Mürteza Bedir-İslam Hukuk Tarihi
[Aşağıda paylaşılan bilgi ve yorumlar, İslam Hukuk Tarihi dersinde aldığım kendi kişisel notlarımdır. Dersin Hocası Mürteza Bedir olup, bu notların içerdiği herhangi bir olumsuzluk onu bağlamamaktadır. Bütün mesuliyet şahsıma aittir. Ders esnasında hocadan sadır olan tüm cümleler yüzde yüz aktarılamamış olup cümleler arası kopukluklar söz konusu olabilir.]
26 Ekim 2010 tarihli derste mezheplerin oluşumu konuşuldu.
Mezhepler bir zamanlar çok önemliydi. Bir mezhebe mensup olmak kimlik taşımak gibiydi adeta. Mezheplerin yanlışlığını, gereksizliğini tartışmak 1000 yıllık bir geçmişi ve birikimi de yanlışlama yorumuna götürür bizi. Sonuçta Kuran ve Sünnet var bir tarafta, diğer yanda da bizim din diye bildiğimiz şeyler var. Nereden çıkıyor mezhepler?
Birincisi tarihsel şartlar bunların yaşanmasını sağladı.
İkincisi halifelik kurumunun etkisi. Büveyhilerin Hicri 4. yy’da Bağdat’a girmesi bir kırılma idi. Abbasi halifeleri müslümanları bir arada tutmada zorluklar yaşadı, zamanla tutamaz hale geldi. Burada önemli birşey oldu. Hilafet kendini yeniden yapılandırdı. Bu yeniden yapılandırma ulema ittifakı ile sağlandı. Darül İslam hiçbir zaman yok olmadı o dönemde. Küçük küçük beylikler, devletçikler vardı. Abbasilerden bir öz taşıyorlardı az da olsa. Bu devletçikler, parçalanmışlıklar arasındaki network’ü ulema sağladı. Zamanla yargı ve camiyi yöneten bir yapıya dönüştü. Hilafetin yeni alanı yargı ve camiler oldu.
Abbasilerin ilk dönemine kadar ve o dönemde de ulema yasa yapmaya itiraz ediyordu. İmam Hanife bu uğurda mücadele vermiş biridir. İslam tarihini ve hukukunu anlamak için buna dikkat! Bu kavga uzun yıllar sürdü. Ebu Yusuf ile bu kavga çözülüyor. Sultan ” şeriatı ben belirlerim” iddiasından vazgeçiyor çünkü. Abbasi döneminde belirlenen bir durum oluşuyor. Ebu Yusuf-ulema- kadı oluyor. Kendisi uzman bir hukukçu. İslam hukukunda devlet özel hukuk alanına müdahil değildir, hukuk yapamaz. Kamu hukukunu belirler düzenler ama özel hukukta sadece görevlilerin kim olacağını belirler, onların nasıl çalışacağına karışmaz. Tartışmalı konu burası. Ebu Hanife kamu hukukunu da devletten çekmek için çabaladı ama başaramadı. Sembolik olarak Abbasi halifeliği boyunca kaldı. Sultanın yeniden görülmesi Halife+Sultan döneminde Osmanlı’da görülür. Sonra tekrar uzlaşmalar yapıldı.
Özel hukuk ulemanın elinde. Devlet hukukçunun nasıl çalışacağını belirleyemez ise peki nasıl belirlenecek kim belirleyecek? İşte bu noktda kadıya nasıl çalışacağına dair norm koyan mezheplerdir. Bu yönüyle mezhepler yasama demektir aslında.
Halife ulema ile yargıyı temsil ediyor. Mezhepler de yasamayı. Ama kamu hukukunda yine devlet söz sahibi.
Bir konuda kadı davalara nasıl bakacak? Mezhepler olmasaydı ne olacaktı peki? Müctehid sıfatıyla teorik olarak müşkili çözer. Ama bu teoride mümkün. Pratikte her kadı müctehid değil hatta %99′u müctehid değil. İctihad karmaşık bir mesele. Kadı, bu içtihatlardan süzüleni uygular, onun görevi budur.
Hukuk doğası gereği öngörülebilirlik ister, güven ister. Bu güvenliği de mezhepler sağlar. Sonuçta kimsenin sorgulamaya cesaret edemediği otoritelerdir. Yasa koyucu mekanizma idi. Bu yönüyle de güvenilirdi.
Norm: Kafaya göre davranmayı keyfiliği önler. Mezhepler normlar koyar. Güvenliği sağlar
Burada değişik bir tartışma var, arz edelim:
Max Weber İslam hukuk usulundeki içtihadı kadının keyfi bir uygulaması olarak gördüğünden olsa gerek kadı kararlarını esnek bulmuştur. Buradan hareketle İslam hukukunu keyfi görür. Bir teori koyuyor ortaya ” kadı justice” İslam hukuku “dini” değildir bir kere. Yahudi hukuku İslam hukuku için de aynı şeyi söyler: geleneksel hukuk. Batı’da rasyonalite var çünkü bu zihinden bakıyorlar. Bu yüzden yanılıyorlar.
Buradan oryantalizme dair birkaç şey söylenmeli:
Kendi rasyonalitesini dayatıyor Batı’yı. Batılı olmayanı Batı gözüyle okuyor. Metinlerde olmayanı görmek istediği şekilde görüp ele alıyor, beklentilerini çıkarıyor. Ele aldığı kavramların çıkış noktasını, ne zaman nerede nasıl ortaya çıktığını ve kullanılageldiğine bakmıyor. Bu bakış açısıyla İslam tarihi ve hukuku doğru anlaşılmaz.
Mezhepler, İslam toplumunun da vazgeçilmez unsurlarıdır. 19.yy’a kadar kimsenin değiştirmediği, vazgeçmeyi düşünmediği bir kurum. Mezheplere yönelik doğrudan ilk eleştiri, ilk karşı duruş ne zaman çıktı peki? Neden eskisi gibi mezheplerin otoritesi güçlü değil?
Çünkü artık Mecelle devreye girdi. İlk özel kodifikasyon kanun haline getirme devlet eliyle gerçekleşmiş oluyor. Kısmi bir Osmanlı Medeni Kanunu. Kimse bu kurallara aykırı davranamaz. İlk ciddi tavır böyle ortaya çıkıyor.
Mezheplerin geçerliliği kalkıyor. Hukukun güvencesi artık sultan, padişak eliyle mecelle ile güvence altına alınıyor. 1869-1874 yılları konuluyor yürürlüğe giriyor. Esbabı mucibe ortadan kalktı. Eleştiriler geliyor hatta neden sadece Hanefi mezhebi esas alınmış diye. Diğer mezhepler yok. 1917′de dört mezhep hatta bunların dışındakiler de mecelleye temel teşkil ediyor. Mezhepler fonksiyonunu yitiriyor.
Mecelle yazılıyor ve giriş kısmında 16 sayfalık bir esbabı mucibe anlatımı var. Dönemin geleneksel algısı o kadar kuvvetli ki neden mecelleyi kurduklarına dair izahat yapılıyor. Neden mezhep dışı bir otorite söz konusu oldu!
Tabi ki mezhepler kurulduklarından mecelle’ye kadar değişim yaşadılar ama kendi içlerinde. Her mezhep kendi içinde kendi kaidesince değişimi yaşadı.
Tarihsel bir dönüşüm. Büyük bir kırılma.
Mecelleyi devlet yapıyor. Devlet kanun ilan ediyor. Şeriat alanında bu ilk. Böyle bir fikrin düşünülmesi bile saçma görülürken eskiden artık gerçeklemiş oluyor. Mezhep aktörlerinin yaptığı yasamayı devlet yaptı. Civilliğini yitirdi artık. Hüküm çıkarma işi otoritesini gelenekten alıyordu. Devlet yapısı çözülünce bu durum değişti. Mecelle şeriatten olsa dahi yapan devlet. Belirlenen kişilerce sadece mecelle komisyonunda yer alanların oluşturduğu bir kanıun. Oysa ki mezhep alimlerinin birbirlerine üstünlüğü ve hariç tutulma durumları yoktu. En altından en üstüne bütün alimler eşit.
Esbabı mucibe olarak mezheplerin yeni dönem dünya ve toplum şartlarına ayak uyduramadığı ve bir çözüm sunamadığını söyleyerek eskiyi yerip yeninin müdafasını yapıyorlar.
Oysa Abbasi döneminde dört mezhep resmen tanınırdı. Her birinin okulları vardı. Hatta Bağdat’ta hiç Maliki yokken bile bir Maliki okulu kuruldu ve dışarıdan hoca getirtildi. Bunun tabi ki politik bir amacı var. Bu görüntü, birliktelik ile ittihadı İslam yaşatılıyordu. Sultan, halifenin networkunu kullanıyordu.
Son dönem ittihadı İslam fikrini ilk ortaya atan Cemaleddin Afgani’nin ortaya çıkışı ile mecellenin gündeme gelme yılı aynıdır.
Posted on October 27, 2010, in Uncategorized. Bookmark the permalink. 1 Comment.
Pingback: Ders Notları-İslam Hukuk Tarihi « Edebidusun's Blog