Koşturmak bir alınyazısı sanki… Bildim bileli bir yerlere yetişmeye çalışırım ben. Bir sokağa girmem söylendi dümdüz aşağı inince camiyi geçince bla bla… “Ne karanlık yüzler var burada” dedim. Karmakarışık bir mahalle…Varoş semtlerinden biri kültür başkentinin.. Turistlerin gelmediği yerlerden işte hemen arkasında kuleler dikili, o kulelerin camından bakanlar ile hiçbir zaman o kulelerden bakamayacak olanların göz göze gelemediği bir yaşam alanı… Ama bu kabulleniş, asaletten yoksun, sütü bozuk, namert sesler tezahürü… Bir kadının tek başına korkusuzca yürüyemediği her yer böyledir, kirlenmiştir. Ya gökdelenler dikildikten sonra ya da önce bu mahalle iğfal edilmiştir. Karanlık yüzlerden sıyrılıp vakit namazı için tarif edilen camiye girdim. İnsan gözlerini kapayınca görmeyebiliyor da sözler öyle değil… duymak zorunda kaldıklarımdan arınmayı dileyerek çıktım camiden. Arkadaşı beklerken avluda, uzun kahverengi montlu, atkısı ve beresiyle dolanan ihtiyar bir amcayı izledim birkaç saniye. Yıllar öncesinin vazgeçilmezi olan yumurta topuklu ayakkabılarına da uzun uzun gülümsedim, dayanamadım laf attım ve başladık muhabbete. Eşi vefat etmiş, çocuklar pek bakmıyorlarmış, yalnız başına yaşıyormuş… Doğma büyüme Eyüplü, benim şimdi yaşadığım yerlerde onun çocukluğu geçmiş, anlatıyor anlatıyor… “Öğrenci misin” dedi, “evet” dedim. “Maşallah” dedi. “Elektirik, su falan napıyorsun amca ödeyebiliyor musun” diye sordum. Şükür, hemen oracıktaydı. Sonra sanki sadece beklemek bulunduğum bu karanlık semtin beni boğduğunu anlamış gibi ama söylediğinin aklımdan hiçbir zaman çıkmayacağını bilmeyerek şunu söyledi: “ Şimdi her yerde elektirik var ama insanlar yine de mutsuz. Bizim zamanımızda dedi, mum vardı a gızım, gaz lambası vardı. Ammmaa içeri girdin miydi kadınlarımızın, kızlarımızın yüzleri aydınlatırdı odayı, senin gibiydiler…”
İnsan yüzünün aydınlattığı evlerimizi karanlıklar boğuyor şimdi… kalb kararınca göz sıcak bakamaz amca. Nur…içimize yağsa ya yeniden…
11 Aralık ’11/ Kuştepe, İstanbul