı mı görünüyor? Eğer değilse, öyleyse nedir bu insafsızca söylemler? AK Partili ve BDP&#8217;li milletvekillerinin bir arada olması ise oldukça olumlu bir durum, demek ki en azından bazı durumlarda bir araya gelebilecek gücümüz hâlâ mevcut. Bunun böyle devam etmesi gerekiyor, tersi bir yaklaşım, PKK&#8217;nın ekmeğine yağ sürmekte başka bir şey değildir.</p>
<p><strong>VAN NASIL KURTULUR?</strong></p>
<p>Sonuç: Aslında o kadar çok sorulacak soru var ki, bunların bitmesi mümkün değil, o açıdan biz önemli olanlar üzerinde duralım. Neden yıkılan bazı binalara göz ucuyla bakılıp, olumlu cümleler sarf edildi? Bunu kim, hangi hakla yaptı? Bunların hesabının sorulması devletin Van&#8217;a olan bir hak borcudur.</p>
<p>Van şehri bir ticaret coğrafyasına sahip, özellikle sınır ili olduğu için çok önemli olanakları var. Van&#8217;ın kaderine terk edilmesi bazı mihrakları harekete geçirecektir. Sayın Başbakan, PKK&#8217;nın musluklarının kesilmesi gerektiğinden bahsetmişti, Van devlet için oldukça önemli bir musluktu, bunu farklı yerlere terk etmemek gerekir. Van halkı olarak &#8220;Van&#8217;ı Terk Etmeyelim&#8221; kampanyası başlatmak istiyoruz. Bu da ancak devletin güven verici yaklaşımı ile sağlanabilir. Devlet, şu an ki boşluğu kapatmazsa, kısa sürede Van&#8217;da farklı güçler, köşe başlarını kapabilecek durumdalar, bu yüzden Van halkı öncelikle devletten eski güven ortamını sağlamasını isteyecektir. Toplanan nakdi yardımlarla Van&#8217;da birkaç yılda toparlanma yaşanabilir, eğer bu anlamda devlet tarafından hızlı adımlar atılabilirse &#8220;Van&#8217;ı Terk Etmeyelim&#8221; kampanyası gelecek bahar hayat bulacaktır. Devletin ne yapacağı yada ne söyleyeceği Van halkı için oldukça mühim, insanlar güven verecek sözleri ivedilikle bekliyor.</p>
<p>3-4 yaşarında çocukların, deprem sonrası soğuk havalarda sokaklarda kalması onların Kürt ya da Türk olmasıyla alakalı değil, onlara acımak veya yardım etmek böylesine bir ölçütle değerlendirilmemeli. Allah, yaşattığı felaketlerde Türk ya da Kürt ayrımı yapmıyor, bu ancak kendisinden aciz ve akılsız insanların gerçekleştirdiği bir davranış veya düşünüş biçimi olabilir. Türkçe bilmeyen bir yaşlı kadının sokakta soğuktan titremesi, insanın aklına kendi annesinden başka bir şey getirmemeli. Herkesin ailesinden biri, bir gün böylesine zor duruma düşebilir.</p>
<p>Van depremi, büyük bir felaket ama ülke olarak bunu büyük bir fırsata çevirebiliriz. Son dönemlerde yaşanan olaylar, Doğu ile Batı arasındaki ipleri kopma noktasına getirmişti fakat bu felaket tüm Türkiye&#8217;yi yeniden tek yürek yaptı. Bizim duamız, ülkemizin bu tür felaketlerle değil güzel günlerle tek yürek olabilmesi. Tabii ki zor günlerde bir çatı altında olduğumuzu hissetmek çok güzel bir duygu ama bunu her zaman arzu etmek mümkün değil. Birbirimize olan bağlılığımızın anlık değil, ömürlük olması dileğiyle.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/felah.wordpress.com/1284/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/felah.wordpress.com/1284/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/felah.wordpress.com/1284/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/felah.wordpress.com/1284/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/felah.wordpress.com/1284/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/felah.wordpress.com/1284/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/felah.wordpress.com/1284/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/felah.wordpress.com/1284/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/felah.wordpress.com/1284/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/felah.wordpress.com/1284/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/felah.wordpress.com/1284/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/felah.wordpress.com/1284/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/felah.wordpress.com/1284/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/felah.wordpress.com/1284/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1284&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://felah.wordpress.com/2011/11/13/vandan-mektup-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/96aaccfae9aede7dec85be54b10d2aba?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">felah</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Batı-dışı çok kültürlülük örneği: Mardin</title>
		<link>http://felah.wordpress.com/2011/10/15/bati-disi-cok-kulturluluk-ornegi-mardin/</link>
		<comments>http://felah.wordpress.com/2011/10/15/bati-disi-cok-kulturluluk-ornegi-mardin/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Oct 2011 13:04:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FeLaH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://felah.wordpress.com/?p=1277</guid>
		<description><![CDATA[Ayşenur Bulut / TIMETURK 7-9 Ekim tarihlerinde Mardin Artuklu Üniversitesi’nce düzenlenen ve 10 ülkeden 100’e yakın tebliğcinin yer aldığı Keşf-i Kadim Uluslararası Midyat Sempozyumu’na iştirak etmek üzere Mardin’deydim.Türkçe, Kürtçe, Arapça, İngilizce, Süryanice ve Farsça dillerinde sunulan tebliğleri dinlemek ve başta dil ve azınlıklar meselesi gibi pek çok konuyu tartışmak imkânını Mardin’deki bu toplantı kadar başka bir şey &#8230; <a href="http://felah.wordpress.com/2011/10/15/bati-disi-cok-kulturluluk-ornegi-mardin/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1277&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ayşenur Bulut / <a href="http://www.timeturk.com/tr/2011/10/15/bati-disi-cok-kulturluluk-ornegi-mardin.html">TIMETURK</a></p>
<p><a href="http://felah.files.wordpress.com/2011/10/mardin3.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1280" title="mardin3" src="http://felah.files.wordpress.com/2011/10/mardin3.jpg?w=530&#038;h=351" alt="" width="530" height="351" /></a><a href="http://felah.files.wordpress.com/2011/10/mardin3.jpg"><br />
</a></p>
<p>7-9 Ekim tarihlerinde Mardin Artuklu Üniversitesi’nce düzenlenen ve 10 ülkeden 100’e yakın tebliğcinin yer aldığı <strong><strong><em>Keşf-i Kadim Uluslararası Midyat Sempozyumu’na </em></strong></strong><strong><strong>iştirak etmek üzere Mardin’deydim.</strong></strong>Türkçe, Kürtçe, Arapça, İngilizce, Süryanice ve Farsça dillerinde sunulan tebliğleri dinlemek ve başta dil ve azınlıklar meselesi gibi pek çok konuyu tartışmak imkânını Mardin’deki bu toplantı kadar başka bir şey veremezdi sanırım. Çok kültürlülüğün ve demokratik hakların çokça konuşulduğu günümüz dünyasında Mardin’in durduğu yer bir hayli farklılık arz ediyor çünkü. Resmi ideolojinin tahakkümünün ve kendisi gibi olmayanın tasfiye edildiği bir modernleşme sürecinin acı yarasıdır Mardin. Bu topraklara çok büyük haksızlık etmiş resmi söyleme ve bir de küreselleşmeye karşı duran bir şehirdir Mardin. Halen hayatta olan farklıklar, kaybolmaya yüz tutan farklılıkların elinden tutmaya çalışıyor bu şehirde. Küreselleşmeyle birlikte her şeyin tek tip bir modele dönüştüğü ve sıradanlaştığı zamanlarda yerel olanı korumak zorunluluğumuz ve yerelin yerel kalma talebini savunmamız her geçen gün artıyor.</p>
<p><span id="more-1277"></span></p>
<p>Sempozyumda Süryanilerin ve Mhalmî Araplarının mevcut durumlarını tarihsel süreçle birlikte ele alan sunumlar yoğun ilgi gördü. Mhalmîlerin kökünün nereden geldiği ve İslamlaşmaları ile ilgili tartışmaların yaşandığı oturumda Prof. Dr. Ahmet Ağırakça ve BDP Milletvekili Altan Tan da bu karışık meseleyle ilgili görüşlerini zikrettiler. Hâlâ daha netlik kazanmayan bu türden bilgilerin Başbakanlık arşivlerinden elde edilecek bilgilerle şeffaflık kazanması hem bölgesel açıdan hem de tarih ilmi açısından önemlidir. Yurtdışına göç eden bölge insanının söz konusu durumun Türkiye’nin gerek yakın komşularıyla gerek Avrupa ülkeleriyle ilişkilerine yansıyan bir yönü var çünkü mevcut azınlık kesim gittikleri yerde örgütlenmekte ve hak arayışında bulundukları için uluslararası hukuk mücadelesi vermektedirler. Bir şekilde bastırılmış, sindirilmiş ve göçe zorlanmış farklı dil ve dinden insanlar için yeni anayasa çalışmalarında değişiklikler yapılmalıdır.</p>
<p>Ortaöğretim 10. sınıf tarih kitaplarında Süryanilere yönelik olumsuz ifadelerin neden olduğu hava sempozyumda da hissediliyordu. Ders kitabında yer alan bilgilerin asılsız olduğuna yönelik itirazların yanı sıra Süryanilerin neden ülke dışına çıktıkları ve geri dönüp dönmeyecekleri ile ilgili bir dizi sorun da konuşuldu. Tebliğlerde Süryani topluluğunun gündelik yaşamından siyasal pozisyonlarına kadar farklı yönler anlatıldı. Kendi içinde kapalı bir grup olan Süryaniler göç ettikleri yerin dinine mensup olmuşlar ama kültür ve dillerini hep korumuşlardır. Tanzimat reformları ile birlikte bölgede başlayan değişim ve değişimin neden olduğu çatışma bugün Yezidilerin yok olmasına ya da çok az kalmasına sebep olmuştur. Cumhuriyet modernleşmesinin neden olduğu azınlıkların tasfiyesi yüzünden bölge halkı son yüzyıldır ciddi travmalar yaşıyor. Göç eden yahut göçe zorlanan Süryanilerin devletin dağıttığı tarih kitaplarında <em>“Batı’da refah buldular o yüzden gittiler”</em> gibi bir ifadenin yer alması hedef gösterdiği için kabahatlidir. Kaldı ki maddi refah için göç etmekte de herhangi bir ahlaki sakınca yok.</p>
<p>Çok kültürlülük, bugün çok sık tartışılan konuların başında geliyor. Göçmenlerin uzun bir zaman diliminin sonunda değiştirdikleri toplumsal yapının geleceğe dönük etkileri ve çözüm arayışları konuşuluyor. Mardin zikredildiğinde de benzer çok kültürlülük söylemlerinin dile gelmesine aşikarız. Ancak çok kültürlülük ve Mardin kelimeleri bir cümlede geçerken atlanan bir husus var. Çok kültürlülük modern bir söylem ve Avrupa’da doğmuş ve yine oraya ait sorunların teşhisi ve tedavisi için pratikleşmiştir. Bu kavramın konuşulduğu Avrupa ülkelerinde göçmenlerin ve mültecilerin durumları entegrasyon bağlamında ele alınıyor. Birkaç kuşak sonrasında ise asimilasyon öngörülüyor veyahut zaten kaçınılmaz bir son oluyor. Farklı dillerin konuşulduğu, anadilde eğitimin serbest olduğu ülkelerdeki insanların kendi kültürlerini korumaları belki daha kolay ancak yine de bir alt-üst kimlik tartışmaları yaşanıyor. Farklı kültürlerin bir arada olduğu ama birlikte olamadığı iç içe olmadığı bir Avrupa imajı var. Tuma Çelik İsveç’deki serbest diller için aynı aileden gelen diller olduğu için farklılıklarında bir sorun olmadığını söyledi. Ama Mardin tüm bu tartışmalardan oldukça ayrı bir yerde duruyor. Batı’nın henüz yeni konuştuğu ve bir sisteme oturtmaya çalıştığı meseleleri yüzyıllardır bu coğrafya insanı hiçbir yazılı kurala bağlı olmaksızın kendiliğinden hallediveriyordu. Herkesin kendi kültürünü yaşadığı şehirde iç içe yaşama mümkündü, kimse farklılığını duvar örerek yaşamıyordu aksine fiziksel yakınlığın çok ötesinde bir paylaşım esastı. Bir yaşam biçimi, bir medeniyet algısı açısından bu böyleydi. Bu, her şey gül gülistanlık hiçbir sıkıntı yoktu anlamında değil elbette. Bölgede aynı kültür, mezhep arasında çatışmalar yaşanıyordu elbette. Bunlar asayiş problemlerinden öteye giden sorunlar olmuyordu. Şimdi biz Batı formülü çok kültürlülük-entegrasyon gibi çarelerle Mardin sorununu konuşurken yanılıyoruz, konuya yabancılaşıyoruz. Eskiye, kadim olana varmak bu saatten sonra ne derece mümkün ayrı bir tartışma ancak birlikte yaşamayı öğrenmek büyük bir gereklilik artık.</p>
<p>Gereklilik çünkü sempozyum, Türkiye’nin Kürt sorununa arayışlar sempozyumu olmamasına rağmen içinde bulunduğumuz sosyal ve siyasal gerginlikten dolayı yine de gündeme geldi ve farklı olana tahammül anlamında Türkiye’nin Kürt meselesine değindi bazı katılımcılar. Bu ülkede Türkiye Cumhuriyeti ilanı ile birlikte başlayan kopmalar ve ölümler konuşuldu. Tehcir, soykırım, katliam, sürgün, soygun, faili meçhul gibi çok kültürlülükle alakası olmayan, bilakis birlikte yaşamanın her türlü imkanını baltalayan uygulamalara lanetler yağdı diyebilirim. Sempozyumun bir anda değişen havası için bu bir Kürt sorunu oturumu değil diyerek salonu terk edenler oldu. Oysa Kürt meselesi ile ilgili olarak dile getirilen her konu cesaret verici ve yol açıcıdır diğer gruplar için. Meydana çıkıp herkesin artık sorunlarını, taleplerini dile getirme ve çözüm arayışında ortak paydada buluşma zamanıdır. Kürtler, Süryaniler, Mhalmi Arapları, Ermeniler ve diğerlerinin bu anlamda istekleri aynı. Mor Gabriel Manastırı olayı gibi kendi içinde özelleşen konular olsa da sıkıntılar genel.</p>
<p>Prof. Dr. Ejder Okumuş’un değindiği <em>cumhuriyet modernleşmesinin Türkleri de rahat bırakmadığı</em> tespiti ilgi çekiciydi. ‘<em>Önce Türkler, Türkleştirilmeye çalışıldı ancak bunda başarılı olunamadı’</em> görüşü haklı bir görüştü. Bugün hala Türk olmayı bir ulus olarak anlayıp kendine mal etmeyen ve farklılıkları yaşamayı savunan, Türklüğü dayatmayan pek çok “Türk” mevcut. Aslında ağırlıklı olarak Hanefi-Sünni-Türk kesimin modernleşmenin taşıyıcısı ve yaygınlaştırmacısı olarak görüldüğü bir gerçek. Bu süreçte değerlerinden kopuk bir nesil yetiştirilmeye çalışıldı Benzer tehlikenin her türden farklı topluluklar için geçerli olduğunu söylemek mümkün.</p>
<p>Sempozyumun en güzel tarafı farklı dilden farklı kültürden insanlarla yemek masasında sohbet etmek idi. Tanışmalar ve kaynaşmalar İlahi hikmete uygun olarak gerçekleşiyordu. Bu tanışmayı anlamayan ve bölgeye ait en basit bir bilgiden yoksun olan tebliğciler yok değildi.”Hepimiz insanız ne gerek sen kimsin, kimlerdensin sorusuna” Bu anlayış insanları farklı kavimler şeklinde yarattığını söyleyen Allah’ın sünnetullahını yakalayamamış bir düşüncenin kırıntısıdır. Birbirimizle tanıştığımızda isim sormak gibidir nerelisin demek, bu bir yerli olmak herhangi bir ayrımcılığın kapısını aralamadığı sürece elbette. Batı’dan kalkmış gelmiş biri olarak ben yaşadığım yerde soramadığım soruları buradaki insanlara sorabiliyordum. Çünkü Batı’da artık nereli olduğun önemli olmamaya başlamış, herkes İstanbullu herkes koca bir şehirli.</p>
<p>Edebiyat, mimari, sanat, siyaset, sosyal yaşam, dil, din, tarih, turizm, ticaret, gelenek, literatür, modernleşme, ıslahatlar, reformlar, kıyımlar, folklar gibi yaşamın içinde insana değen her konuda sunum yapıldı bu çok dilli sempozyumda. Coğrafyanın imkanları konuşuldu. Kimi kendi reel politik penceresinden baktı bu imkanlara kimi romantik bir temele taşıdı. Hem Müslüman katılımcılar hem de Süryanilerden duyulan ortak bir çözüm düşünülesi idi: çözüm bu topraklara tekrar dinin birleştirici gücünü taşımaktı. Haklılar. Barış’ı konuşmak ideal bir formattan çıkmalı artık.</p>
<p>Sorunlar devam ediyor. Tarih kitaplarına giren nefret eğilimli bir üslup, Mor Gabriel Manastırı arazi meselesi, Yezidiler neredeyse silinip gitmesi, terör, asayiş problemleri, psikolojik blokajlar, resmi ideolojinin hala kendini hissettiren bölgedeki varlığı vs. Tarihimize baktığımızda birlikte yaşamanın örnekleri sayılamayacak kadar çok üstelik idari işlerde bile azınlıkların görevlendirilmesi söz konusu iken cumhuriyet dönemi ile birlikte okul müdürü bile olmalarına izin verilmeyen anayasada kendileri için herhangi bir tanımın yer almadığı insanlar var bu şehirlerde. Onların haklı söylemlerini bugün en başta muhafazakar-Müslüman-sağ cenahın sahiplenmesi gerek. Çünkü içinden geçtiğimiz süreçte en büyük imtihanı onlar veriyorlar. Buna rağmen bağımsızlardan aday olup seçilerek meclise giren ilk Süryani milletvekili Erol Dora örneği de umutlanmamız adına somut bir örnek olarak önümüzde duruyor.</p>
<p>Aslında konuşup durduğumuz ve kafa patlattığımız hatta ucu ölümlere giden sorunlarımızın çözümü o kadar kolay ki… Yeter ki devletin tek tipleştirici zihniyetini reddedelim ve temel hakların herkes için savunucusu olalım. Kadim olanı yakalayabilir miyiz bilmiyorum ama artık darbe dönemlerine dönmemiz mümkün değil. Çünkü Mardin’de adı her ne kadar “yaşayan diller” şeklinde soft bir isimle olsa da bir fakülte kurulmuştur ve uluslararası bir sempozyum düzenlenmiştir, orada altı farklı dilde sunum imkanı sağlanmıştır. Hükümetler politikaları yüzünden eleştirilmiş ve her şey açık açık konuşulmuştur. Çünkü ben İstanbul’dan gitmişim ve Mezopotamya’ya nazır bir bardak çay içmişim güven içinde ve benim gibi olmayanları dinlemişimdir. Bütün peygamberlerin uğruna savaştığı şey için, zulmü yıkıp adaleti tesis etmek için atılmış her adım bu anlamda kıymetlidir. ,</p>
<p>Teşekkkürler Artuklu…</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/felah.wordpress.com/1277/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/felah.wordpress.com/1277/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/felah.wordpress.com/1277/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/felah.wordpress.com/1277/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/felah.wordpress.com/1277/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/felah.wordpress.com/1277/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/felah.wordpress.com/1277/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/felah.wordpress.com/1277/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/felah.wordpress.com/1277/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/felah.wordpress.com/1277/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/felah.wordpress.com/1277/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/felah.wordpress.com/1277/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/felah.wordpress.com/1277/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/felah.wordpress.com/1277/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1277&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://felah.wordpress.com/2011/10/15/bati-disi-cok-kulturluluk-ornegi-mardin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/96aaccfae9aede7dec85be54b10d2aba?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">felah</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://felah.files.wordpress.com/2011/10/mardin3.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">mardin3</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bir modern zaman sıkıntısı</title>
		<link>http://felah.wordpress.com/2011/10/13/bir-modern-zaman-sikintisi/</link>
		<comments>http://felah.wordpress.com/2011/10/13/bir-modern-zaman-sikintisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Oct 2011 20:38:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FeLaH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://felah.wordpress.com/?p=1270</guid>
		<description><![CDATA[Mardin&#8217;deyim&#8230; Usta&#8217;dan bir çay rica edip çay bahçesinin en güzel yerine oturdum. Herkesin kendi havasında olduğu bu mekanda bir yabancının varlığını pek önemsememişlerdir diye düşündüm. Bir de ben kendimi yabancı hissetmiyordum ki&#8230; Geçen akşam badem şekeri aldığımız yerden yine şeker alıp sakin adımlarla yürüdüğüm sokağın sonunda kendime çay ısmarladım. Yabancısı olduğum ne şehirdi ne de &#8230; <a href="http://felah.wordpress.com/2011/10/13/bir-modern-zaman-sikintisi/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1270&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mardin&#8217;deyim&#8230;<a href="http://felah.files.wordpress.com/2011/10/mardin1.jpg"><img class="alignright size-large wp-image-1273" title="mardin1" src="http://felah.files.wordpress.com/2011/10/mardin1.jpg?w=1024&#038;h=768" alt="" width="1024" height="768" /></a></p>
<p>Usta&#8217;dan bir çay rica edip çay bahçesinin en güzel yerine oturdum. Herkesin kendi havasında olduğu bu mekanda bir yabancının varlığını pek önemsememişlerdir diye düşündüm. Bir de ben kendimi yabancı hissetmiyordum ki&#8230; Geçen akşam badem şekeri aldığımız yerden yine şeker alıp sakin adımlarla yürüdüğüm sokağın sonunda kendime çay ısmarladım. Yabancısı olduğum ne şehirdi ne de bu insanlar&#8230; Kalem tutmaya korkan elime yabancıydım, oysa bütün cümleler çok hızlı ve itaatkar bir şekilde zihnimdeki yerlerini alıyordu, oradan mezopotamyaya ovasına akıyordu. Karşı ışıklar Suriye&#8217;ymiş&#8230; Yazmaktan niye bu kadar uzaklaştım. Bunu hem İstanbul&#8217;da hem Sakarya&#8217;da hem de Mardin&#8217;de düşünmek zorunda mıyım ben? Gittiğim her yere kendimi götürmek zorunda mıyım, dönerken aynı kalmıyorken&#8230;</p>
<p><span id="more-1270"></span></p>
<p>Sen en iyisi bir tane çay daha ver usta&#8230; Çay burda ucuz, çok güzel ve kan gibi&#8230;</p>
<p>Yazsam ne olacak söyleyin bana&#8230; Yazmıyorum diye siteminiz, beklentileriniz&#8230; Muzdaribim&#8230;. Çünkü ben yazdıklarımın altına 2000 gibi soğuk bir zaman dilimini iliştirmek istemiyorum. Onca emeğimi ve dokunuşlarımı baltalıyor bu sayı. Küçükken 2000 yılına eriştiğimde kaç yaşında olacağımı hesaplardım, hesap tutmadı ben 2011&#8242;e vardım. 2000li bir ifade kalbe dökülen satılara ve <em>yalnızlık sözleri</em>ne yakışmıyor. Hemencik sırıtıyor bir modern zaman yaması olarak&#8230; Ürkütüyor beni, hevesimi kaçırıyor anlayın. Bu kadim düşünceler ve hisler&#8230;. Evet kadim çünkü bin küsür yıl önce belki bu çay bahçesi yoktu ama benimle aynı ufka bakan biri vardı ve biz -Allah bilir- benzer hislerle uzanıyorduk bereketli ovalara. Ama  meçhul kişi, yaşamasına çok çok büyük ihtimaller verdiğim kahramanım kısmetli, çünkü hem okkası, mürekkebi, kağıdı ve yazısı özel hem de kağıdın sonuna iliştiriverdiği zaman dilimi&#8230;Oysa bütün ağırlığını taşıyorum ben kendi zamanımın, yazmaya bile çekiniyorum. Çocukluktan kalma bir korku gibi ya da işte kendimi bu dünyaya/bu zamanlara ait hissetmediğimden olsa gerek&#8230;Peh, bendeki ne büyük yanılgı&#8230;. Zamanın ne suçu var&#8230; Bak, kahramanınla aynı şeyleri hissedebiliyorsun demek&#8230; Hatta ona de ki &#8220;bak ben mürekkepsiz, okkasız yazıyorum ve altına 2011 yazıyorum. Bu tarih önceden de vardı ama şimdi başka, sen bilmezsin. Tamam sayılar, tarihler hepsi izafi. Ama işte  &#8221;milenyum&#8221; çağı damgası var ya yazımın bekaretini bozuyor, mahremiyetini yıkıyor. O ne diye sorma, dedim ya bilmezsin. Ben de bilemedim gitti&#8230;&#8221;</p>
<p>Sonra yaz yaz yaz yaz yaz ve son cümlede bırak. Ne nerede yazdığını ekle ne de ne zaman yazdığını&#8230; Böyle de olmaz ki&#8230; Unuturum çünkü ben&#8230; Şemsiyelerimi, şallarımı, kalemlerimi hep bir yerlerde unutup başkalarına habersiz hediye ettiklerim gibi yazdıklarımı da hediye edebilirim ama o zaman kaybetmiş olurum.</p>
<p>Bölme suskunluğumu, bunlar bahanelerim benim. Sadece düşünüyordum bakarken&#8230; İşin doğrusu yazmak aklımın ucuna bile gelmedi. Çoktan katılaşmış içim demek&#8230; Şu bakıp durduğum şehrin taşlarından da taş mı yani&#8230;</p>
<p>1999 yazmaya bile razıyım mümkün olsa&#8230; Ama o zamanlar sadece bir çocuktum.</p>
<p>Buna bir çare bulmalıyım ağalar, cümlelerim, şu dünyada bana ait tek şey olan cümlelerimin karizmasını kurtarmalıyım.</p>
<p>Anne sana değil bu sözlerim senin hiçbir suçun yok&#8230;</p>
<p>Rabbim senden de sadece sabr ve tahammül istiyorum&#8230;</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/felah.wordpress.com/1270/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/felah.wordpress.com/1270/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/felah.wordpress.com/1270/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/felah.wordpress.com/1270/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/felah.wordpress.com/1270/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/felah.wordpress.com/1270/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/felah.wordpress.com/1270/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/felah.wordpress.com/1270/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/felah.wordpress.com/1270/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/felah.wordpress.com/1270/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/felah.wordpress.com/1270/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/felah.wordpress.com/1270/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/felah.wordpress.com/1270/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/felah.wordpress.com/1270/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1270&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://felah.wordpress.com/2011/10/13/bir-modern-zaman-sikintisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/96aaccfae9aede7dec85be54b10d2aba?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">felah</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://felah.files.wordpress.com/2011/10/mardin1.jpg?w=1024" medium="image">
			<media:title type="html">mardin1</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>bir varmış bir yokmuş</title>
		<link>http://felah.wordpress.com/2011/09/06/bir-varmis-bir-yokmus/</link>
		<comments>http://felah.wordpress.com/2011/09/06/bir-varmis-bir-yokmus/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Sep 2011 11:27:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FeLaH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://felah.wordpress.com/?p=1265</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazıyı öylesine karalayıp kaydetmiştim, uzun süre uğramadığım mekanıma girip bir ara yayınlanırım niyetiyle. Karaladıklarımın beni derin bir hayrete bırakacağını nereden bilebilirdim? O gece bilgisayarımı kapatıp namaz kıldıktan sonra başımı yastığıma koyduğumda gelen telefondan ürperdim. Bu saatte gelen telefondan pek iyi haberler duyulmazdı çünkü. Sadece varlığıyla bile sevincimiz ve bereketimiz olan anneannem vefat etmişti: “ayaklarını &#8230; <a href="http://felah.wordpress.com/2011/09/06/bir-varmis-bir-yokmus/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1265&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://felah.wordpress.com/2011/09/06/beklenen/">Bu yazıyı </a>öylesine karalayıp kaydetmiştim, uzun süre uğramadığım mekanıma girip bir ara yayınlanırım niyetiyle. Karaladıklarımın beni derin bir hayrete bırakacağını nereden bilebilirdim?</p>
<p>O gece bilgisayarımı kapatıp namaz kıldıktan sonra başımı yastığıma koyduğumda gelen telefondan ürperdim. Bu saatte gelen telefondan pek iyi haberler duyulmazdı çünkü. Sadece varlığıyla bile sevincimiz ve bereketimiz olan anneannem vefat etmişti: “ayaklarını bağladınız mı!”</p>
<p>Sonrası tahmin edilen feryat, üzüntü ve yola düşüş hikayesi. İstikamet: Kastamonu Hanönü mezarlığı…</p>
<p><span id="more-1265"></span>Vefat haberini aldığımdan beri anneannem ömrüme değmiş her anı ile zihnimden geçiyor, kaç gün oldu hala bitiremedim anıları muhtemelen bitmeyecek. Bir çocuğun evdeki bir büyükle birlikte büyümesinin anlatılamaz kazanımları ile ben, anneanneme dair aklıma gelenleri yazmak istiyorum düzensiz ve özensiz, ve eksik…</p>
<p>Anneannem ben hatırladığımdan beri hep oturarak namaz kılardı. Köyde sürdüğü zorlu yaşamında vücudu çok darbe almıştı. Birçok kereler kavgaya karışmış, ağaçlardan düşmüş ve bakımsız kalmıştı. Ölene kadar şaşılacak derecede hiçbir hastalığa yakalanmayan ninemde bu beden düşkünlüğü hep vardı. Annem ona bir bebeğe bakar gibi baktı, bize de anneye nasıl bakılır gösterdi.</p>
<p>Bu hikaye hem bir annenin evladına fedakarlığı idi hem bir evladın annesine vefası idi. Elimizden geldiğince o fedakarlığı annem gibi torunları olarak bizler de göstermeye çalıştık. Hiç unutmadık çünkü “ gorkman gızım yanınızdayım” dediğini.</p>
<p>15 yıldan fazla oldu kefenini ve öldüğünde lazım olacak malzemelerini, o hep ölüme hazırdı. Kuran ile hatim kelimelerini hep birbirine karıştırsa da, peygamberimiz ve Hz. Muhammed derken de farklı şeyler anlıyordu. Yine de irfan sahibiydi; duaları tutar, nefesi tesir eder, rüyaları çıkardı. Bilge gibiydi.</p>
<p>Ben ondan çok şey biliyordum dine dair, ama ne ölüme hazırım ne de yaşamayı becerebiliyorum. Ondaki sabrın ve tevekkülün yarısı bende olaydı… Bana mirasın bu olaydı ninem…</p>
<p>Diğer torunlarının içinde onunla en çok ilgilenen ben oldum, kimi zaman mecburiyetten bazen de gönüllü olan bu ilgilenmenin bana neler kazandırdıklarını zamanla daha çok anlayacağım. Onun saçlarını tarardım ben kendi köyünden getirdiği tarağı ile. Gazete okurdum ona, en çok kaza haberlerini anlayabildiği için üçüncü sayfa okurdum ona. Dövünerek dinlerdi beni, sayemde birkaç ilin ismini öğrendiydi. Resimli kitaplarımdan, dergilerimden verirdim ona.  Resimlere bakar, tanıdıklarına benzeyen yüzler arar hasret giderirdi. Kitapları ters tuttuğu zaman onu hiç bozmadım… Rahmetli demem şarkıcı imiş, hem davul çalan hem türküler söyleyen birkaç 30-40 yıllık kasetlerini takardım dinlesin diye. Ağır işiten kulakları yüzünden evin içine dedemin sesleri kazınırdı adeta. Zamanla ne oturacak mecali kaldı ne de duyan kulakları… Gün geçtikçe tükeniyordu… Görüyorduk… Ona bilgisayarın ne olduğunu bile anlatmıştım, sonra laptoptan filmler açardım ona… İzler, yarı gören gözleri ile ekrana bakardı. Gözünün biri hiç görmez olduğunda her sabah öperdim sol gözünü, silerken yüzünü.</p>
<p>Cömertti, sofra kurmadan misafir göndermezdi. Elinden geldiğince herkese bir şeyler verirdi. Kabrime nur olsun diye bana bakkaldan mum ve kibrit aldırır onları komşulara vermemi isterdi. Her Cuma akşamı okumamı isterdi. Su getirdiğimde ölmüşlerinin ruhuna gitsin derdi. Hep kaybettiklerinin hikayelerini anlatırdı, biz onlarla büyüdük uzun geceler soba başında annemin işten dönüşünü beklerken… daha çok ölüleri yad eder, onlarla yaşardı. Onların yanında şimdi ne yapıyor..</p>
<p>Henüz nefesini verdiği teni sıcaktı, yüzü bembeyaz, tertemizdi. Ceee yapacakmış gibi inandırıcı gelmeyen bu haline onu toprağa gömene kadar da inanmadım. Onu kendi ellerimle yıkarken,  son abdestini aldırırken ve kefenlerken bile hem ağladım hem aslında ne zamandır bekliyor olduğum bu ölüme şaşkındım. Ölüme hiç bu kadar yakından dokunmamıştım, ürperdim.  Dilimde tevbeler…</p>
<p>Onu yıkama lütfunu bana bahşetti Rabbim… Bayramın son günü, bir Cuma gecesi göç etti bu gurbetten. Öyle ya burası gurbet, asıl mekan baki mekan olan ahret alemi…</p>
<p>Aynı günün öğle vakitlerinde doğum haberiyle sevinmiştik halbuki… Doğmasını beklediğimiz Abdulkerim bebek hiçbir sorun olmadan dünyaya gelmişti, bizi huzura kavuşturmuştu. Yorgun bedenlerimizi dinlendirmek üzereydik, rahat yok bu dünyada istirahate idi meylimiz.</p>
<p>Kaç gündür taziye için evimiz bir dolup bir boşalıyor… Bebek için “gözünüz aydın” temennisi ile “ Allah rahmet eylesin” duası yan yana ne de garip bir gülümsemeye neden oluyor…</p>
<p>Artık yoksun… doksan küsur yaşamına rağmen hayat bir varmış bir yokmuş be anneanne…</p>
<p>Seni çok özlüyorum imamın kızı…</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/felah.wordpress.com/1265/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/felah.wordpress.com/1265/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/felah.wordpress.com/1265/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/felah.wordpress.com/1265/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/felah.wordpress.com/1265/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/felah.wordpress.com/1265/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/felah.wordpress.com/1265/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/felah.wordpress.com/1265/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/felah.wordpress.com/1265/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/felah.wordpress.com/1265/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/felah.wordpress.com/1265/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/felah.wordpress.com/1265/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/felah.wordpress.com/1265/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/felah.wordpress.com/1265/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1265&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://felah.wordpress.com/2011/09/06/bir-varmis-bir-yokmus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/96aaccfae9aede7dec85be54b10d2aba?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">felah</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>beklenen</title>
		<link>http://felah.wordpress.com/2011/09/06/beklenen/</link>
		<comments>http://felah.wordpress.com/2011/09/06/beklenen/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Sep 2011 11:23:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FeLaH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://felah.wordpress.com/?p=1263</guid>
		<description><![CDATA[Evimizde 92 yaşında bir nine yaşamakta… Kendisi anneannem olur, gözümü açtım en çok onu gördüm. O büyüttü  beni ve diğer iki kardeşimi de… Annem çalışırdı çünkü, öyle ki bazen Pazar günleri bile işe giderdi. Ninem bize bakardı, gücü yettiğince yemek hazırlar, saçlarımızı bağlar ve ütüsüz yakalarla bizi okula gönderirdi kimi zaman. Zamanla yaşlandı, dizleri tutmaz &#8230; <a href="http://felah.wordpress.com/2011/09/06/beklenen/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1263&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evimizde 92 yaşında bir nine yaşamakta…</p>
<p>Kendisi anneannem olur, gözümü açtım en çok onu gördüm. O büyüttü  beni ve diğer iki kardeşimi de…</p>
<p>Annem çalışırdı çünkü, öyle ki bazen Pazar günleri bile işe giderdi.</p>
<p>Ninem bize bakardı, gücü yettiğince yemek hazırlar, saçlarımızı bağlar ve ütüsüz yakalarla bizi okula gönderirdi kimi zaman.</p>
<p>Zamanla yaşlandı, dizleri tutmaz oldu, bastonsuz yürüyemiyordu. Sivri şekilde kamburu da çıkmıştı, artık o hep rukuda bir insandı ve ben onun dik yürüdüğü zamanlarını hatırlayamıyorum bile. Bu haliyle bile evdeki varlığı biz üç kardeşe ve gözü arkada işe giden anneme büyük güç olurdu.</p>
<p><span id="more-1263"></span>Babamın önceden hazırlayıp koyduğu odunları ben gidip kömürlükten alırdım, sobayı o yakardı. Bize soba yakmayı o öğretti. Namaz kılmayı, yumurta kırmayı ve sofrasız misafir göndermemeyi.</p>
<p>Şimdi yedi yıllık yatağa bağımlı hayatının en zor günlerini yaşıyor. Aslında o işte tam da yatağa bağımlı olmayı istemediği günden beri ölmeyi istiyor. Arada bir gidip gelen aklı, hiç yemediği için düşen bünyesi ve arada bir gülmeleri ile ölümü yakıştırdığımız ve çoktandır beklediğimiz ninemiz… İnsan annesinin ölümünü bekler mi… İnsan gün geliyor acı çeken annesi için ölümü arzuluyor. Ancak Allah’tan merhametli değiliz, bekliyoruz ayrılık/vuslat’ı…</p>
<p>Bir de evde şimdi son ayına girmiş bulunan hamile bir yengem var. Doğmasını beklediğimiz bir bebek var… O doğacak ailemiz büyüyecek, yeni bir yaşam bahşedecek Allah ve biz güleceğiz diye bekliyoruz, umuyoruz. İsmi ne olsun diye konuşuyoruz, nasıl doğacak diye kaygılanıyoruz.</p>
<p>Hayat bu mu ki… Birini ölsün, birini doğsun diye bekliyoruz.. Bir eve ne çok şey sığıyor bazen…</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/felah.wordpress.com/1263/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/felah.wordpress.com/1263/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/felah.wordpress.com/1263/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/felah.wordpress.com/1263/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/felah.wordpress.com/1263/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/felah.wordpress.com/1263/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/felah.wordpress.com/1263/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/felah.wordpress.com/1263/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/felah.wordpress.com/1263/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/felah.wordpress.com/1263/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/felah.wordpress.com/1263/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/felah.wordpress.com/1263/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/felah.wordpress.com/1263/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/felah.wordpress.com/1263/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1263&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://felah.wordpress.com/2011/09/06/beklenen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/96aaccfae9aede7dec85be54b10d2aba?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">felah</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Popüler Kültür ne menem birşeysin sen</title>
		<link>http://felah.wordpress.com/2011/04/21/populer-kultur-ne-menem-birseysin-sen/</link>
		<comments>http://felah.wordpress.com/2011/04/21/populer-kultur-ne-menem-birseysin-sen/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Apr 2011 21:38:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FeLaH</dc:creator>
				<category><![CDATA[etkinlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://felah.wordpress.com/?p=1259</guid>
		<description><![CDATA[18 Nisan Pazartesi Günü Adapazarı AKM&#8217;de yapılan &#8220;popüler kültür kötü müdür&#8221; konulu panele dair aldığım gelişigüzel notlar. Katılımcılar Ankara&#8217;dan Tayfun Atay ve Sakarya&#8217;dan Musa Taşdelen. Popüler kültürün karşıtı avangard kültürdür. Adorno 1950lerde kültür endüstrisinden bahsetmişti. Marks’tan girelim. İnsan ne iyidir ne kötüdür. İnsanlar hal ve şartlara bağlıdır dolayısıyla buradan yola çıkarak popüler kültür için de &#8230; <a href="http://felah.wordpress.com/2011/04/21/populer-kultur-ne-menem-birseysin-sen/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1259&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>18 Nisan Pazartesi Günü Adapazarı AKM&#8217;de yapılan &#8220;popüler kültür kötü müdür&#8221; konulu panele dair aldığım gelişigüzel notlar. Katılımcılar Ankara&#8217;dan Tayfun Atay ve Sakarya&#8217;dan Musa Taşdelen.</p>
<ul>
<li>Popüler kültürün karşıtı avangard kültürdür. Adorno 1950lerde kültür endüstrisinden bahsetmişti.</li>
<li>Marks’tan girelim. İnsan ne iyidir ne kötüdür. İnsanlar hal ve şartlara bağlıdır dolayısıyla buradan yola çıkarak popüler kültür için de iyi kötü yargısı hal ve şartlara bağlı olarak değişir.</li>
<li>( iç sesim: Burada Marks amcama katılmıyorum bu biraz davranışçı ekol gibi insanı şartlara indirgeyen bir robot yapıyor. Ne irade var ne de bir şartlara dominant gelme hali. Cıks!)</li>
<li>Aydınlanmanın Diyalektiği kültürün yeni aşamasıdır. Kitle kültürü çıktı artık. Kültürün bir sektör tarafından satıldığı aşamaya geldik. Duygu, alışkanlıklar, gelenekler, hayaller bir sektör tarafından dağıtılıyor. Hayal gücü elinden alınıyor. Disney, Hollywood, Tv ekranları vs insanın hayal etme yetisini de elinden alıyor.<span id="more-1259"></span></li>
<li>Bayramlarda büyüklerimizin bayramını tebrik etmek onları ziyaret etmek bizim bir geleneğimiz idi. Ancak son yıllarda bu gelenek de yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladı. İnsanlar artık bayram günlerinde tatillere gitmeyi tercih ediyor. Bir şeker- çikolata firması bu geleneği yeniden canlandırmak istediğini çünkü bayram ziyaretleri sayesinde şeker ve çikolata satabildiğini söylemişti. İnsanlara bu eski geleneği sadece piyasa açısından endişeli olarak hatırlatan bir ekran en nihayetinde.</li>
<li>Cinsellik, şiddet gibi unsurlar da ekranlardan akan ana temaların başında geliyor.</li>
<li>Bu durum, tasavvufi olarak söz ettiğimiz “nefs”in neye meyli varsa oraya giden ve onu temin etmeyi şartlayan bir anlayış.</li>
<li>Kapitalist ilişkilerin gündelik yaşamıdır,şehir kültürüdür popüler kültür. Folk kültür ise bizzat halkın ürettiğidir.</li>
<li>Populus Akdeniz havzası kırsal insanı karşılar kelime olarak. Gündelik hayatta yapıp ettiklerimiz. Ekmeği kendiniz üretirsiniz burada ama şimdi kendiniz üretmiyorsunuz gidip iki dakikada fırından alıyorsunuz.  İhtiyaç fazlaları çıkıyor, Pazar giriyor işin içine. Oyunlarımız bile değişti. Bilgisayar oyunlarımız var artık. Folk müzikten pop müziğe geçtik. Şiwan’dan Civan’a geçtik vs.</li>
<li>Kitle kültürü de afişte gördüğünüz adamın kafasında ekrandan akan bir hayat, ekrandan taşan bir insan. Eskiden  yazılı kültür vardı o revaçta idi, o zaman da sözlü kültürü koruma mekanizması devredeydi. Yazılı kültür yazmadan duramamak demektir. Günümüzde ise artık seyretmeden duramıyoruz. Ekranlar her yerde artık. Başımızı çeviriyoruz bir yerde görüntü akıyor. Sanki gizli bir mutabık var bunun böyle olmasında.Görünmenin en pratik şekliyle gerçekleşmesi hemen herkesin bir ihtiyacı artık.</li>
<li>Günümüzde kozmetik, giyim vs üzerinden bir görünme yarışı var. “Görünüyorum o halde varım” felsefesine geldik. Genç görünmek istiyoruz. Tıp bile buna hizmet ediyor artık. Bizim sağlıklı, iyi birer fert olmamızdan daha fazla nasıl göründüğümüzle ilgili olarak trendler geliştiriyor. Olumsuz şeyler bunlar, tüm bunlara bakarak popüler kültür kötü müdür sorusuna cevap arayalım.</li>
<li>Her yeni gleişme, teknoloji bir öncekini öldürüyor. Sorun şu ki aygıtı nasıl kullanacağız. Araçlarla ilişkimiz nasıl olacak?</li>
<li>Eğitim hayatımıza baktığımızda öğrenciler rol model olarak tv ekranlarındaki isimleri örnek alıyorlar.</li>
<li>Folk kültürü önemsiyorum, popüler kültür daha plastik bir durum. Kitle kültürü ise ziyadesiyle görsel. Bir negatiflikten bahsedeceksek o da sahicilikten kopuyor oluşumuz, hatta koptuğumuzdur.</li>
<li>İmajın gerçekliğin yerini aldığını müşahede ediyoruz hep birlikte. Bununla birlikte küreselleşme kaçınılmaz bir olgu olarak karşımızda duruyor.</li>
<li>Bir yönüyle de biraz popüler kültür hakkında iyi ya da kötü değerlendirmesi yapacağız ama bu tarihsel bir şey.</li>
<li>Salondan gelen birkaç sorunun ardından Tayfun Hoca’nın sözlerinden aldığım notlar:</li>
<li>Hızı haz kıldı bu dünya!</li>
<li>Üretim dediğimiz şey popüler kültürün kendisi değil, popüler kültür bir sonuç.</li>
<li>Tüketim endeksli bir hayatımız var artık.</li>
<li>Mesele üretmek değil artık, fazla fazla üretiliyor, üretmede bir sıkıntı yok. Ama yıllardır yıllardır hala bir şekilde doyuma ulaşmamış bir Pazar arayışı var. Dolayısıyla tüm sorun tüketecek insan bulmakta, daha fazla insan.</li>
<li>Eğlence bir üst ideolojidir. Ne yaparsan yap, ne söylersen söyle ama eğlenceli yap, söyle.</li>
<li>Bir de folk kültürde neyi ne zaman nerede yapacağın belli idi. Düğünler örneğin mevsimseldi. Şimdi artık böyle bir şey yok. Herşey her an mümkün.</li>
</ul>
<ul>
<li>Musa Hoca burada söz alıp birkaç bir şey anlattı. En çok önemsediğim husus değerler üzerinden popüler kültürü işlemesi oldu. Mesela bir çocuğun “umre” gibi bir dini ibadeti ekranlardan görerek bir sanatçı haline gelmiş dini bir etkinliğin zihne yansıyan kodları sonucu çocuk babasına “ sen neden gitmiyorsun, bak x sanatçkısı umreye gidiyor” diye soruyor. Bu bir kriz. İnternet çağında yaşıyoruz ve bilgi hızla akıyor. Biz biraz da olsa kendimizi koruyoruz belki ama çocuklarımız ziyadesiyle bu dünyanın içinde doğuyorlar bu dünyaya doğuyorlar. Kar güdüsüne dayalı değerleri de pazarlayan bir sistem var karşımızda.</li>
</ul>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/felah.wordpress.com/1259/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/felah.wordpress.com/1259/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/felah.wordpress.com/1259/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/felah.wordpress.com/1259/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/felah.wordpress.com/1259/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/felah.wordpress.com/1259/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/felah.wordpress.com/1259/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/felah.wordpress.com/1259/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/felah.wordpress.com/1259/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/felah.wordpress.com/1259/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/felah.wordpress.com/1259/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/felah.wordpress.com/1259/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/felah.wordpress.com/1259/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/felah.wordpress.com/1259/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1259&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://felah.wordpress.com/2011/04/21/populer-kultur-ne-menem-birseysin-sen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/96aaccfae9aede7dec85be54b10d2aba?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">felah</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bir İstanbul Günü</title>
		<link>http://felah.wordpress.com/2011/04/18/bir-istanbul-gunu/</link>
		<comments>http://felah.wordpress.com/2011/04/18/bir-istanbul-gunu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Apr 2011 20:21:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FeLaH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://felah.wordpress.com/?p=1250</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye İnsan Hakları Vakfı 20. Yıl adına düzenlenen “Ateşin Düştüğü Yer” isimli sergiye katılmak için Adapazarı’ndan trenle İstanbul yollarına düştüm. İstanbul Film Festivali’nde aynı günün akşamı gösterilecek “Ölücanlar” belgesel filmini de izlemek istiyordum. Ufak bir İstanbul farkındalığı olacaktı, başka farkındalıkları yüklenip büyük günü geride bıraktım. Şimdi bu satırları yazıyor olmak başka bir yükten kurtulmak istemenin &#8230; <a href="http://felah.wordpress.com/2011/04/18/bir-istanbul-gunu/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1250&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://felah.files.wordpress.com/2011/04/girilmez.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1252" title="girilmez" src="http://felah.files.wordpress.com/2011/04/girilmez.jpg?w=1024&#038;h=573" alt="" width="1024" height="573" /></a></p>
<p>Türkiye İnsan Hakları Vakfı 20. Yıl adına düzenlenen “Ateşin Düştüğü Yer” isimli sergiye katılmak için Adapazarı’ndan trenle İstanbul yollarına düştüm. İstanbul Film Festivali’nde aynı günün akşamı gösterilecek “Ölücanlar” belgesel filmini de izlemek istiyordum. Ufak bir İstanbul farkındalığı olacaktı, başka farkındalıkları yüklenip büyük günü geride bıraktım. Şimdi bu satırları yazıyor olmak başka bir yükten kurtulmak istemenin adıdır.</p>
<p>Tophane’de Depo’nun kapısından kafamı uzattığımda kimse yoktu içeride. Sessizce merdivenleri çıktım. Sergide de kimsecikler yoktu. Yalnızken biraz daha keyiflidir hani böyle şeyleri gezmek… Gözlerden uzak olmanın gözleri tek bir noktada sabitleme imkanı sergi sonuna kadar benimleydi.  Tek tek bütün çalışmalardan bahsetmeyeceğim, sadece birkaç tanesini, bende bıraktığı izlenim anlamında bahsedilmeye değer buluyorum. “Yuva” çalışmasında kapkaranlık bir tablo içerisindeki evleri, sokağı ve insanları seçebiliyordunuz, bunun için resme biraz odaklanmanız gerekiyor.  Yuvayı anlatan karanlık bir tabloda ne ev netti ne de insan yüzleri, üstelik insanlar çıplaktı. Çıplaklık belki de savunmasızlığı anlatıyordu, karanlık olması görülmemeyi; gerçekler görülmüyordu.</p>
<p><span id="more-1250"></span>“Kurban” çalışmasını ifade biçimi ve estetik değeri açısından çok başarılı buldum. İsa gibi çarmıha gerilmiş bir duruşta Filistin askısında can veren bir cesed ve nice bedenlerde yaşayan ruh: insan onuru. Kadın şiddetinin anlatıldığı çalışmalardan “ayna”da kan ve morluklar vardı. Ayna kadın için önemlidir, güzelliğin ve kendini görmenin hassaslaştığı kadın dünyasını yansıtan bu aynanın mercekleri toplumun başka travmalarına doğru kırılarak yol alıyordu.</p>
<p><a href="http://felah.files.wordpress.com/2011/04/ayna2.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1255" title="ayna2" src="http://felah.files.wordpress.com/2011/04/ayna2.jpg?w=573&#038;h=1024" alt="" width="573" height="1024" /></a></p>
<p>Eller vardı farklı farklı, gittikçe kararan eller… Birçok örnek mektup vardı, hapishaneden ihd yetkililerine yazılmış. Yerler küçük kurşun kalem kırıklarıyla doluydu. Hakkında infazını verip kalemi kırdığımız nice önyargılarımıza, “öteki”lerimize yakındık, ayaklar altına aldıklarımız ayaklarımızı gıdıklıyordu, rahatsız ediyordu ahşap zeminde. Generallerin, darbecilerin, paşaların, askerlerin, infazcıların insan haklarını ihlal eden özneler olmaları yönüyle çokça işlendiği bir sergi. Bu isimler baş aktör çünkü insanı haklarından ayrı, devlet için bir alt eleman olarak gören zihniyet iktidara ait, devlet de iktidarını korumak için her yolu mubah görüyor. Elleriyle canavarını yaratırken saçtığı nefret tohumu değerleri de öldürmeye başladı sonra. Nefret, her türlü değeri öldürür çünkü. Öldürülen gazetecilerin, infazı verilen idamlıkların, kayıpların isimleri uzun uzun geçiyordu ekranlardan. “dev ekranda linç keyfi!” Salonun içinde açık duran birkaç tane ekrandan sözler, sesler yükseliyordu. Kafanızın içinde bir uğultu başlıyor sonra, yeter demek istiyorsunuz. Çünkü sanat ifade ettiği gerçekleri saniye saniye görüş alanınıza soktukça yakıcı oluyor. Bir metrekarelik alanda “sinyal yok” cümlesi ne çok cümleler söylüyor. Töre, namus cinayetleri basit bir cinsellik meselesine indiriliyor da bu mu eleştiriliyor? Evet. “Deri değiştirme” çalışması da çok manidardı, ürpertiyordu.</p>
<p>“İnsan haklarıyla insandır” diyen ihd’nin sergisini genel olarak beğendim. Mütevazı ama iddialı çalışmalar vardı, uzun uzun bakıp kısa cümleler kurduğum “doğru, bunlar yaşandı” dediğim çok oldu yalnız gezdiğim sergide. Ama nedense dini inançtan yaşanan ayrımcılık yoktu bu sergide, daha doğrusu hatırlayabildiğim bir 6-7 Eylül olayları vardı. Başörtüsü mağdurları da az şey yaşamadı/k, neden biz de anlatılmamıştık? Açlık, yoksulluk da yoktu diyecektim neredeyse görmeseydim sokak çocuklarını.  Mülteciler de var mıydı ki? İdam edilen yalnızca Deniz Gezmiş ve arkadaşları değildi ki…</p>
<p>Neyse… Yine de ellerine sağlık…</p>
<p>Bu güzel İstanbul havasında Tophane Konak’ta ülkemi izliyordum şehre bakarak. Bir şehir ülke hakkında konuşur, ülkeyi konuşur, ülkeden konuşur. İstanbul’un eksik kalan yerlerini kim tamamlayacak? Diyarbakır, Trabzon, İzmir, Hakkari… Vicdan ülkesi…</p>
<p>İstiklal’in alaca kalabalığına daldım gitti. Nasılsa bu insan yığınında tutunmama gerek kalmadan yol alırım Tünel’e doğru. Oradan Sema’yla buluşup Pera Müzesi’ne geçeceğiz. “Adapazarı’ndan İstanbul’a bunun için mi geldin” diye sormayacak tek kişiyle İstanbul’da olmak güzel. Esasında Ulucanlar Cezaevi’nde 1999 yılında yaşanan rezaletin belgeselini izlemeye gitmiştik ama salonda beyaz tülbentli Kürt teyzeler ilgimi çekti. Bir önyargı türünden değil ama bu “tiplerin” festival kapsamında bir filme sırf sanat meraklarından gelmiş olmadıkları kesindi. Meğer “annem barış istiyor” filmi için gelmişler. Siz ne için geldiniz diye sordu biri. “Siz nereye ben oraya dedim” Erken saatte bizi orada buluşturan Allah’ın dileği gözyaşlarımı onlarla birlikte akıtmakmış. Aziz Çapkurt’un filmi “barış annelerini” anlatıyordu, o teyzeler de barış anneleriymiş. Beyaz tülbentleri en büyük sembolleriydi.  Bir tane de bana taktılar film sonrası. Fatih’te bir gün onları ziyaret etme sözü verdim. Film boyunca Zekiye Teyze sürekli bana bilgiler verdi. Hepsiyle ayrı ayrı tanıştım. Annemden gizli bu İstanbul günü için annemi aramak geldi içimden, vazgeçtim.</p>
<p>Biraz da filmden bahsedecek olursam evlatlarını bir şekilde dağa göndermiş, kaybetmiş ya da cezaevinde çıkışını beklemiş annelerin göründüğü bir film idi. Film hani bir senaryoyu ve imgelemi anlatır da gerçekliğe yaklaşır ama bir kurgu olduğunu hep bilirsiniz “ ne de olsa film” dersiniz ya. Bu kaçış yok bu filmden sonra. Çünkü film değil, canlı kanlı, gözü yaşlı insanların acıları dev ekranda izlemenin adı film olabilir mi? Belki benim için…İzleyici olanlar için… Diyarbakır’dan yola çıkıp Ankara’da eylem yapan barış anneleri izlerken kadınların istediklerinde çok güçlü bir toplumsal dönüştürücü oldukları gördüm. “Türk anneleri aramızda yok ama olsun onlar için de buradayız” diyerek hem bir kırıklığı hem bir dürüstlüğü anlatıyorlardı. Belgeseldeki BDP vurgusu iyiydi ve bence haklıydı! Brandada yaşama mücadelesi veren Kürtler, bir tepede ıssız bir alanda tek başına bir mezarda Fatiha’sını bekleyen bir ölü…</p>
<p>“Ne pahasına olursa olsun ölmek ile mecburen hayatta kalmanın arasındaki fark gibi” mealen bu sözlerle  başlıyordu bir sonraki film. Ulucanlar Cezaevinde politik suçlulara yapılan ve “devlet terörü” olarak tarihe geçen vahşetin anlatıldığı “Ölücanlar” belgeseli. Düşünce ve düşünceyi ifade etme bu ülke için bir hayli zamandır suç, birazcık muhalif olmanız yaşama hakkınızın bitmesi demekti bu ülkede. Devletin bir şekilde düşünce suçlusu olarak içeri attığı bu insanlar belli ki içeride de düşünsel eylemlerine devam etmişler. Resmi tabirle “ kaşınmışlar” Devlet, kendi kanunuyla bir şekilde hapse atmayı uygun gördüğü bu insanlara yasalar çerçevesinde “kendince haklı” bir sebepten ceza veriyor. Sonra tanıklardan birinin ifadesiyle “iğne atsan yere düşmeyecek” kadar çok polisi hapishaneye gönderiyor ve isimleri önceden belirlenen mahkûmlara ve diğerlerine vahşet uyguluyor. Tanınmayacak hale getirilen mahkûmların çıplak vücutlarının ambulanstan indirildiği görüntülerde hiçbir sinema dili vurgusu olmadan verilen görüntüler bu vahşeti çok içten anlatıyordu. Devlet olarak suçlular için bir ceza tanımın ve uygulaman vardır. Suçlunun suçluluğuna bir şekilde yargılayıp karar verdikten sonra yasadaki cezayı verirsin, biter! İşin bu kısmı bile anlatıldığı gibi kolay ve “normal” değilken bu ülkede, devletten güç alan polisler, resmi söylemle “emir kulları”, köşeye sıkıştırdıkları insanlara işkence ediyor. Evet bunun adı işkence, devlet terörü, vahşet. Hukuka aykırılık gibi naif bir cümle omurgasız olanların tercih edeceği bir tanımlama. Ne kadar bölücü oldukları ve tehdit içerdikleri ve bu yüzden bu işkenceyi hak ettikleri gibi sözleri kabul edenler için gün gelir kendilerini Gogol’un Ölücanları’nda değil  Ankara Ulucanlar’da bulma ihtimali üzerinde biraz düşünmelerini söylemek gerek. En büyük ve en tehlikeli terör devlet eliyle olandır. Yönetmen, aynı zamanda yaşanan vahşetin mağdurlarından bir isim: Mustafa Özçelik.</p>
<p>Belki başka bir yazıda aynı gün İstanbul’da gözüme ilişen ve ne kadar özlediğimi hatırladığım lalelerden de bahsederim. Ama şimdi yitirdiklerimize ağlama zamanı… Samimi bir arayış zamanı…</p>
<p><a href="http://felah.files.wordpress.com/2011/04/barc59f-anneleri.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-1256" title="barş anneleri" src="http://felah.files.wordpress.com/2011/04/barc59f-anneleri.jpg?w=1024&#038;h=573" alt="" width="1024" height="573" /></a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/felah.wordpress.com/1250/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/felah.wordpress.com/1250/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/felah.wordpress.com/1250/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/felah.wordpress.com/1250/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/felah.wordpress.com/1250/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/felah.wordpress.com/1250/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/felah.wordpress.com/1250/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/felah.wordpress.com/1250/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/felah.wordpress.com/1250/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/felah.wordpress.com/1250/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/felah.wordpress.com/1250/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/felah.wordpress.com/1250/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/felah.wordpress.com/1250/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/felah.wordpress.com/1250/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1250&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://felah.wordpress.com/2011/04/18/bir-istanbul-gunu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/96aaccfae9aede7dec85be54b10d2aba?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">felah</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://felah.files.wordpress.com/2011/04/girilmez.jpg?w=1024" medium="image">
			<media:title type="html">girilmez</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://felah.files.wordpress.com/2011/04/ayna2.jpg?w=573" medium="image">
			<media:title type="html">ayna2</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://felah.files.wordpress.com/2011/04/barc59f-anneleri.jpg?w=1024" medium="image">
			<media:title type="html">barş anneleri</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Eve Dönmek Mümkün mü?</title>
		<link>http://felah.wordpress.com/2011/04/18/eve-donmek-mumkun-mu/</link>
		<comments>http://felah.wordpress.com/2011/04/18/eve-donmek-mumkun-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Apr 2011 20:06:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FeLaH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://felah.wordpress.com/?p=1243</guid>
		<description><![CDATA[[Tasfiye Dergisi 30.sayıda yayınlanmıştır.] Kitap okumak bazen kitabın içindekilere elinizi uzatmak demektir.Elinizi uzatırken dokunmak isteğinizi açığa verirsiniz, dokunarak bir şeyler söylemek güzeldir, bunu bilirsiniz. Kitabın aralarında ya yayınlanmış fotoğraflarda parmaklarınızı gezdirirsiniz ya da satırlardaki acılara yaklaşırsınız. Görmediğiniz, daha önce hiç bilmediğiniz ve belki asla yüz yüze gelemeyeceğiniz insanların hayatlarına dokunacak kadar yaklaşırsınız, bazen okumak böyle &#8230; <a href="http://felah.wordpress.com/2011/04/18/eve-donmek-mumkun-mu/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1243&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[<a href="http://www.tasfiyedergisi.com/direnen-edebiyat/">Tasfiye Dergisi</a> 30.sayıda yayınlanmıştır.]</p>
<p><a href="http://felah.files.wordpress.com/2011/04/matur2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-1247" title="matur2" src="http://felah.files.wordpress.com/2011/04/matur2.jpg?w=300&#038;h=168" alt="" width="300" height="168" /></a>Kitap okumak bazen kitabın içindekilere elinizi uzatmak demektir.Elinizi uzatırken dokunmak isteğinizi açığa verirsiniz, dokunarak bir şeyler söylemek güzeldir, bunu bilirsiniz. Kitabın aralarında ya yayınlanmış fotoğraflarda parmaklarınızı gezdirirsiniz ya da satırlardaki acılara yaklaşırsınız. Görmediğiniz, daha önce hiç bilmediğiniz ve belki asla yüz yüze gelemeyeceğiniz insanların hayatlarına dokunacak kadar yaklaşırsınız, bazen okumak böyle bir şeydir işte.</p>
<p>Bejan Matur’un “Dağın Ardına Bakmak” isimli kitabını bu hislerle okudum. Kitabı ellerimin arasına aldım, penceremden görünen uzak dağlara baktım, dağlara da dokunmak istedim o an. Bir dağın bir insana kimlik, varoluş, yaşam ve güven verip veremeyeceğini düşündüm.  Bir dağın bir insan için ev olabilirliğini tartıştım kendi içimde. İnsanları dağa çıkaran nedenleri sorguladım kitapla birlikte.</p>
<p><span id="more-1243"></span>Ne hayatlar aktı geçti dokunduğum sayfalarda. Birkaçının fotoğrafı da var. Fotoğraflara bakmak, dondurulmuş zamana ve mekana bakmak demekti. Karmakarışık duyguları var bavullarında bu insanların ve bavulları hep yanlarında duruyor. Çoğuna dağ da ev olamamış ya, ondan. Bir gün bir arkadaşımla aramızda geçen konuşmayı hatırladım sonra. Fırat Haber Ajansı’nda, askerler tarafından öldürülen pkk mensubu gençlerin fotoğraflarına bakmamı istedi. “Bak, bir terörist, bir PKK’lı olarak değil… Şu an ölü olan bu insanların ölmüş olmalarına bak, hepsi genç.” Dakikalarca baktığımı hatırlıyorum. Donuk, ifadeden yoksun gözleriyle öylece duruyorlardı, militan kıyafetleri ve hayatlarına girmiş üç renkli bayrakla. Göğün başka renkleri de var halbuki, hiç bilmişler miydi? Bejan Matur’un kitabında anlattıkları kadar şanslılar mıydı ölerek… O kitapta biri var, metrelerce karın yağdığı yerde ölen arkadaşı için düşünebildiği en iyi şeyin onun mutlu olarak öldüğü idi. Ne büyük bir cesaret ölümle yaşamak…</p>
<p><a href="http://felah.files.wordpress.com/2011/04/matur3.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-1248" title="matur3" src="http://felah.files.wordpress.com/2011/04/matur3.jpg?w=300&#038;h=168" alt="" width="300" height="168" /></a></p>
<p><em>Öteki</em>’ne hayat hakkı tanımayan bir anlayışın büyüyüp kocaman olduğu bir evde büyüdüm ben de, bu algıyla birlikte büyüdüm. Ailemde bu vardı, okulumda, çevremde, devletimde de.  Ben hep tek tip insanlar gördüm. Aklım erdiğince hatırladığım savaş görüntülerinde hep şehitlerine ağlayan bir vatan gördüm. Ağlamaları hiç bitmedi, öfkeleri de. Babam, öğretmenim, arkadaşım, devletim… Gözyaşlarını da sadece kendilerinin döktüğüne inanmış olmalıydılar, sormadılar hiç çünkü genç yaşta bir insanı dağa çıkaran sebebi? Oysa ben hep  gözyaşı gördüm bu kitapta. Pişmanlığı gururuna, haklı davasına yakıştıramayan, koca bir ömrü gitmiş yüzlere dokundum. Kimliği olmadan kendisini ölü sayan, yaşadığını hissetmek için dağa çıktığını söyleyen bu insanların varlığını hiç düşünmediğimize hayıflandım. Anlaşılmak isteğine artık yok sayılmama direnci de eklenmişti. Tanıklık ettikleri acıları unutmadan, o acılara tutunarak kaldılar dağda. Çünkü hiçbir eğitim, ideoloji insanı var olma tutkusundan doğan istenç kadar ölmek fikrine alıştıramaz. Var olmak ölümün yolundan geçiyorsa tek suçlu onlar değildi, bir düşünün.</p>
<p>Evden kaçan çocukları, sokak çocuklarını, kaçan kızları düşündüm. Bir çocuğu evden kaçıran durumun dağa çıkmak fikriyle hemen hemen benzer olduğunu gördüm. Evi terk edenlerin sadece dört duvar ve bir çatıdan oluşan yapıyı terk ettiğini ama hiçbir zaman “ev” mefhumun terk edemediklerini gördüm bu kitapta ve sokakta. Benim de bir kaçış hikayem olacaktı neredeyse. Bu ülkede başörtümle, kimliğimle okuyamayacağımı artık tamamen kabullendiğimde evimde yani ülkemde kalamayacağımı da kabullenmiş oluyordum. Malezya İslam Üniversitesi’ne gidecektim. Ne <em>seçkinlerin, efendilerin</em> ülkesinde kalabilirdim artık, ne de onların diliyle konuşarak beni kimliğimden vazgeçmeye çağıran babamın evinde. Sonra başka şeyler oldu, ülkemde kaldım. Üniversitenin kabul metnini hala saklarım, babama bunu hiç söylemedim. Ben yıllardır babama insan olmanın her şeyden önce doğuştan getirdikleriyle yaşayan bir varlık olduğunu, bunun sorgulamasının kullara kalmadığını anlattım. Çocuklarını ne pahasına olursa olsun evde tutmak isteyen babama “evin” ne olduğunu bir türlü anlatamadım. Bütün kaçış hikayelerinin başladığı yer, ait hissetmenin bittiği noktadır. Dağdaki adam kendisi gibi olanların yanında dağa ait, davasına ait hisseder kendini. Bu yüzden dağda “heval olmak” anne-baba olmaktan daha yücedir bazen. Görseniz de gidemediğiniz, dönseniz de bulamadığınız evlerinizin tek adresi hafızanız olur. Gözünün önünde koca bir mahalleyi yakan, hayvanları diri diri bu ateşlerde öldüren, Kuranı Kerim’i bile aynı ateşe fırlatan askerleri yakmak isteyen, sonra aynı ateşte kendini yakmayı düşünen bir PKK’lının hikayesini anlatıyor bu kitap, bir yanış hikayesi. Kaç hayat, kaç nesil, kaç umut yandı, kül oldu<em>… Hangi siyasi teklif bu acılara değer ki…</em></p>
<p>Okuduğum fakültede ilk kez Halepçe Katliamı’ını anıyor olmaktan dolayı bahtiyar değildim bilakis üzgündüm. Biryerlerden başlamalı deyip çalışmalar yürüttüğümüz öğrenci kulübümüzde izlettiğimiz Halepçe videosunun tamamı Kürtçe idi. Program sonrası gelen sorular fakülte idaresinin Kürtçe bir video izletmemizde sıkıntı çıkarıp çıkarmadığı yönünde idi. Burası bir İlahiyat fakültesiydi ve bize yaptığımız işten dolayı tedirgin olmamız hatırlatılıyordu. Oysa geçtiğimiz hafta Suriye’de yapılan toplantıdan da haberi yoktu bu insanların. Bediüzzaman’ın ölüm yıl dönümünde yapılan toplantıda Üstad’ın Emevi Camiisinde verdiği hutbedeki “hürriyet” açıklamalarını konuşuyordu aydınlarımız, Kürt Said Nursi’yi tartışıyorlardı. Fakültemizde müdavimi çoktur oysa ki! Bir Türk olarak Kürt meselesi yüzünden cezaevinde yatan İsmail Beşikçi’yi de bilmiyordu bu insanlar. Keşke bilselerdi Allah Kuran’ı yazmamıştır(yazıp bırakmamıştır) Kuran ile her daim konuşmaktadır. Muhakkak hakkın yanında saf tutmamızı istemektedir.</p>
<p>Bir gün dağa çıkan insanları konuşan, bu meseleleri tartışan, Kürt meselesi üst başlığını tercih eden koca koca adamları dinledim. Her biri yakın dönem Türkiye tarihini iyi bilen isimlerdendi. Analizler, tesbitler, birbirlerinin argümanlarını çürüten söylemler, akademik sözler, siyasal tercihler. Konuşmalarını dinledim. Dokunacak kadar yakınımda oturan bu isimleri dikkatlice dinledim. Diyemedim bunca konuşma gereksiz. Anadil tartışmaları, özerklik talebi, yurttaşlık tanımı vs. Bunlar meselenin yan sorunları. Asıl sorun evde hissetmeme sorunudur. Kendini evinde, evine ait hisseden biri evini bırakmaz. Eve dönmenin mümkün oluşunu sağlamak bu kadar zor olmamalı. Öldürmenin ölmekten daha zor olduğunu militanlardan öğreniyor bu ülke. Başkalarının acılarına bakmanın en büyük işkence olduğunu da…</p>
<p>Eline bir kez bile silah almadan dağda çatışmada ölenler, kesilen parmaklarını bir zeytin kutusunda sakladığını rüyasında görenler, geceleri hep annelerinin ninnilerini duyanlar, memleket özlemi yaşayanlar, anlaşılmak isteyenler, haklarını arayanlar, yakalanınca cezaevinde işkence görenler, sonra askerlik şubesine yazılanlar, aşık olmaktan korkanlar, devlete düşman olmanın haklı nedenlerini taşıyanlar ve kelimelerin anlatmakta kifayetsiz kaldığı hayatlar bir dini cemaatin kanalı olan Samanyolu tv’de yayınlanan Tek Türkiye dizisinde anlatılanlardan ne kadar da farklı böyle? Bu çeşit çeşit algılar, gerçeklikler, anlatılanlar bizi hep bir gri zeminde yaşamaya mahkum etmiyor mu? Siz tek bir “Türk”, tek bir “Sünni”, tek bir “Müslüman” tanımı yapamazken tek bir Kürt göreceğinizi hayalini mi kurdunuz? Edilgen bir şekilde izleyicisi olduğunuz hayatlara bakıp çabuk yargılara mı varıyorsunuz? Dağın ardına bakmadık hiç, dokunmanın ilkel insanın bir özelliği olduğunu söyledik hep. Bizler modern insandık çünkü ve şehir dokunmayı öldürdüğü gibi hissi de alıp götürmüş evlerimizden galiba.</p>
<p>Bir dağın yolunu bir panzer gösteriyorsa size ve o panzer devletin demirbaşı ise gittiğiniz kamusal dairelerde size sorulan adres bilgisine neler yazardınız? Kandil, Cudi, Harun… ? Kayıtlarda bile olmayan köyünüzü hatırlar mıydınız? Gider miydiniz o devlet dairelerine ya da? Bir gün eve dönmenin hayalini kurarken devletin de sizi bağrına basmasının imkanını düşünür müydünüz? Devletin vatandaşları bağrına basan bir aygıt oluşu tanımını kökten yakar mıydınız yoksa benim gibi… Kasatura ile geçici olarak gömdüğünüz arkadaşınızın mezarını derine kazmak için geri döndüğünde, cesedinin hayvanlar tarafından yendiğini gördüğünüzde, kemiklere bakıp ağladığınızda hangi adres, hangi tanım, hangi devlet sizi o halden tekrar bir “insan” yapar da size bir ev kapısı açar?</p>
<p>Bir çocuk ki okulda anadilini konuşması yasak, resmi dili de ilk kez öğreniyor. Su diyemiyor, kalem diyemiyor, öğretmenim diyemiyor. Hepsini diyecek elbette, önce içine düştüğü dil hapishanesinden kurtulması lazım. Okulun kendi kimliğini dışarıda bırakıp da girilen soğuk bir yapı olduğunu öğrendiğinde Türkçe okul diyebilecek bu çocuk. Bir başka çocuk öğretmeni tarafından evde Kürtçe konuşan arkadaşlarını ispiyonlamak üzere görevlendiriliyor. Çocuk evde dahi annesiyle konuşamıyor kendi diliyle. Ev, devlet müdahalesine öğretmen eliyle açılmış oluyor, çocuğa dağa gidilen yol da böylece gösterilmiş oluyor. Bu hikayeye dokunurken kitapta, aklıma kardeşim geldi. Lisenin ilk yılında Sinop’ta yatılı okuyan kardeşimin saatler süren telefon kuyruğunda on dakikalık görüşme için nasıl beklediğini hatırladım. Türkçe bilmeyen annesiyle mecburen Kürtçe konuşan kardeşimin elinden telefon ahizesinin alındığını hayal ettim. Böyle bir şeyi yaşamadı, ama ya yaşasaydı. Öğretmen olmak için okuduğu liseden bir devlet düşmanı olarak çıkmasının faturası yine kardeşime kesilecekti değil mi?</p>
<p>Bir taraftan okuyup bitirdiğim kitaptaki hayatları düşünürken, bir taraftan beni derin ağlamalara bırakan bu hikayelere  eş,  zorlama hikayeler yazdım imgelem dünyamda. “Empati” hastalığından söz etmiyorum hayır, sadece bakmaya ve görmeye çalışıyorum. Bir çocuğu nasıl ki sokağın tehlikelerinden, karanlıklarından koruyan evse ve bir ev aidiyet, sıcaklık, ve insan için yaşam boyu bir varlık alanı ise evinde olmayan insanların nerede olduklarını arayalım istiyorum. Bu bir ev yoklaması olsun istiyorum. Uzun bir “yurttaş” listesi değil “insan” listesi… vatandaşlık numaraları değil vicdan, kimlik, benlik sözlerinin yer aldığı bir liste. Ev olmadan ne olabilir ki?</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/felah.wordpress.com/1243/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/felah.wordpress.com/1243/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/felah.wordpress.com/1243/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/felah.wordpress.com/1243/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/felah.wordpress.com/1243/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/felah.wordpress.com/1243/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/felah.wordpress.com/1243/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/felah.wordpress.com/1243/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/felah.wordpress.com/1243/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/felah.wordpress.com/1243/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/felah.wordpress.com/1243/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/felah.wordpress.com/1243/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/felah.wordpress.com/1243/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/felah.wordpress.com/1243/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1243&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://felah.wordpress.com/2011/04/18/eve-donmek-mumkun-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/96aaccfae9aede7dec85be54b10d2aba?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">felah</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://felah.files.wordpress.com/2011/04/matur2.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">matur2</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://felah.files.wordpress.com/2011/04/matur3.jpg?w=300" medium="image">
			<media:title type="html">matur3</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Göbekli Tepe: En Eski Tapınağı Yapanlar</title>
		<link>http://felah.wordpress.com/2011/04/02/gobekli-tepe-en-eski-tapinagi-yapanlar/</link>
		<comments>http://felah.wordpress.com/2011/04/02/gobekli-tepe-en-eski-tapinagi-yapanlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Apr 2011 19:32:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FeLaH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://felah.wordpress.com/?p=1239</guid>
		<description><![CDATA[[2 nisan 2011'de ekopolitik'te yayınlandı.] Bir sabah yola çıkıp da her zamanki gibi tarlasını sürmeye giden Mahmut Kılıç için sıradan bir gündü. Tarlasını sürerken oymalı bir taş buldu, taşın farklılığını anladığında onu hemen müzeye götürdü. Yıl 1963 idi. Köylü Mahmut’un müzeye bıraktığı taş hiç mi hiç ilgi görmedi. Sıradan bir arkeolojik bulgu olarak bu taş, &#8230; <a href="http://felah.wordpress.com/2011/04/02/gobekli-tepe-en-eski-tapinagi-yapanlar/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1239&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>[2 nisan 2011'de <a href="http://www.ekopolitik.org/public/home.aspx">ekopolitik</a>'te yayınlandı.]<br />
</strong></p>
<p>Bir sabah yola çıkıp da her zamanki gibi tarlasını sürmeye giden  Mahmut Kılıç için sıradan bir gündü. Tarlasını sürerken oymalı bir taş  buldu, taşın farklılığını anladığında onu hemen müzeye götürdü. Yıl 1963  idi.</p>
<p>Köylü Mahmut’un müzeye bıraktığı taş hiç mi hiç ilgi görmedi. Sıradan  bir arkeolojik bulgu olarak bu taş, Urfa Müzesi’nde ziyaretçilerini  ağırladı.</p>
<p>Aradan uzun yıllar geçti ve 1995’de Almanya’dan gelen bir ekibin Urfa  bölgesinde başlattığı çalışmalar tüm bir medeniyet tarihine ilişkin  okumaları değiştirdi. Mahmut’un müzeye bıraktığı taşın ehemmiyeti çok  sonradan anlaşıldı. Bu durum aynı zamanda son 20 yıldaki arkeolojik  devrimlerden biri oldu.</p>
<p><span id="more-1239"></span>Çünkü Alman arkeolog Doç. Dr. Klaus Schmidt ve ekibi Urfa’nın 20 km  uzaklığında Örencik köyünde bulunan Göbekli Tepe’de yaptıkları  arkeolojik kazılarda dünyanın en eski tapınak bölgesini keşfettiler.  Eski zamanlara ait bir tapınak’ın keşfedilmesi pek cazibeli değildir,  çünkü bu tür arkeolojik haberlere aşinayızdır. Göbekli Tepe’yi tarihin  bir kırılması ve yeniden sorgulanması nedeni kılan özelliği en eski ve  aynı zamanda en büyük tapınak olmasıdır. Urfa’da yani Türkiye sınırları  içerisinde dünyanın en büyük tapınma merkezinin olması ne anlama gelir?</p>
<p>Bu zamana kadar yapılan tarihsel tasnifin çökmesi anlamına gelir.  Tarihsel sınırların ve kesinliklerin bir kırılması söz konusu anlamına  gelir. Çünkü Cilalı Taş Devri’nde bir yerleşim yeri tespit edilmiş oldu.  Bölgenin en büyük tapınma alanı olan bu bölgede dev dikilitaşlar,  sütunlar, kabartmalar, hayvan figürleri gibi sanatsal değeri bulunan  yapılar keşfedildi. Bu yapılardaki figürler dönem insanının zihin  dünyasına ilişkin ipuçları ve sanatsal ifadelerine ilişkin yaklaşık  tahminleri de veriyor. Yerleşik hayatın bu dönemde görülmesi, Cilalı  Taş’ın o “bilindik” tanımlarını yıkıyordu. Avcı-toplayıcı insan grubunun  tapınak inşa ettiğine dair ilk kanıttır. Bunu bir devrim olarak saymak  abartı olmasa gerek.</p>
<p>Bu keşfin, evrensel bilime olan katkısının yanı sıra Türkiye için de  büyük artısı var. Yıllardır komşu Ülkerler arkeolojik çalışmalar  yaparken, ülkemizde bu tür çalışmalar çeşitli sebeplerle yapılamadı.  Bürokrasinin hantallığı ve bilim dünyasına olan uzaklık gibi nedenler  yüzünden atıl kalındı. Ancak Arkeolog’un Schmidt’in Alman-Türk ortak  projesi sayesinde Türkiye bu kötü imajını kurtarma imkanı buldu.  Tarihsel bir yorum olarak ise şöyle bir olumlu yanı var: Anadolu’nun  Neolitik çağda dışarıda tutulması, sadece bir köprü vazifesi gördüğü  söylentisi zedelenmiş oldu. Batı ile Doğu arasında bir köprü olup  tarihsel çağlara sadece sonradan katılan bir bölge olduğu bilgisi de  yıkılmış oldu. Urfa’daki en büyük tapınma merkezi civar bölgelerin sahip  olmadığı bir özellik. Milliyetçilik hissiyle değil sadece bilimsel bir  değerlendirme olması açısından, ülke sınırlarımızda fark edilen bu  gerçek bu topraklarda yaşanan medeniyet dönemlerini anlatmaktadır  diyebiliriz. Bu sayede ülkemizde arkeolojik çalışmalar daha bir hız  kazanmıştır. Bilim dünyasının gözleri Arkeolog Schmidt’in kitabı  yayınlanır yayınlanmaz Türkiye’ye çevrilmiş oldu.</p>
<p>Tapınma amaçlı bu mimari yapıdaki buluntular, Schmidt’in bir günlük  gibi oluşturduğu kitabında bütün arkeolojik, sanatsal ve teknik  ayrıntılarla anlatılıyor. Yapılar, arkeologların ellerindeki aletlerle  anlaşılamayacak kadar gizemli. Taşlar üzerindeki ifadelerin dili, çok  eski olduklarından çözülemiyor. Bu anlaşılmazlığın sebebi yapılardaki  insan-hayvan karışımı figürler. Kuş-insan figürleri, canavara benzetilen  şekiller, cin denebilecek suretler, yaratıklar henüz tam açıklanamayan  semboller. Bu semboller tapınakta ne gibi bir niyet için dikilmişti,  metafizik düşüncelerinde ne vardı? Bir totem algısı var şüphesiz. Tüm  figürleri kitabında sayfalarca anlatan Schmidt, şaşkınlığını defalarca  zikretmiştir. Şamanist eylemlerin de yapıldığını söylüyor, şamanların bu  metafizik algıdaki etkisinin güçlü olduğuna dair uzun açıklamaları var.  Farklı Paleolitik devir ile neolitik devir arasında bir geçiş dönemi  olan mezolitik devirden genelde bahsedilmediğini söylüyor. Mesela  bölgede var olan inişli-çıkışlı alanların yani Hellen tiyatrolarındaki  şekilsel zeminin bu bölgede bulunmasını eş zamanlı mı okumalı yoksa  zaman aşımı mı demeli diye sorar kitabın sonuna doğru. Farklı zamanlarda  görülen gömme biçimlerinin aynı oluşu kafaları karıştıran başka bir  bilgi. Bir taraftan da sütunlarda ve taşlarda bulunan tilki, akrep,  örümcek, turna, ceylan, kertenkele, yılan, aslan gibi vahşi hayvanlar ve  yabani bitki motifleri evcilleştirmenin henüz olmadığını  kanıtlamaktadır. Evcilleştirme görülmemiş ancak tapınma anlayışı, mimari  estetiklik ve yerleşik hayat izleri insanı dehşete düşürüyor.</p>
<p>Arkeolog Schmidt’in “Göbekli Tepe: Taş Çağı Avcılarının Gizemli  Kutsal Alanı” kitabı ilk kez 2006’da Almanya’da basıldı. Bir yıl sonra  Türkçe’ye tercüme edildi. Çalışmaların ve kitabın dünyadaki yankısı çok  geç olmadan duyuldu. Bölgeye ilişkin kabullenişler sorgulanmaya  başlandı. Kutsal metinlerden yola çıkarak bilinmeyene dair ipuçları  yakalanmış oldu. İncil ve Tevrat’ta geçen “Cennet Bahçesi”nin Göbekli  Tepe’de olduğunu ispatlamaya çalıştılar.</p>
<p>Eski tanımlar yıkıldı, yeni tanımlar yeni sorunlara gebe. İnsanlık  tarihinin şimdiye kadar bilinmeyen bir evresini keşfetmek ilk kez değil.  Bunun ardından yeni keşifler de gelecektir şüphesiz. Bilgi anlayışı ve  referansı değişimi yaşandı. Tarih bilimi, Vico’nun tabiriyle onu  oluşturan insan tarafından bir kez daha sorgulandı. Bu sayede bize  keskin sınırlar ve tanımlamalar dayatan tarih bilimi ile birlikte  arkeoloji, antropoloji gibi bilimlerin de Batı kaynaklı algısına dikkat  kesilmemiz gerektiğini yeniden hatırlamış olduk.</p>
<p><strong>Göbekli Tepe: En Eski Tapınağı Yapanlar<br />
Arkeoloji ve Sanat Yayınları 2007 </strong></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/felah.wordpress.com/1239/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/felah.wordpress.com/1239/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/felah.wordpress.com/1239/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/felah.wordpress.com/1239/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/felah.wordpress.com/1239/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/felah.wordpress.com/1239/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/felah.wordpress.com/1239/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/felah.wordpress.com/1239/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/felah.wordpress.com/1239/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/felah.wordpress.com/1239/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/felah.wordpress.com/1239/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/felah.wordpress.com/1239/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/felah.wordpress.com/1239/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/felah.wordpress.com/1239/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1239&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://felah.wordpress.com/2011/04/02/gobekli-tepe-en-eski-tapinagi-yapanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/96aaccfae9aede7dec85be54b10d2aba?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">felah</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Gökten yağan bacakların değişen yol haritası</title>
		<link>http://felah.wordpress.com/2011/03/24/gokten-yagan-bacaklarin-degisen-yol-haritasi/</link>
		<comments>http://felah.wordpress.com/2011/03/24/gokten-yagan-bacaklarin-degisen-yol-haritasi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Mar 2011 09:01:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FeLaH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://felah.wordpress.com/?p=1235</guid>
		<description><![CDATA[[ 2007 eylül-ekim sayısı yalnızlık sözleri dergisi'nde yayınlanmıştır.] Geçen sene olmalı.. Arkadaşlarla, günün binbir telaş içinde akşama hazırlandığı bir takvimde, koştura koştura bir filme yetişmeye çalışıyoruz. Filmin adı : Safar e Ghandehar yani Kandahar. Filmin konusundan emin değiliz, sıradan bir savaş öyküsü olabilir, birazdan neler göreceğiz bilmiyoruz. Filmin öncesi-sonrası olacak mı acaba hayatımızda? Belki…Üstelik Kandahar’ın &#8230; <a href="http://felah.wordpress.com/2011/03/24/gokten-yagan-bacaklarin-degisen-yol-haritasi/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1235&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[ 2007 eylül-ekim sayısı yalnızlık sözleri dergisi'nde yayınlanmıştır.]</p>
<p>Geçen sene olmalı..</p>
<p>Arkadaşlarla, günün binbir telaş içinde akşama hazırlandığı bir takvimde, koştura koştura bir filme yetişmeye çalışıyoruz. Filmin adı : Safar e Ghandehar yani <a href="http://www.altyazi.net/aralik/ayinfilmleri/kandahar.htm">Kandahar.</a></p>
<p>Filmin konusundan emin değiliz, sıradan bir savaş öyküsü olabilir, birazdan neler göreceğiz bilmiyoruz. Filmin öncesi-sonrası olacak mı acaba hayatımızda? Belki…Üstelik Kandahar’ın neresi olduğunu bile bilmiyoruz. Daha sonra öğreniyoruz Afganistan’da bir yerlerde, çorak topraklarmış meğer.</p>
<p>İzleyiciler yerini aldı. Dışarıda hala bu film için yetişmeye çalışanların varlığından emin olarak yaslandım arkama. Işıklar nihayet söndü ve film başladı.</p>
<p><span id="more-1235"></span>Yüzleri örtülü Afganlı kadınların, açlıkla mücadele veren Kandahar halkının, kirden yüzü görünmeyen çocukların ve Batılı bir gazetecinin öyküsünü anlatan bu filmde hafızalarıma kazınan tek sahne “Afganlı erkeklerin mayınlar yüzünden kopan bacakları,kolları” idi. Kızılhaç tarafından bölgeye gönderilen ve helikopterden rast gele aşağıya bırakılan protez uzuvları kapmak için tek bacakları üzerinde zıplayarak birbirini ezen onlarca Afganlı erkek… Bunu hemen hemen her gün tekrarlıyorlardı. Çünkü sahte de olsa bir bacağa ve kola ihtiyaçları vardı.Kendilerinin, kadınlarının,çocuklarının…</p>
<p>Işıkların yanması ile gerçek hayata devam ettiğimizi hatırladık. Bu sefer akşamın geceye çalan zamanlarında otobüs bulma telaşı ile daha hızlı koşmaya başladık duraklara. Şükür ellerimiz, kollarımız, bacaklarımız,ayaklarımız sağlamdı.Koşabiliyorduk…</p>
<p>Filmin yapım yılı 2001; Kandahar’da yaşananların üzerinden çok geçmemiş yani. Bizim filmi izlediğimiz yıl ise 2006, Afgan savaşından çok sonra. Hatta birkaç ay önce Guantanamo mahkumlarından İbrahim Şen ile yaptığımız röportajda kendisi Afgan dağlarında yaşadıklarını anlatmıştı ve Kandahar hapishanelerindeki tutuklulara yapılanları. Askerlerin onları nasıl teslim ettiklerini de anlattı. Bütün bunları dinlerken bildiklerimi bir puzzle gibi bir araya getirerek Kandahar’ı daha iyi resmettim zihnimde; tabi protez uzuvlar için ağlayan insanlar da bu resmin birer parçaları oldu.</p>
<p>Bugün 9 Nisan 2007.</p>
<p>Tekerrür eden hayatların bir şahidi olarak ben, yapma bacak ve kol için ağlaşan Amerikalıları gördüm bugün. Savaş yeri Kandahar değil Irak toprakları. Küçük(!) bir ayrıntıyı hatırlatayım hemen: Amerika’nın protez konusundaki uzmanlığı ve gelişen teknolojisi.</p>
<p>Büyük icatların kaynağının savaşlar olduğunu öğrendiğimden bu yana icatların masum olmayışını düşünürüm. Protez uzuv üretmek de öyle… milyonlarca dolar karşılığı asker bulmaya çalışarak ordusunu kalabalık gösterme derdine düşen “büyük birader” bir o kadar masrafı şimdi yapma organlar için harcıyor. (Ölenler için cenaze ve tazminat masraflarını zikretmeden geçmeyelim.)</p>
<p>Haberi Los Angeles Times’den okuyoruz. Uzmanlar askerleri normal hayata döndürmeye çalışıyorlarmış. Normal hayata döndürmeden murad ne acaba ? Bak bu senin yeni bacağın tanış onunla Stephen, eskisinden daha iyi bir kolun var değil mi Mayk? Asma suratını John büyük birader sana tazminat ödeyecek, kızlarla iyi vakit geçirmek iyi bir fırsat ha ?</p>
<p>Uzmanlardan Peter Harsch her gün ameliyat masasında askerleri “normale” döndürmeye çalışıyor, diğer meslektaşları ile fazla mesai yapıyor 2003 Irak işgalinden bu yana. Bu yüzden olsa gerek normale döndürmenin yanı sıra iyi bir psikolog da olabilirler ya da bunca kopan parçanın içinde her şeyin bir yalan olduğunu düşünebilirler. Belki…</p>
<p>Çorak topraklara yağan yüzlerce protez bacak… Onlardan birine sahip olmak zengin olmak demekti Kandahar’da. Amerika ise teknolojisini geliştiriyor, normalleşme denemeleri yapıyor. Hastanede yüksek sesle şarkılar çalınıyor: <em>Bring me to life</em>.Bilmiyor ki; paramparça olmuş binlerce Afganlı organın laneti bu. Ya da gökten yağan bacakların değişen yol haritası bu.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/felah.wordpress.com/1235/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/felah.wordpress.com/1235/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/felah.wordpress.com/1235/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/felah.wordpress.com/1235/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/felah.wordpress.com/1235/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/felah.wordpress.com/1235/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/felah.wordpress.com/1235/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/felah.wordpress.com/1235/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/felah.wordpress.com/1235/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/felah.wordpress.com/1235/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/felah.wordpress.com/1235/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/felah.wordpress.com/1235/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/felah.wordpress.com/1235/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/felah.wordpress.com/1235/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1235&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://felah.wordpress.com/2011/03/24/gokten-yagan-bacaklarin-degisen-yol-haritasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/96aaccfae9aede7dec85be54b10d2aba?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">felah</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Tadilat</title>
		<link>http://felah.wordpress.com/2011/03/24/tadilat/</link>
		<comments>http://felah.wordpress.com/2011/03/24/tadilat/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Mar 2011 08:55:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FeLaH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://felah.wordpress.com/?p=1232</guid>
		<description><![CDATA[En başta kendime not: Ben kararsız bir mahlukum&#8230; Çabuk sıkılan, çok yer değiştiren, masası dağınık, aklı karışık&#8230; Sahip olduklarını, geçmişini, yapıp ettiklerini düzenli bir şekilde sandukalarda saklayan bir yapım yok. En çok da buna üzülüyorum. Çünkü bazen birkaç yıl önce yazdığım yazıya bile ulaşamıyorum sırf bu yüzden. Giden gitmiştir mi diyorum ne diyorsam artık. Benle &#8230; <a href="http://felah.wordpress.com/2011/03/24/tadilat/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1232&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>En başta kendime not:</p>
<p>Ben kararsız bir mahlukum&#8230;</p>
<p>Çabuk sıkılan, çok yer değiştiren, masası dağınık, aklı karışık&#8230;</p>
<p>Sahip olduklarını, geçmişini, yapıp ettiklerini düzenli bir şekilde sandukalarda saklayan bir yapım yok.</p>
<p>En çok da buna üzülüyorum.</p>
<p>Çünkü bazen birkaç yıl önce yazdığım yazıya bile ulaşamıyorum sırf bu yüzden.</p>
<p>Giden gitmiştir mi diyorum ne diyorsam artık.</p>
<p>Benle birlikte büyüyen, artan ve kıymete binen tek şey kütüphanem sanırım. Ama onun bile adam akıllı elden geçmeye öyle ihtiyacı var ki&#8230;</p>
<p>Kafam dağınık, masam da dağınık/ masam dağınık olduğu için mi kafam dağınık? Which one?</p>
<p>Neyse.</p>
<p>Artık daha düzenli bir çalışma hayatım olmalı. Hem fakülte anlamında hem de kişisel uğraşlarım için..</p>
<p>Biriktirmekten değil ama saklamaktan haz duymamın zamanı çoktan geldi.</p>
<p>Bu niyetle sağda-solda bulduğum yazılarımı tekrar felah arşivine eklemem gerek.</p>
<p>Kategorik düşünmeyi fazla küçümsemeden yol almalıyım.</p>
<p>Toz bezini eline al haydi bakalım kızım!</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/felah.wordpress.com/1232/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/felah.wordpress.com/1232/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/felah.wordpress.com/1232/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/felah.wordpress.com/1232/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/felah.wordpress.com/1232/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/felah.wordpress.com/1232/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/felah.wordpress.com/1232/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/felah.wordpress.com/1232/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/felah.wordpress.com/1232/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/felah.wordpress.com/1232/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/felah.wordpress.com/1232/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/felah.wordpress.com/1232/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/felah.wordpress.com/1232/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/felah.wordpress.com/1232/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1232&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://felah.wordpress.com/2011/03/24/tadilat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/96aaccfae9aede7dec85be54b10d2aba?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">felah</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Nasıl Bir Edebiyat?</title>
		<link>http://felah.wordpress.com/2011/03/23/nasil-bir-edebiyat/</link>
		<comments>http://felah.wordpress.com/2011/03/23/nasil-bir-edebiyat/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2011 19:59:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FeLaH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://felah.wordpress.com/?p=1229</guid>
		<description><![CDATA[[23 mart 2011 tarihinde derindüşünce'de yayınlandı.] Edebiyat, şüphesiz hayatın tam ortasında bir yerde durur.  Hayatın ağırlık merkezi neresiyse söz, yazı oradadır. Acınız neredeyse eliniz oradadır ya, merhem sürersiniz yaranıza… Elbette, derdiniz varsa dermanını aramaya koşarsınız. Dert, sizi yollara düşürür, kapılara koşturur. Düşünce dünyası ve vicdan’dan bahsettiğinizde ise  “mezkur dert” bir şekilde kendine bir ifade alanı ve &#8230; <a href="http://felah.wordpress.com/2011/03/23/nasil-bir-edebiyat/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1229&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[23 mart 2011 tarihinde<a href="http://www.derindusunce.org/"> derindüşünce</a>'de yayınlandı.]</p>
<p>Edebiyat, şüphesiz hayatın tam ortasında bir yerde durur.  Hayatın ağırlık merkezi neresiyse söz, yazı oradadır. Acınız neredeyse eliniz oradadır ya, merhem sürersiniz yaranıza… Elbette, derdiniz varsa dermanını aramaya koşarsınız. Dert, sizi yollara düşürür, kapılara koşturur. Düşünce dünyası ve vicdan’dan bahsettiğinizde ise  “mezkur dert” bir şekilde kendine bir ifade alanı ve biçimi bularak dışa yansıyor. Bu kaçınılmaz bir yazgıdır.</p>
<p>İfade şeklinizi, alanınızı belirledikten sonra tamamen insani bir kaygı olarak başlayan düşünce serüveninizi eyleme dönüştürürsünüz. Aslında bu da kaçınılmazdır. En naif ve asgari haliyle bir yazı, eylemin ta kendisidir.  Harfler büyür büyür azami bir ses dalgasına dönüşür, orada olanın orada olmayana ulaştırdığı bir kuş olur.</p>
<p><span id="more-1229"></span>Tokat’ta bir grup insan, yukarıda acemice tasvir etmeye çalıştığım o muzdarip hallerinin bir yansıması olarak dergi çıkarmaya başladı birkaç yıl önce.  Edebiyatın hayatın kenarında, köşesinde değil tam ortasında durması gerektiğini söyleyen bir dergiydi amaçlanan. Sokaktan geçen insanın hikayesinin yer aldığı satırlarda siz, dev hikaye kahramanları görürdünüz. Yeni baştan bakmaya başlarsınız sokaktan geçene, içinde biriktirdiği hikayelere mihmandar olursunuz. Kapılar önce size açılır…</p>
<p>Hayatınıza bir saldırı gibi girer önce, izin almadan, sormadan, teklif etmeden. Direniş, adalet, özgürlük, gözyaşı, alın teri ve isyan… “İslamcıların” uzak kaldığı, daha doğrusu uzak durmayı tercih ettikleri bu kelimeler gökten yağmaya başlıyor siz bahsettiğim derginin sayfalarını çevirdiğinizde.</p>
<p>Kafa konforunuz kaçtığında içinizde başka başka kelimeler tasfiye oluyordur artık, bir yer değiştirme vardır: korku, kabulleniş, ezberleyiş,  kula itaat, suskunluk… zalimin safında durması gerekenler sizden ayrılıyordur bir bir.</p>
<p><em>Üç mesele</em> değil, daha fazla meselenin “mesele” olarak adı konulup vicdanları rahatsız ettiği böylesi durumları günümüzde az yaşıyoruz. Özellikle edebiyat dünyasındaki eserlerin edebiyatın hayata üsten ve ürkek bakışlarını üzerimizde bir hayli hissediyoruz. Siz “edebiyat ve ideoloji” dediğinizde ise, edebiyat mı siyaseti/toplumu etkiler siyaset/toplum mi edebiyatı soruları alır sizi. Aslında çok net bir duruşu, böyle muğlak tartışmalara feda ederiz.</p>
<p>Tokat merkezli <strong>Tasfiye Dergisi</strong>, böyle bir konfor kaçıklığının ve vicdan muhasebesinin neticesinde edebiyat dünyamıza girmiş oldu. Söylemek istediği şarkıları, anlatmak istediği meseleleri  ve iletmek istediği kuşları var. Mart ayı itibarıyla 29. Sayısına ulaşan dergi, zamanla daha iyi bir “kendilik” kazanıyor.</p>
<p>23 Mart 2011 tarihinde Sakarya İlahiyat Fakültesi’nde <em>Mavera Öğrenci Topluluğu</em> olarak Tasfiye Dergisi yazarlarından ve editörlerinden Beytullah Emrah Önce ile bir panel gerçekleştirdik. İlk kurucularından başlayarak bugünlere kadar gelen bir Tasfiye yolculuğuna çıktık hep beraber.  Edebiyat evet ama nasıl bir edebiyat derken, bir şekilde türlü platformlarda hak mücadelesi veren insanların edebiyatı da bu misyon için bir araç görmelerinden bahsettik. Yangın varken kimsenin bir perdenin ne kadar güzel olduğundan bahsetmemesi nasıl “olağan”sa, toplumsal yangınlarda da yükselen dumanları görmezden gelip popüler söylemlerde bulunmanın da bir o kadar “olağan olmadığını” söyleyebiliriz.  Diyor ki Beytullah Önce, biz ağaçtan, kuştan, çiçekten ancak onların “yaşama hakkı” ihlal edildiğinde bu ihlali durdurma adına bahsederiz. Edebiyatın amacı sosyal meselelere merhem olabilmektir. ”</p>
<p>Kamusal alanda bir ifade ve “dert anlatma” biçimi olarak Tasfiye, “direnen edebiyat” mottosunu taşıyor. Yerel ve küresel tüm krizlere mümkün olduğunca yer veriyor.  Hayatın riskli alanlarına dokunmaktan korkmamayı öğretiyor. Tam da bu korkunun bir tezahürü olarak Beytullah Önce “28 Şubat ve Edebiyat” panelindeki tespitlerini paylaşıyor bizimle. Bir dönem hidayet romanlarında anlatılan zengin, dindar ve genç kadınlara tebliğlerde bulunan ideal Müslüman erkeğin,  28 şubat darbesiyle birlikte ortadan kaybolduğunu yazar. “Hidayet romanları bir tür aldatmacadır.”</p>
<p>Sorumluluk şuuruyla edebiyata açılan akıl ve vicdanın referansının vahiy olduğunu belirten yazarımız,  Tasfiye’nin bu algıyla hareket etme çabasına sahip bir dergi olduğunu söyledi.</p>
<p>Bu mütevazı panelimize iştirak eden arkadaşlar, son dönem edebiyat dünyasında farklı bir yer edinmeye başlayan bir dergiyi, edebiyatın “bir de bu yönü” nü tanımış oldular. Bilhassa derginin özel sayılarındaki dosya çalışmalarının ayrı bir takdire şayan olduğunu söylediler.</p>
<p>Bu satıların yazarının aslında tek bir çabası var: bir kuş yapmak. Orada olmayanlara, orada olan bitenden haber verme telaşıyla alt alta dizdiği bu satırlarda edebiyatta yaşanan bu “yerel” kırılmanın* büyüme potansiyelini görmenin sevincini de yaşamaktadır.</p>
<p>*kırılma diyorum çünkü tasfiye mesela 24. Sayısındaki Kürtçe Edebiyat sayısı ile bir ilki gerçekleştirmiştir. “Müslüman mahallesi” için büyük bir olay!</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/felah.wordpress.com/1229/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/felah.wordpress.com/1229/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/felah.wordpress.com/1229/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/felah.wordpress.com/1229/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/felah.wordpress.com/1229/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/felah.wordpress.com/1229/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/felah.wordpress.com/1229/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/felah.wordpress.com/1229/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/felah.wordpress.com/1229/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/felah.wordpress.com/1229/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/felah.wordpress.com/1229/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/felah.wordpress.com/1229/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/felah.wordpress.com/1229/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/felah.wordpress.com/1229/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1229&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://felah.wordpress.com/2011/03/23/nasil-bir-edebiyat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/96aaccfae9aede7dec85be54b10d2aba?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">felah</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>emeğe ve insana</title>
		<link>http://felah.wordpress.com/2011/03/21/emege-ve-insana/</link>
		<comments>http://felah.wordpress.com/2011/03/21/emege-ve-insana/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Mar 2011 19:41:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FeLaH</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://felah.wordpress.com/?p=1227</guid>
		<description><![CDATA[[ tasfiye dergisi'nin 29. sayısındayayınlanmıştır.] Onu ilk kez ne zaman tanıdığımın hikayesini yine ondan dinlemiştim. Bana kalsa çoktan unutmuştum. Çünkü her merhaba bir tanışmadır benim için ama bununla kalmayan bir tanışmayı ondan dinleyince anladım. Bir merhabanın bile insana kırk yıl hatrı kalırmış meğer. Kaldığım öğrenci yurdunda arada kalabalıktan sıkıldığımda inerdim aşağıya, yemekhaneye girerdim. En arkada &#8230; <a href="http://felah.wordpress.com/2011/03/21/emege-ve-insana/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1227&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>[ tasfiye dergisi'nin 29. sayısındayayınlanmıştır.]</p>
<p>Onu ilk kez ne zaman tanıdığımın hikayesini yine ondan dinlemiştim. Bana kalsa çoktan unutmuştum. Çünkü her merhaba bir tanışmadır benim için ama bununla kalmayan bir tanışmayı ondan dinleyince anladım. Bir merhabanın bile insana kırk yıl hatrı kalırmış meğer.</p>
<p>Kaldığım öğrenci yurdunda arada kalabalıktan sıkıldığımda inerdim aşağıya, yemekhaneye girerdim. En arkada her zamanki masamıza oturur mutfakta yıkanan tabak çanak sesleri arasında kitabımı okurdum. Bu benim için çok az bir zaman dilimiydi çünkü işleri bitince yemekhane de kapanırdı. Tekrar kalabalık odaya gitmek zorunda kalmak bazen ağır gelirdi.</p>
<p><span id="more-1227"></span>Muhtemelen anamın ördüğü yeşil yelek sırtımdaydı o akşam, tülbentimi de her zamanki gibi bağlamışımdır. Muhtemelen yine her zamanki selamımı vermiştim mutfakta çalışan ablaya. Halini hatrını sormuş, geçmiştim köşeme,dalmıştım kitabıma. Dedim ya pek hatırlamıyorum.  Oturduğum masada kitabıma doğru uzatılmış bir çay bardağı dalgınlığımı bozmuş ve biz konuşmaya başlamışız. Buraları hatırlıyorum, özür dileyerek söze girmişti. Okumamı bölmenin huzursuzluğunun yanı sıra biraz da benim tepkimi ölçememiş olmalıydı. Sonra biz göz göze konuşmaya başladık,tanıştık. Adı Zeynep’ti, 3 çocuk annesi dul bir kadındı. Birazdan iki saatte bir kalkan minibüse yetişmek için hazırlanacaktı. O karanlıkta metrelerce yol yürüdükten sonra dolmuşa binmenin süresi çok uzunken buna karşılık aldığı ücret çok düşüktü. Biliyordum. Söve söve çıktım odama.</p>
<p>Sesinde tuhaf bir şefkat vardı. Şefkatli sesini anne oluşuna veremezdim, hayır! Her anne böyle değil çünkü. Onda çok çekici bir naiflik vardı, “nasılsın ablam” derken kuşatıyordu sizi, fark ediyordunuz ve bu kuşatmadan memnun kalıyordunuz. Onca üniversiteli havamıza rağmen bizim birbirimizi dinlemeye tahammül edemediğimiz zaman o, sadece gözleriyle bile dinlemeye hazır olduğunu belli ederdi. Sen anlat, o dinlesin… Bunca yükü nasıl kaldırıyordun be ablam?</p>
<p>Zaman içerisinde biz sıkı dost olduk onunla. Gizli gizli çay içmeye gider oldum yemekhaneye. Yurtta güzel çay demlenmiyordu, makine çayı da içmek istemiyordum. Çayı çok sevdiğimi bilirdi. Okuldan çıkış saatimi gözler ben gelene kadar işini bitirir çayı hazır ederdi. Çikolatalarla gelirdim ben de. Bu durum zamanla kaldığım yurtta sorun olmaya başladı. “Aldırma” derdim, “aldırma bu dünyaya…” bakardı, sadece gülümserdi.</p>
<p>Onun yurttan çıkış saatini gözler, elimden geldiğince her akşam onu yolcu ederdim.Bir akşam yine böyle bir niyetle gittim yemekhaneye. Kapı açıktı, sessizce girip sürpriz yapmak istedim. Küçücük kilerde arkası kapıya dönük ayakta zor durur bir halde sessizce ağlıyordu. Bazen yaptığım gibi elimdeki çikolatayı o görmeden çantasına koyuverdim. “Abla..” dedim usulce. “Noldu?”</p>
<p>Gerçek adı Bahar’mış. Allah’ın belası bir kocası varmış. Meğer eşinden boşanmak üzereymiş. Büyük oğlu askeri lisede öğrenci zaten her şeye en çok da onun için katlanıyormuş. Yeni bir kimliğe bürünmesi komutanların oğluna sorun çıkarmaması için aldığı bir tedbirmiş. Ortancası bu berbat hayattan şikayetçi ve en küçük çocuk da korku içinde büyüyor. Yaşadığı evin sadece dört duvarı var ne pencere ne cam. Üstelik evde de baş belası bir kardeş var. Sabahın köründe yola düşüp geldiği bu yurtta üç kuruşa çalışıyor. Son zamanlarda aramızdaki sıkı münasebetten dolayı rahatsız edilmiş. Şimdi de işini iyi yapmıyor gerekçesiyle işten ayrılması isteniyor.</p>
<p>Teselli edecek birkaç söz bulmak Allah’ım bu kadar mı zor olur… Nereye gitti benim kahraman sözcüklerim, neredeler? Hayat beni neyle karşılaştırmıştı böyle? Adapazarı’na gelişimin nedeni sen miydin abla?Bu bir şeyleri söyleyememe çaresizliğini yaşamam mı? Hele bu yurtta kalmak! Ah ne zordu burada saatler… Bilirsin ben seninle tahammül ediyordum bu dini tekeline almış insanlara. Sana, emeğine layık gördükleri para ile sadece üst baş alan bu kadınlar hangi dünyada yaşıyorlar,böyle uyuşuyorlardı? Senin varlığın onları rahatsız eder oldu. Çünkü sen ve ben… Doğaldık,gerçekten seviyorduk, insana ve emeğe saygımız vardı. Aslında biz onlar gibi olmadığımız için bu yurtta “öteki” kalmıştık. Sesimiz çıkıyordu.</p>
<p>Şimdi çıkmıyor…</p>
<p>Çok geçmeden birkaç gün sonra camdan bakarak uğurladık onu… Gidişi hüzünlüydü. Bu dünya iyiyle kötünün mücadelesi idi, hak ile batılın. Bir bâtılın penceresinden sana el sallamak, “bulurum ben seni” demek ne garip bir haldir, bilir misin? Sen gittikten sonra kavgam daha bir arttı. Huzursuz bir bacak gibiydim, rahatlarını ister istemez bozar oldum. Odama da demlik, çay ve bardak aldım. Burukluğum hiç gitmedi. Hasta olmaktan da korktum, bakanım olmazdı ondan başka.</p>
<p>Daha sonra sohbetlerimiz devam ettiğinde uzun, upuzun hikayeni öğrendikçe ben, her defasında yeniden yazdım yazımı. O sakin, kimi zaman dalgın, olgun ve mütevazı halinle kendi hikayeni kendin yazıyordun aslında. Ben biraz gereksiz bir öğe gibi bir cümlede, yer işgal ediyordum sadece. Senn yaptığın gibi, dinliyordum. Sadece senin yanında sigara içiyordum, senle birlikte içiyordum. Ve öksürüyordum, sen gülüyordun. Acemiliklerim senin yanında hep sırıtıyor zaten ama sen hiç vurmadın yüzüme.</p>
<p><em>Yine de sen üzülme abla…</em></p>
<p><em>Belki bu şehre bir film gelir,</em></p>
<p><em>Bir güzel orman olur yazılarda.</em></p>
<p><em>İklim Akdeniz olur,</em></p>
<p><em>Gülümse…</em></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/felah.wordpress.com/1227/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/felah.wordpress.com/1227/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/felah.wordpress.com/1227/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/felah.wordpress.com/1227/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/felah.wordpress.com/1227/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/felah.wordpress.com/1227/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/felah.wordpress.com/1227/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/felah.wordpress.com/1227/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/felah.wordpress.com/1227/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/felah.wordpress.com/1227/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/felah.wordpress.com/1227/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/felah.wordpress.com/1227/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/felah.wordpress.com/1227/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/felah.wordpress.com/1227/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1227&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://felah.wordpress.com/2011/03/21/emege-ve-insana/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/96aaccfae9aede7dec85be54b10d2aba?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">felah</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Asya Labirentinde AF-PAK” &amp; Bilgi Notları</title>
		<link>http://felah.wordpress.com/2011/03/16/asya-labirentinde-af-pak%e2%80%9d-bilgi-notlari/</link>
		<comments>http://felah.wordpress.com/2011/03/16/asya-labirentinde-af-pak%e2%80%9d-bilgi-notlari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 16 Mar 2011 20:33:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FeLaH</dc:creator>
				<category><![CDATA[etkinlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://felah.wordpress.com/?p=1222</guid>
		<description><![CDATA[Ekopolitik Araştırma Merkezi 10 Mart 2011 tarihinde GASAM (Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi) başkanı Ali Şahin’i “Asya Labirentinde Afganistan &#8211; Pakistan” konulu panelde konuk etti. Konuğumuz Sayın Ali Şahin, Afganistan ve Pakistan’ın günümüzde içinde bulunduğu istikrarsızlığın sebepleri; “Küresel Güçler”in Asya politikalarında AF-PAK bölgesinin yeri; El-Kaide, Cundullah, Taliban gibi oluşumların “küresel güç denklemi”ndeki konumu ve tarihten &#8230; <a href="http://felah.wordpress.com/2011/03/16/asya-labirentinde-af-pak%e2%80%9d-bilgi-notlari/">Continue reading <span class="meta-nav">&#8594;</span></a><img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1222&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ekopolitik Araştırma Merkezi 10 Mart 2011 tarihinde<a href="http://www.gasam.org.tr/"> GASAM </a>(Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi) başkanı <strong>Ali Şahin’i “Asya Labirentinde Afganistan &#8211; Pakistan”</strong> konulu panelde konuk etti.</p>
<p>Konuğumuz Sayın Ali Şahin, Afganistan ve Pakistan’ın günümüzde içinde bulunduğu istikrarsızlığın sebepleri; “Küresel Güçler”in Asya politikalarında AF-PAK bölgesinin yeri; El-Kaide, Cundullah, Taliban gibi oluşumların “küresel güç denklemi”ndeki konumu ve tarihten günümüze Türkiye ile AF-PAK bölgesi arasındaki toplumsal ve siyasi ilişkilerin seyri ve geleceği ile ilgili düşüncelerini panel katılımcıları ile paylaştı.</p>
<p>Sayın <strong>Ali Şahin tarafından dile getirilen görüşlerin genel özeti aşağıdaki gibidir</strong>:</p>
<p><span id="more-1222"></span><br />
- Af-Pak bölgesi tarih boyunca hep işgallere maruz kalmıştır. Afganistan; İngilizler, SSCB ve en son ABD tarafından işgal edildi.</p>
<p>- Bölge büyük güçleri kendine çekebilecek bir cazibeye sahip. Bölgenin cazibe merkezi olmasının sebebi Güney Asya, Ortadoğu, Kafkasya ve Uzakdoğu’nun kontrol noktası olabilecek bir konumda bulunması ve Afganistan’ı kontrol eden gücün bölgeyi daha rahat kontrol altına alabilme özelliğini kazanmasıdır.</p>
<p>- Bölgenin kontrol altına alınması Orta Asya ve Hazar merkezli bakir enerji kaynaklarının kontrolünü kolaylaştırır. Bölgede yaratılan istikrarsızlıktan Pakistan, Hindistan, İran hatta Çin ciddi derecede etkilenir ve bu minvalde ABD enerji kontrolünde büyük kazanımlar elde edebilir.</p>
<p>- 2001’den sonra bölge her geçen gün daha da istikrarsızlaştı. ABD bir yandan Afganistan’ı işgal ederken bir yandan da yoğun çabalarıyla Pakistan’daki istikrarsızlığın boyutlarını artırdı.</p>
<p>- ABD, nükleer silaha sahip Pakistan ve silah edinme yolunda büyük mesafe kateden İran’ın istikrarsızlaşması için elinden geleni yapıyor.</p>
<p>- ABD, İran’ı Afganistan ve Pakistan üzerinden kuşatarak istikrarsızlaştırmaya çalışırken aynı zamanda İran’a yönelik ektili eylemler gerçekleştiren Cundullah’a ciddi destekler veriyor.</p>
<p>- Ekonomik ve siyasi güç merkezi artık batıdan doğuya doğru kayıyor; Hindistan ve Çin bu durumun aşikar örnekleri olarak gösterilebilir. Bu bağlamda batılı güçler Hindistan ve Çin’i istikrarsızlaştırma arayışlarına girebilir.</p>
<p>- Halihazırda Afganistan’da ciddi otorite boşlukları mevcut. Karzai ülkenin sadece %30’unda etkili olabilirken Taliban ve onu destekleyen aşiret ağaları ülkenin geri kalanında nüfuz sahibiler.</p>
<p>- Afganistan’ın büyük kısmında devlet kontrolü olmadığı için insanlar eğitim, sağlık, güvenlik gibi alanlardan yoksun kalıyor. Örnek vermek gerekirse kadın ve çocuk ölüm oranlarında Afganistan neredeyse Angola ile yarışacak seviyeye geldi.</p>
<p>- Bölgede Taliban, Cundullah dışında sürekli yeni oluşumlar türüyor ve bunların batıya hizmet ettiğini anlamak pek zor değil. 2008’de Mumbai baskınını yaparak büyük ses getiren Leşker-i Tayyibe isimli örgütün Pakistan istihbaratı tarafından desteklendiği iddia edilse de örgüte ABD’nin aleni destekleri biliniyor.</p>
<p>- Pakistan’ın Belucistan eyaletinde tam komplike bir hal var; bölge özgürlük talep ediyor; ABD ve Hindistan birtakım kışkırtma çabaları içine giriyorlar. Çin ise bölgeye sürekli yatırım yapıyor.</p>
<p>- Taliban hareketi gibi hareketler ABD ve batılı güçlerin menfaatinedir çünkü bölgede çıkacak olan bütün istikrarsızlık kendilerinin lehine gelişmeler sağlayacaktır.</p>
<p>- Taliban hareketi içinde Vahhabi düşüncesi çok yaygın ve cihad kavramı çok gelişmiştir. Bu hareketin safiyane bir akım olduğunu varsaysak da bölgeye çok zarar veriyor ve batılı güçler tarafından kullanılıyor. Afganistan Taliban hareketi bazı yönleriyle halkın benimsediği bir hareket olsa da Pakistan Taliban hareketi tamamen batılı güçlerin hizmetinde çalışmaktadır.</p>
<p>- 2002’den önce Türkiye bölge ile yanlış politikalar içine girdi ve ilişkilerini bölgede ciddi tepkiler alan Raşit Dostum gibi isimler üzerinden yaptı. AKP hükümeti ile daha sıcak ilişkiler geliştirilmeye başlandı.</p>
<p>- Afganistan, İslam alemi için Müslüman mahalle sorunu olarak algılanmalıdır. Bölgede doğu kaynaklı bir çözüm için Türkiye ve İslam Konferansı Örgütü öncülük etmelidir. Hatta gerekirse bölge bir süre İKÖ tarafından yönetilmelidir.</p>
<p>- ABD, Afganistan’a bir trilyon dolar harcadı, eğer gerçekten bölgenin geleceğini isteseydi bu parayla bölgeyi daha müreffeh bir seviyeye ulaştırabilirdi.</p>
<p>- Pakistan’da 177 milyonluk nüfusun yalnızca %30’una yakını okuma yazma biliyor ve bölge her geçen gün karanlığa itiliyor. Pakistan’da 20.000 civarında medrese bulunmakta ve buralarda beşeri ilimler pek öğretilmiyor. Medrese öğrencileri mevcut eğitim formatı neticesinde gözleri dünyaya kapalı ve provokasyonlara açık yığınlar haline getiriliyor.<br />
10 Mart 2011 tarihinde Sayın Ali Şahin’in konuşmacı olarak teşrif ettiği “Asya Labirentinde AF-PAK” başlıklı panele ev sahipliği yapan Ekopolitik, ülkemizin zaman zaman gereken ilgiyi gösteremediği fakat küresel menfaatleri bakımından büyük önemi haiz bölgelere dönük çeviri, makale, proje ve panel çalışmalarına devam edecektir. Okuyucularımızın ilgi ve bilgisine saygılarımızla arz ederiz.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/felah.wordpress.com/1222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/felah.wordpress.com/1222/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/felah.wordpress.com/1222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/felah.wordpress.com/1222/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/felah.wordpress.com/1222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/felah.wordpress.com/1222/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/felah.wordpress.com/1222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/felah.wordpress.com/1222/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/felah.wordpress.com/1222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/felah.wordpress.com/1222/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/felah.wordpress.com/1222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/felah.wordpress.com/1222/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/felah.wordpress.com/1222/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/felah.wordpress.com/1222/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=felah.wordpress.com&amp;blog=455152&amp;post=1222&amp;subd=felah&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://felah.wordpress.com/2011/03/16/asya-labirentinde-af-pak%e2%80%9d-bilgi-notlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/96aaccfae9aede7dec85be54b10d2aba?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">felah</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
