İslam Ahlak Felsefesi’ne dair

[Aşağıda fakültede araştırma görevlisi hocamızla yaptığımız İslam Ahlak Felsefesi özel dersinden elimden geldiğince edindiğim ders notları mevcuttur.]

Kitap: Macit Fahri- İslam Ahlak Teorileri

Ahlak’ın konusunun olan ile olması gereken arasında bir ayrıma gitmemesi gerektiği yönünde bir fikri Fahri’nin. Harun Hoca’mız buna katılmadı. Felsefenin işi olması gerekenledir dedi.

Fahri İslam ahlak düşüncesinde sufileri zikretmeyi gereksiz bulduğunu ifade etmiş kitabında. Bu, sufilerin tam, sistemli ve disiplinel bir alan olarak ahlak ile ilgilenmediklerinden dolayı olabilir. Sonuçta nefsi terbiyeyi esas alan irfani öğretilerdir.

İslam ahlak düşüncesi tarihinde kötülük problemiyle çok ilgilenilmediğini, aslında en çok bu alanla ilgili sorunların halledilmesi gerektiğini söylemiş yazar, ben de aynı görüşteyim.

Tetkikleri sonucunda ahlak teorilerini dörde ayırıyor:

  1. Nassi ahlak
  2. Kelami ahlak
  3. Felsefi ahlak
  4. Dini ahlak

Ve bir önermesi var: Kuran ve Hadis İslam ahlak prensiplerinin temel esaslarını içerir ama tam anlamıyla bir ahlak teorisi sunmaz. Bu iddia benim açımdan oldukça tartışmalıdır. Kuran ve Hadis yani bu dinin va’z ettiklerinin tamamına yakını insana bir ahlak öngörür kendi istikametinde. Bu yüzden bu nasslar herşeyden bir ahlak teorileri ve pratikleridir(sünnet).

Zamanla İslam düşünürlerinin Yunan mantığı ve Hristiyan teolojisinden etkilendikleri gerekçesiyle eski müfessir ve fakihler gibi olmadıklarını çünkü artık yorumlama işine başka kavramlar ve akli yöntemler dahil olmuş oldu.

Burada kelamcıları 3′e ayırır:

Tam akılcı olan Mu’tezile: Kadı Abdulcebbar

Yarı akılcı olan Eşari: Bakıllani, Şehristani, Gazali

Akıl dışı/Zahiri: İbn Hazm, Teymiyye ( Zahirciler, azhiren yorumladıkları için teori üretmemişler dolayısıyla ahlaki düşünceye de katkıları olmamıştır.)

Tüm ahlaki meselelerde üç ayrı konu var: Adalet, hürriyet ve kötülük problemi.

moral ve ethic kavramlarının farklılığı üzerinde duruldu: moral değişir, ethic asla değişmez, evrensel olan budur.

etik de ikiye ayrılıyor: meta etik, analiz edilip ancak ortaya bir normun koyulmadığı etik türü. Diğeri de normatif etiktir; burada bir normlar sunumu vardır.

Günümüz ahlak problemlerini konuşmak en çok da “bilmenin güç” olarak algılandığı modern ve post-modern dönem için zaruri bir faaliyet.

İbn Sina’ya göre ahlak teori ve pratiğin cem’idir. Tekmilu nefs tabiri geçer. Ahlak, bilmeyi pratik de bilmeyi eylemek olarak kısaca geçer. O halde bilmek insana bir güç değil yetkinlik kazandırmalıdır.

Yahya b. Adi “erdemler ve rezilet” isimli çalışmasında 4 temel erdemden bahseder: iffet, şecaat, hikmet ve adalet. Adalet aslında sayılmaz ancak diğer üçünün hakkıyla yerine getirilmesinin adı olduğundan elbette zikredilir.

Derste Hint geleneğinden felsefenin tarihinden bahsedildi kısaca. Bir dahaki derste Yunan öncesi felsefi etkinliklerini tartışmaya açacağım.

Kuran’ın bir ahlak kitabı olduğunu iddia edeceğim, yanılmaktan korkmuyorum. Hocamız ” Tanrı’nın işi gücü yok teori mi yazacak” dedi, bakalım artık.

Bir de Aristo, İbn Rüşd gibi mi yapmalı. Din kitapları dini pencereden ve  felsefe felsefik düşünceyle ele alınmalıdır iddiası ne kadar doğrudur. İki ayrı alan, zemin, düşünce metotu olamaz. Bu kısmı da anlamamış olabilirim.

To be continue…

Posted on October 30, 2010, in Uncategorized. Bookmark the permalink. Leave a Comment.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 106 other followers