İktidar, Ulus-Devlet ve Milli Eğitim İdeolojisi
Eğitimci-Yazar Beytullah E. Önce’nin geçtiğimiz Çarşamba günü Anadolu Öğrenci Birliği Düşünce Akademisi’nde verdiği “İktidar, Ulus-Devlet ve Milli Eğitim İdeolojisi” başlıklı semineri, ulus-devletleşme sürecinin parametreleri ile şekillenen 2000li yıllara kadarki eğitim sorunumuzu genel hatlarıyla özetleyen iyi bir sunumdu.
İnsanoğlu, topluluk halinde yaşamaya başladığı andan itibaren bir iktidar imtihanına maruz kalmıştır. İktidar sahiplerinin varlıklarını devam ettirmek istemeleri ise iki şekilde olagelmiştir ya rıza yahut zorlama. İki yoldan hangisini seçerse seçsin bir aklileştirme, meşrulaştırma yoluna gideceği kesindir. İktidar için seçtiği yolun devamlılığını sağlamanın birinci yolu da eğitimden geçmektedir. Egemenlik- eğitim ilişkisi bu sebepten yüzyıllardır incelenen bir alan olmuştur. Bunun tarihine baktığımızda mesela Platon’a göre terbiyenin amacı vatandaşa iyi bir yurt ve ahlak bilgisi kazandırarak; onlara itaat etmeyi öğretmektir. Yine Platon’a göre çocuğun babası devlettir. Onları büyütmek, terbiye etmek ve bilgisine, kabiliyetine göre seçerek sınıflandırmak da devletin görevidir. Hobbes’a baktığımızda ise O, önce egemen tanımı yapar “topluluğun huzurunu ve bireysel güvenliğini savunabilme ve zor durumlara ilişkin kararları alabilme kudretine sahip olan bir kişilik taşıyandır ve onun dışındaki herkes, onun uyruğudur ve egemene tabi olmakla yükümlüdür” Leviathan kavramını kullanır. Her alanı denetleyebilecek bir mekanızma savunusu.
Eğitimin yaygın olarak yapıldığı okulların tarihine bakacak olursak, egemenliğin kilisede olduğu dönemde eğitim de yani okullar da kilise kontrolünde idi. Çocukların okula verilmesi zorunluydu. Gerek protestan okullarında, gerekse yatılı katolik kolejlerinde amaç; itaatli, inançlı askerler ve işçiler yetiştirmekti. Toplumsal ve ekonomik koşulların değişmesiyle; yönetim, yeni koşullara uygun, hristiyan eğitimden ayrılmayan bir okul ideolojisi geliştirmeye çalışıldı.
Günümüze gelindiğinde ise eğitim okullaştırılması ve yaygınlaştırılarak zorunlu hale getirilmesinde iki ana unsur var biri Fransız devrimi ile gelen ulus-devlet yapısı diğeri de kapitalizmin gelişimi. Bu yeni iktidar biçiminde muhakkak ki toplum da değişime uğrayacaktı. Zorunlu askerlik söylemi ile zorunlu eğitim benzer özellikler taşıdı. İktidarın kaynağının ve kullanımının ulusal egemenlik çerçevesi içerisinde dünyevileşmesi ve modern devletin laikleşmesi sonucu, yönetici seçkinlerin ihtiyaç duyduğu insan modeli de değişmişti. Artık dini bir cemaate, topluluğa aidiyet çözülerek yerini devletin vatandaşı olma süreci başlamıştı. Kapitalizmin ortaya çıkışı da zorunlu temel eğitimin kanunlaştırılmasını gerektirdi. Çünkü üretime katılmaya başlayan kadınlar için çocuk bakmanın sorun olmaktan çıkması gerekiyordu. Dolayısıyla çocuk okula anne de fabrikaya gitmeye başladı. Serü üretime geçiş vs. Tabi bu üretim beraberinde bir tüketim alışkanlığını da getirdi. Yeni insan tipi oluştu.
Eğitim: zorunlu+tekel+ücretsiz+kesintisiz
Fransız devrimiyle gelen ulusdevlet modelinde teptipleştirme var. Devrim öncesi günlük hayatta kullanılan yüzlerce farklı dil devrim sonrasında tek bir dil’e düşüyor. Bu durum Türkiye’de de farklı olmamıştır. Egemen irade homojen bir toplum istedi. Bürokratik hal alan devlet toplumu disipline etmek istedi her bakımdan. Pedagojik terbiyeye tabi tuttu pedagojik makine hatta. İktidarın yeni sahipleri, aynı değerlere sahip, homojen ve kolay yönetilebilir bir toplum yaratabilmek için eğitimin başarıyla verilebilmesinin ne kadar gerekli olduğunun farkındadır. Ulus-devletlerde eğitimin zorunlu kılınmasının ve süresinin uzatılmasının nedenlerinin başında da bu gereklilik gelmektedir.
Gramsci artık iktidarın, iktidarını zorla kabul ettirmesinin gerek kalmadığının farkındadır. Rızanın örgütlenmesi dediği yeni hegemonya kavramı ile egemenliğin dışsal baskıya gerek kalmadan zihinlerde kurulan resmi ideoloji ve onayın önemini vurgular.
Kemalist cumhuriyet için ise Asker-Bürokrat-Aydın üçlüsüne değişen dünyanın yeni sistemine ayak uydurabilmek için bir de burjuva gerekiyordu. O dönemde pek çok şey gibi içeride yer almadığı için burjuva da devlet eliyle üretilmeliydi. Yalnız bu Kemalist kadrolaşmanın tarihi Osmanlının son dönemine kadar gider.
Kemalist eğitim, okulu; yeni düzene uygun bir toplum inşa etmenin aracı olarak görmüştür. 1923-1938 arasında eğitim sisteminde yapılan tüm değişikliklerle, eğitimdeki pratiklerin temel amacı, halkın geçmişle, gelenekle ve dolayısıyla din ile olan irtibatını koparmak, Cumhuriyet rejimine sadık yurttaşlar kılmak ve onların laik bir hayat düzenine alışmasını sağlamaktır. Dolayısıyla Kemalist kadro, eski reformistlerden ayrıştığı noktaların hepsine eğitimde de hayatiyet kazandırmıştır. Osmanlıdaki din bağının yerini milliyetçiliğin alması amaçlanır. Osmanlı’daki padişaha bağlılığın yerini ise Kemalist ideolojiye sadakat alacaktır. Bütün bunlar “kurtarıcılık” fikrinden neşet eden uygulamaların sonucuydu.
Bizde bir eğitim’de bir de güvenlik’te “milli” sıfatı vardır bakanlıkta yani. O dönemdeki Kemalist öğretideki Nazi ideolojisinin izlerini bulmak mümkün. Eğitimi kültür ordusunun askerleri olarak görmek ve bu ordunun birinci görevinin “ölen ve öldüren birinci orduya (yani asker ordusuna) niçin öldürdüğünü ve öldüğünü öğretmektir.” Nazi yaklaşımındaki okulda verilen eğitim için “halkın zihnine çelik dökmek” ibaresi Mustafa Kemal’in daha sonra yapacağı bir konuşmada geçen “milletimizi yekpare bir çelik kütlesi haline getirmek” ibaresi ile paralellik göstermektedir.
195-1980 arası dönemdeki eğitime yaklaşımda ise farklılıklar var. CHP’nin parti programından farklı olarak ise DP’nin eğitim politikasında milli değerlere, “insani ve manevi değerler” de ilave edilmiştir. Gerek genel politikadaki gerekse eğitim politikasındaki bu “manevi değerler” vurgusunda ABD ile yakınlaşmanın ve tabi ki içeride yükselmesinden endişe duyulan sol hareketlere karşı geliştirilen anti-komünist tavrın ciddi payı vardır. Sol hareketlere karşı alınan “önlemler”den biri de üniversiteleri baskı altına almak için YÖK’ün kurulmasıdır Demirel dönemi.
27 Mayıs darbesi sonrasında oluşan koalisyon hükümetlerinin programlarına baktığımızda Kemalist doktrinin vurgulanması ile okulların sosyal düzeni oluşturma alanları olduğu görülür.
CHP ve MHP koalisyonu döneminde eğitim programlarına mecburi ahlak dersi konmuş ve eğitimde ekonomik gelişmelerden yararlanılması sağlanmıştır. Hangi dönemde olursa olsun iktidar eğitimdeki tektipleştirici ve zorbalayıcı(totaliter) elini hiçbir zaman çekmemiştir. Resmi ideolojinin en iyi yayıldığı yegane alanlar okullar olmuştur.
Posted on February 11, 2012, in Uncategorized. Bookmark the permalink. Leave a Comment.

Leave a Comment
Comments (0)