Anadolu Öğrenci Birliği Sakarya Temsilciliği bir aydır devam ettirdiği Düşünce Akademisi seminerlerinin geçtiğimiz haftaki son dersinde sanat konusuna değindi. Araştırmacı-Yazar İsmail Doğu ile “bir hakikat tasviri olarak sanat” başlığı altında hayata bakış algısının sanat ve hakikat ilişkisini de şekillendirdiği üzerinde konuşuldu.
Bu konuyu neden ele almamız gerektiği, bunun zaruriyetine dair kısa bir girişten sonra sanatın hayatın hangi noktasına tekabül ettiği tartışıldı. Müslümanların sanat alanına ilgisizliğine yönelik kısa bir eleştiriden sonra yeryüzündeki onca kargaşanın arasında bir de sanat ile ilgilenmenin gereksiz olmadığı çünkü aslında varoluşsal bir kaygıyı her insanın taşıdığı ve hayattaki önceliğinde bu kaygının peşinde koşmak olduğuna değinildi. Yazar Doğu hangi dini veya ideolojik temele dayanırsa dayansın hayattan kopuk, hayattan kendini soyutlamış her çabanın beyhude olduğunu söyledi.
Özetle:
“Niçin sorusu ontolojik bir sorudur, niçin sanat yapılır? Bu soruyu sorduğumuzda işte asıl kopukluk olup olmadığını burada anlarız. Nasıl ise metodolojik bir sorudur, vasıtalar çok önemli değildir. Niçin sorusunun izahı bir arayış olduğu için sanat yapılır’dır. İnsanlar hayata dair sorgulamalarında girdikleri arayış neticesinde sanata sığınırlar. Bu arayışı anlatmak yani tasvir etmek, sanatın kendisidir işte. Sanatı bu anlamda hep ontoloji hem de epistemolojiyle bir arada ele almak lazım. Ancak epistemoloji derken ilim kastediyorum, malumat değil. Sanat ilim ile mücehhezdir. Ve enteresandır ilim kelimesinin Arapça kökünden ayrıca alem kelimesi çıkar ki hakiki ilm’in alem ile olan alakasından söz edebiliriz.
Önce kelime’yi tanıyalım. Kelime, yarmak demektir. Yararak bir şeyin içini açıyoruz, haliyle bir acı oluşuyor kanatıyor ameliyat gibi bir şey.
Dil dediğimiz şey sesi renk, yazı ve rol’den oluşur. Toplam dört şekilde ifade edebilir insanlar kendilerini. Rol’den kasıt jest, mimik yani beden dili. Sanat, bilim, felsefe ve din ise sistemlerdir. Bunlardan din diğer üçünün yaslandığı temel olarak alınabilir. Bütün bu sistemler hakikat arayışının sonucudur, bir arayışın neticesidir.
Hakikatin bir indirgeyici yönü vardır bir de bütünleyici. Şunu baştan söylemek gerek ki insan olmaklık yönümüzle sonuçta sanat yaparken elbette indirgeyip tek bir şeyi anlatabiliyoruz. Ancak bu indirgediğimiz şey bütünden bir parça ise o zaman tutarlıdır ve hayatı parçalamaz. Hayata indirgeyici parçalayıcı bakmak demek o parçayı bütünden koparmak demektir. Hayatı parçaladığımızı anlamama riskimiz de var, bunun farkında olmayabiliriz. Bunun adı gizli şirktir. Nasıl tanımlamış Peygamber Efendimiz: Karanlık bir gecede karanlık bir kayanın üstündeki bir karıncanın ayak sesi. Bunun fark edilemezliği üzerinde duruyor. Sorgulamamız lazım yine de. Sorgulamayan, hayatı önemsemeyen, şirk yanlışına düşme endişesi taşımayan adam o kayada fil de tepinse fark etmeyecektir. Yapmamız gereken hayatı elbette bir noktasından tutup sanata yansıtabiliriz ancak bunun hakikatın uzamı olmasına dikkat edeceğiz.
Varlık dediğimiz şey realite’dir sonuç olarak, yaşadığımız an’dır. Bir kaçış serüveni zaman’dan: patos. İşte buhrandaki pek çok sanatçı, felsefeci bu kaçışı gördü, yaşadı, resmetti ama bir ethos’u yani varış’ı veremediler. İşte bu da nihilizme neden oluyor. Yanlış anlaşılmasın varış’ı göstermek demek reçete sunmak demek değildir. Bu iş öyle kolay da değildir. Bu, benim de aklımı kurcalayan bir durum.”
Anadolu öğrenci birliği’nin sakarya’daki düşünce akademisi ilk yılında dört dersi başarıyla devam ettirip kısa bir kış tatili arası vermiştir. Her ay üst başlıklar halinde eğitim, İslamcılık, anayasa ve sanat’ın konuşulduğu periyodik seminer dizisine Şubat ayında kaldığı yerden devam edecektir. Adapazarı’ndaki herkesi bekleriz.
