{Tasfiye Dergisi 35. sayıda yayınlandı. Devamı dergide…]
Bir yerli kabile şefinin yalın diliyle sosyolojinin kısa tarihi
Bir gemi, Güneydenizi açıklarında Polinezya isimli bir diyara doğru süzülürken ufuk çizgisinde bir delik belirdi. Geminin neden olduğu bu deliğin içinden beyaz bir adam çıktı ve geminin yaklaştığı kara parçasına ayak bastı. Samoa köylüleri göğü delip geçen bu adamı karşılarında görünce şaşırdılar. O, kendi inandığı Tanrı’yı ve uzaklardaki uygarlığını bu yerli halka anlatmaya gelen Avrupalı bir misyonerdi. Samoa yerlileri göğü delen anlamında ona Papalagi dediler. Bir daha da hiç gitmedi.
Upolu adası sakinleri bu beyaz adamı çok sevdiler. Onun “aydınlanmış” halkının hikayelerini merakla ve büyülenerek dinlediler. Beyaz adamın köylerinde açtıkları okullarda okudular ve onun hep bahsettiği uygarlık ülkesinin gizemiyle yaşadılar. Ancak içlerinden Tuiavii isimli yerli biraz farklıydı. İlkel halklarda yaygın bir şekilde var olan ve onları Batı’dan ayıran en önemli özellik olan içsel güç onda çok belirgin bir şekilde vardı ve onun bilgeliği herhangi bir eğitime değil doğal bir yalınlığa dayanıyordu. İçindeki merak ve öğrenme duygusu ile bir gün, ansızın çıkıp gelen beyaz adamın ülkesine gitti. Halkının büyülendiğini ve büyük bir yanılgıya düştüklerini gördüğünde ise geri döndü adasına. Olan biteni, gördüğü bütün gerçekleri anlatmak için bir konuşma metni hazırladı. Yıllar sonra bu konuşma metni bir Avrupalı tarafından Avrupa’nın yüzüne vuruldu adeta. Yerli insanın beyaz adamı nasıl gördüğünün izahı Alman yazın tarihinde bir ilk’e neden olacaktı. Erich Scheurmann büyük bir iş başarmıştı doğrusu. Yerli Samoa köylüsü Tuiavii’nin gözüyle anlatılan Papalagi tüm Avrupa’da hızla yayıldı. “Kendimizi bir kez olsun eğitilmiş ve kültürlü insanlar olarak görmeyi bir kenara bırakalım” diyor Scheurmann kitabın giriş kısmında, “ Tuiavii’nin eğitim yüzünden sağlığını yitirmemiş ve henüz doğal duygularını koruyan hataya açık bu güneydeniz yerlisinin basit düşüncelerine ve bakış açısına kulak verelim. O bizim tanrılarımızı kendi ellerimizle yok edip yerine ölü tabular koyduğumuz dünyamızı tanımamıza yardım ediyor.”