Birkaç yazar ve aşka dair dipnot
İstinye’de bir çınarın altında kadim dostum ile çaylarımızı yudumlarken “şair yanılıyor; aşk deyince kalem elden düşmez ki!” deyivermişti. Belli ki aşktan dolayı dili/eli tutulan şairin karşısında, aşk deyince satırlara sığmayan şair de var. “İnsan aşık olunca daha çok kaleme sarılır…” Ne diyebilirdim ki? “Haklısın” demek yerine, “haklılık yönün var” diyerek bir tartışma konusu açmıştım: Aşkın tek tarifi yoktur.
Bugünlerde okuduğum bir kitap, bu konuşmayı canlandırdı zihnimde. Başka bir ağacın altındayız. Sohbet arkadaşım bu kez bir yazar: Ayşe Sevim. Aşkın ne olduğuna dair bir gündemimiz yok. Sayısına yazarın karar verdiği on beş ünlü edebiyatçı isim ile yaşadıkları aşkları okuduk. Hepsi, yazarın karar verdiği sırada aşklarını anlattı. Türk ve Dünya klasiklerinde hatırı saygın bu isimler, yazarın çizdiği dairede aşklarından ve kitapta gördüğüm kadarıyla mutsuzluklarından bahsetti. Aşk tartışması yeniden alevlendi!
Aşkın nesini tartışacağız aşk aşktır; doğru! Yeryüzünde, gelmiş geçmiş insan sayısı kadar aşk tanımı verdir; hakikat! Bilemeyiz kalplere hükmedenleri ; ala! Derdim haddimi aşmak değil affola… Demem o ki, kitapta yer alan kahramanlarımızın aşktan anladıkları ve yaşadıkları, aşkın acınası bir hal olduğunu çağrıştırıyor. Hüzün, yalnızlık, terkedilmek, aldatılmak, entrika, kıskançlık, yanılgı, kader, hiçlik, melankoli, depresif, hayal, gerçek, şehvet, hırs, bencillik… Bu kitabın sayfalarında çokça karşılaştığım hisler… Belki de hepsini yakalayan mutsuzluk halleri, aşkın diğer adıdır; kim bilir?
Ayşe Hanım’a göre yaratılış gereği erkekler hep seven, kadınlar ise sevilen varlıklardır. Henüz çoçukken bile kız çocuklarının daha çok sevildiği bilinir. Bu bir yazgı meselesidir ve erkek sevmeye, sevilmekten daha yeteneklidir. Bu düşünceden olsa gerek on beş kahramınımızın iki tanesi kadındır; birisi Safiye Eroldur,kendini yitirmiştir aşk yolunda; diğeri de Sylvia Plath’tır, intihar etmiştir aşk uğruna. Erkekler içinde de “mutlu” bir aşkı yakalayan yoktur. Edebiyat dünyasında taht kuran yazar kahramanlarımız, aşk dünyasında baht kuramamışlardır.
Ayşe Sevim’in aşklarını yazdığı bu on beş ismin içerisinde Puşkin, Çehov, Rousseau,Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Feriddüddin Attar ve Muhibbi de var. Aşk gibi, tatminsizlik ve arayış da yazarlarımızın kaderi olmuş. Hayal-i muhali yani huzuru arıyorlar. Edebiyat tarihinde değerli bir yere sahip olan ve her birinin klasiklerden seçildiği bu isimlerin aşk serüvenlerine bakınca, insan aşktan korkuyor ve Tanrı’dan yalnızca huzur’u istiyor.
Bir dönem KitapHaber dergisinde dizi yazısı halinde yayımlanan “yazarlar ve aşkları”, daha sonra bir kitap haline getirilmiş. Derginin artık çıkmaması hasebiyle aşklarını dinleyeceğimiz yeni yazarlardan mahrumuz şimdilik. Yoksa bu kitapta görmek isteyip de göremediğimiz başka yazarlar neden olmasın ki? Mesela Kafka’nın Milena’sı ve Cemil Meriç’in Lamia’sı…
Aşk dedik; kalemimiz dile geldi. Ancak kalemi tutan, kalemden daha aciz olduğu gerçeğini kabul etmektedir. Bir kitap okumuş ve ondan bahsetmektedir. Çok derin bir konunun kıyısından dönmektedir. Yine de bir aşk yazısı yazmadığından dolayı rahattır. Bu kitapta anlatılan aşkları beğenmemektedir ve aşk’ın ziyan edildiğini düşünmektedir. En yakın çınar ağacının adresini aramaktadır.
Posted on June 22, 2009, in Uncategorized. Bookmark the permalink. 4 Comments.
Çağımızda aşk kadar içi boşaltılan, kirletilen başka bir kelime yoktur, sanırım. Üç ayda bir sevgili(!) değiştirenler bile “aşk yaşıyoruz!” diyorlar. Aşk yaşıyoruz! ne kadar çirkin bir değerlendirme. Nefsani duyguların tatmini ve hevesler aşk oldu artık.
Kişinin en sevdiği Rabbinden başkası olamaz, olmamalı. Yaratılanı O’ndan gelen bilinçle, aşkla sevmeli ki, hayalkırıklıkları olmasın. Kendinde olmayan istenmesin…
Mecnun çöle düşeceğine Leyla’yı kaçırmayı deneyemez miydi? Ya Ferhat dağ yerine Şirin’in sarayını delip ona ulaşamaz mıydı? Sezai Karakoç okuduğu şiirin ardından “Bende seni istiyorum” diyen Münevver’e “Tamam hadi gir koluma gidelim” diyemez miydi?
Aşkın sırrı, kelimeye ve duyguya olan sadakatta gizli olmalı. Elde etmekte değil.
Kim bilir; belki maşuku elde etmek, kelimeyi ve duyguyu öldürdüğü için mutsuz olmuştur, yazarlar… Hiç elde edemeyenler ise mutsuzluğun içinde her zaman melankolik, acı bir mutluluk bulmuşlardır.
Diyorum:)
Aşkın ne tarifi mümkün nede sürekliliği. Ben istiyorumki bazen en güzel yerinde bitsin ve öyle güzel bir anı olarak kalsın zihnimde. Çünkü ileride aşkımın ölmesinden korkuyorum sevdiğimin bir kere bile kalbini kırmaktan onu incitmekten ve aynı şeyleri O’nunda yababileceğinden korkuyorum.. İlişki ilerledikçe kavgalar olduğunu ve aşka tövbe edildiğini görüyorum.. Ben bunları istemiyorum.. en güzel çağında bitsin… Ellerini tutarken kalbimin hep delice çarpmasını içimin içime sığmamasını sabah kalktığında sadece gülmesi için o gece O’na şiirler yazmayı ve hep böyle olmasını istiyorum…
Ve diyorumki kendimize soralım acaba nasl bir aşk hakediyoruz ?
Ayşenur Hanım, izniniz olursa bu yazınızı internet ortamında yayın yapan bir dergide yayınlamak istiyoruz. Dergimiz web site tarzında değil, basılı dergi formatında olacaktır… Mail adresimden iletişime geçebilirseniz sevinirim
yayınlayabilirsiniz tabi, kolay gelsin çalışmalarınızda..