Archive for the ‘Uncategorized’ Category

Suudilerin ilk müzikli ve kadınlı klibi

Suudilerin ilk klibi! Kliplerdeki müzik ve kadın konusunda oldukça hassas olan Suudilerin ilk müzikli ve kadınlı klibi.. “Müzikli ve kadınlı”vurgusu çok önemli, Suudilerin bu tür çalışmalarına pek rastlanmaz, özellikle de kadının kamera karşısında görünmesi … Bu klibe siyahnur‘da rastladım, felah ziyaretçilerine sunuyorum.

Bu ilk özelliği taşıyan klibin tartışılacak yönü vardır muhakkak.

Bence, vermek istediği mesaj yönünden niyeti temiz bir klip. Bir klip zamanına sıkıştırılan “hayat” için abartılı değişiklikler yer alıyor ama ibadetin insan hayatına kattığı bereketi ve huzuru yansıtması açısından önemli.

Söyleyenin sesi de fena değil ;)

Üç harfliler korosu

hava mı bunaltıyor,
içim mi bulanık.
daralıyorum …
nedir bu beni boğan /giz/

?

küfrüm mü yeniyor varlığımı ,
varlığım mı bir hiç.
daralıyorum…
nedir bu üzerime çöken /zûl/

?

aynalar mı çoğalıyor ,
odam mı küçük gerçekten .
daralıyorum …
nedir bu etrafımda dolaşan hikaye-i /cin/

?

gözlerim mi kararıyor,
mekan mı kararmış .
daralıyorum …
nedir bu cüce gövdesinde bir tutam /saç/

?

rüyam mı gerçekleşiyor,
dünyam mı küçülüyor.
daralıyorum …
nedir bu dinlediğim serencam-ı /dev/

?

reenkarnasyon mu yaşadıklarım,
kader mi çiziyor yollarımızı !
daralıyorum
nedir bu her dönemeçte gördüğüm tek /göz/

?

perdeler mi erken çekiliyor ,
ölüm mu zaman tanımıyor .
daralıyorum …
nedir bu her canlıyı bekleyen /son/?

“”her cin hikayesinde bir giz yatar ;saçına zûl düşenlerin hazin sonlarını anlatır aynalardaki dev ! “”

?

akrep mi acımasız sokuyor ,
yelkovan mı yürümek nedir bilmiyor .
daralıyorum ….
kim bu benden içerû bir /ben/

?

“”üç harflilerin korosuna ben de katıldım ; masalın büyüsü bozuldu “”

2006-Haziran

Zaman mefhumu: 57 yıl sonra 2 dakika içinde

 [12 Mayıs 2007 tarihinde Derindüşünce'de yayınlanmıştır.]

 

(Bu yazıda yer alan şahıslar tamamen hayal ürünüdür. Yalnızca birinin varlığı gerçektir.)

Bir siyahi’nin oğlu idi.
Bilâl(r.a.)’e ithafen…

Murdar hayatların albenisi içinde bir yaşam…

Gündüzlerin telaşı gecelerin yorgunluğu demek ve bu şekilde devam eden kronolisi uyumak-uyanmak olan bir sıradanlık…

Bir kambur gibi fazlalık, çirkin, eğri ve kaba bir hissedişin öyküsü…

Ama burası Notre Dame değildir, hiçbir hikayede yer almayacak kadar gereksiz bir hayat…

Gregor Samsa kadar böcek, Marvel Comics kadar örümcek…

Bir dilenciye uzattığı birkaç kuruş kadar insan,

Acıktığı kadar beşer’dir.

Günler böyle devam etmektedir.

Read more »

Bulutlar şehre inince…

I.

Ne çok boğuyor alçalan bulutlar…

Taş değil, tuğla değil… Görünmez duvarlar istila etmiş şehri sanki.

Bilseydim, bilebilseydim düz duvara tırmanmayı…

Ancak yeniyim henüz ben, yeni katıldım kavgaya.

Hemen gelse de şu otobüs, görmese gözüm yaklaşan bulutları.

Çekerim yorgun halde eve dönenlerin ter kokusuna bulaşmış hurda bir otobüsü,

Katlanamam boğazıma yapışmış bulutları.

Ve otobüsteyim…

II.

Bakma öyle şoför amca şaşkın şaşkın,

Sen daha önce hiç kaçmadın mı?

III.

Yorgunluğu elbiselerinden belli yolcular…

Oturun, ben ayakta da giderim.

IV.

Bir an…

Kısa ömrümde ne kadar çok bulutlu hava gördüğümü hatırladım.

Kaç kez bulutlu gökyüzünden kaçtığımı saymaya başladım.

Ağaçların başına inen bulutların boğazıma yapışan ellerinden her defasında nasıl kurtulduğuma şaşırdım.

V.

Son durak…

İnecek mecalim kalmamış.

Dizlerim yine yarı yolda koymaya niyetlense de- şükür- evin yolunu biliyorum.

Gökyüzünün her yerini kaplasa da bulutlar,

Ağaçların başından evlerin çatısına inseler de,

Dolunay*’ı görmemi engelleyemezler.

VI.

Bulutlar şehre indi…

Korkularım ve kaçışlarımdan oluşan med-cezir döşemeli bir hayat’ın tekli koltuğundayım.

VII.

Hal böyle iken a dostlar, ahmak’ın biri çıkıp kalbimi soruyor bana ? Kalpten bahseden oldu mu ki?

Not: Bu yazı “ahmaklar kitabından” alınmamıştır.

Özgürlük, herkes için…

[ 17.04.2007 tarihinde Uiportal'da yayınlanmıştır.]

Cumartesi Ankara’da yapılan Cumhuriyet Mitingi olaysız sonuçlandı. Tuncay Özkan ADD’cileri bile kızdıracak açıklamalar yapmış, “ehh bu onların sorunu” deyip, bu kısmı geçelim. Demokrasi diye bağıranların ne kadar samimi olduğunu ise miting heyecanından anlayamayız.

Aynı akşam, aynı kanalda, aynı öfke ve aynı bağnazlıkla Tuncay Özkan ve ismini bilmediğim bir Paşa’nın söylediklerine bakın hele. “Önemli olan siyasetin nasıl yapıldığı değil, dalgalanır, durulur, bir şekilde düzelir. Önemli olan ekonomi de değil. O da bir yola girer elbette. Ama önemli olan “sensin”. İsmin, ideolojin (Tayyip için söyleniyor.)”Aşağı yukarı bunları söyledi Paşa. Bu sözlerin devlet ordusunda hizmet eden birinden çıkıyor olması ise esef verici.

Önemli olan Türkiye’nin çağdaş medeniyet ve üzerine çıkması ve bunun için çalışmak değil demek ki! Ekonomi bir şekilde düzelir. Nasıl? Zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olmasıyla mı? Siyaset nasıl düzelecek peki? Nalına mıhına vurmakla yürüyecek bir siyasete razılar demek ki! Henüz kavramların karşıladığı manayı bilmeyenlerin, hırslarını bu manalara alet edenlerin varlığı ile siyaset bile yapmak mümkün değil iken nasıl düzelecek! Ne??? “Ordumuz sağolsun mu” dediniz? Ne de olsa tecrübe konuşuyor tabi, söz ile uslanmayanın hakkı kötek. Kilit nokta Erdoğan, yani şahsı… Hâlbuki vatanını-milletini sevenlerin daha tatmin edici ve anlaşılır bahanelerle bu düşmanlığı açıklamaları gerekir?

Read more »

Hem entelektüel hem de dindar olunur mu? I.Perde

Boğaziçi Üniversite’sinin oralarda bir mekan… Biraz modern havası var fast food işi bir dükkan. Ben, kardeşim ve bir arkadaşımız ile birlikte akşam akşam karnımız acıktı, yol yorgunuyuz; hem de öğrenciyiz. Nereye otursak, ne yesek derken oturduk Doydos’a.

Siparişlerden önce menü kataloğunda fiyatlara baktık bir de ceplerimizi yokladık; bir ayran, iki tavuk burger bir de Ayvalık Tostu söyledik. “Çayı da namazdan sonra içeriz” dedik.

Konuşuyoruz oradan buradan, derslerden, sınavlardan… “Asıl önemli olan imtihan”ı hatırlayınca lokmamız bir an takılıyor boğazımıza;sonra devam ediyoruz günlük konuşmalara. Selefi olan arkadaşımla zaten nereye ne zaman bir araya gelsek,oradan buradan konuşmanın ardından-vakit varsa eğer-geçeriz “dünya düzen(sizlik)ini” konuşmaya. Mesele yine her zamanki gibi “bana” geliyor. Kardeşim “başladılar” yine diyerek şikayet etse de başlamış bulunuyoruz bir kere.

Read more »

İnkâr psikolojisi ve Risâle-i Nur

İnkar nasıl mümkün oluyor?

Bu soru sık sorulan bir soru. Muhatabı çok oluyor. İnsanın yaratılmasından bu yana insan fıtratı değişmediğine göre inkara neden olan sebepler de değişmemiştir. İnkarda en önemli gerekçe akla ve mantığa yatkın olmayan birşeylerin var olması değildir;inkar eden kişinin halet-i ruhiyesinden kaynaklanmaktadır.

Kainattaki herşey bu kadar mükemmel ve bir ahenk içinde yaratılmışken, herşey Tek bir Yaratıcı’yı gösteriyorken, Tamamıyla paslanmamış her bir vicdan şüphesiz buna şahitlik ediyorken, “varlık” dile gelmiş O’nu anlatıyorken nasıl oluyor da bir insan inkar bataklığına saplanıyor?

 Öyle ya bir iğne ustasız, bir kitap yazarsız, bir sanat eseri sanatçısız, bir köy muhtarsız düşünülemezken koca kainat nasıl oluyor da başıboş olur, onu meydana getiren biri olmaz?

Risale-i Nur müellifi Bediüzzaman Said Nursi bu hususu: “Her günahta, küfre giden bir yol vardır.”1 vecizesiyle anlatır. (Aynı mealde bir de hadis bulunmaktadır.Ayetlerde de sıklıkla günahın ardından hemen tevbeyi emretmektedir.)Yani herbir günah, insanı inkâra götürecek potansiyel tehlike konumundadır. Hele bir de bu günah, ısrarla ve inatla devam ettirilir ise, insan uçurumun kenarına yaklaşmış demektir. Ufacık bir günah tevbesi yapılmadığı takdirde ve günahta ısrarda git gide küfre sapan bir yol oluyor sonuç.Bu anlamda günah işlememeye özen gösteren ve günah işlediğinde de(günah işlemek insana mahsustur.)istiğfar eden kişi için inkardan söz etmek mümkün görünmemektedir.

Read more »

Karadeniz Diyarbakır’a mı dönüyor?

Son Hrant Dink cinayetinde gözler Trabzon’a çevrildi. Bu şehir sanki hep böyle serseri mayın gibi dolaşan insanlarım meskeni, nedendir bilinmez son zamanlarda işlenen, hem iç hem de dış politikamızı etkileyen cinayetlerde Trabzon’lu vatandaşlarımız fail durumuda ve bu failler henüz 16-17 yaşlarında. Hatırlarsanız küçük bir çocuğun papaz cinayeti de basında uzun süre yer bulmuştu.

Trabzon,içinde barındırdığı farklı etnik kökenli çok sayıdaki insanın yaşadığı Kafkasya uzantılı bir ilimiz. Silah üretimi ile meşhur. Diyarbakır denilince çoğumuzu”bir ürperti” sarıyorsa Trabzon için de hazırlanan planlar da aynı. Bu benzetme benim hiç aklıma gelmemişti. Ta ki bugün İbrahim Karagül’ün yazısını okuyana kadar…

Read more »

El-eminden el-cızzz’a…

Uzun zamandır ihmal etmek “zorunda kaldığım” bloguma yeni bir yazı girmenin arifesinde iken ve nasıl bir yazı diye düşünürken aklıma Ali Ural’ın “Makyaj Yapan Ölüler” isimli kitabında derlediği yazılardan biri geldi.Bu kararımdan önceki safha, Voltaire’nin Peygamber Efendimiz hakkındaki nahoş ve hakarate varan sözlerini teşhir etmekti ama anladım ki bu çok beyhude ve gereksiz bir yazı olacaktı.Bunun yerine daha farklı formatta bir yazı eklemeyi düşündüm.Bugün Papa’nın ülkemize geliyor oluşu ile ilgili de olabilir bu yazı,yükselen İslamifobi dalgası ile de alaka olabilir ya da Müslüman ülkelerdeki kontrolden uzak öfkenin neden olduğu “Kötü İslam imajını” da yansıtabilir bu yazı.Ayrıca da paragrafları birbiri ile alaka kurarak da okumanınız rica ediyorum.

Read more »

Batı’dan not var(!)

Gün geçmiyor ki vahşeti meşrulaştıran hatta onu eğlenceli kılan (!) fotoğraflara rastlamayalım! Daha önce de Filistinde,Fellucede ve Irak’ta hatıra fotoğrafları çektiren İsrailli askerlerin varlığını biliyoruz ;bu kez Alman askerleri de aynı eğlencenin aktörleri oldular.Ne yazıktır ki “öteki”ne duyulan nefret gittikçe büyüyor ve b insanlar öfkelendirme ve öfkelerini sergileme adına şartlandırılıyor adeta programlanıyor. .Ebu Gureyb ve Guantanamo vahşetlerinin yanı sıra sergilenen bu insanlık dışı haller bir “insan” olarak beni çok üzüyor.

Bilmeyenler için kısa izah edelim; haber şöyle :

*Alman Bild gazetesinde, Afganistan’da ellerinde kafatasıyla poz veren Alman askerlerinin beş fotoğrafı yayımlandı. Fotoğraflar ülkede epkiyle karşılandı.

 

Fotoğraflarda, Alman askeri kıyafetleri içindeki kişiler ISAF araçları önünde kafatasıyla poz verirken görülüyor. Bir asker fotoğrafların 2003 yılı ilkbaharında çekildiğini söyledi.

 

*Almanya, Afganistan’daki askerlerinin kafataslarıyla çektirdiği fotoğraflarla sarsılmaya devam ediyor. Bild’den sonra RTL televizyon kanalında yeni fotoğraflar yayınlarken, Yeşiller’den bir milletvekili buna benzer daha yüzlerce fotoğraf olduğunu söyledi. Politikacılardan halka kadar herkes tepkili. Read more »

Next Page »