Savaşın yok edemediği…
[17.08.2007 tarihinde Aykırıedebiyat'ta yayınlandı.]
Güneş bütün sıcaklığı ile kavurmaya başlarken kenti, susuzluktan çatlamaya yüz tutmuş dudaklarına baktı aynada, ardından her sabah olduğu gibi yüzünü yıkarken “Aman Allah’ım gece ne kadar sıcakmış ki, ağzım kurumuş” diye geçirdi içinden. Her şeye rağmen uyuyabildiğini düşünerek şükretti. Evinin üstünden geçen ve kime ait olduğu bilinmeyen gürültülerle beraber kaç gece kaç gündüz yaşamıştı, saymamıştı. Şimdi de saymayacaktı, saymaya kalksa işe geç kalacak çünkü. Oysa ki çocukları ekmek bekliyor babalarından. Hüseyin Marci Bey “buna da şükür” tokluğu ile kalktı sofradan ve işine doğru yola koyuldu. Yol boyunca hep o tanıdık izler, tanıdık taşlar ve tanıdık yüzler ile selamlaştı. Neydi daha bir sene öncesine kadar bu şehir, şimdi ne hale gelmişti? Ekmek ve huzur nimetini güven ziyadeleştiriyor, ölüm nedir bilmiyorlardı. Şimdi ise Blida köyünün her sokağına, yaşanılan savaşın izleri hakim. Kadim toprakların sahibi Lübnan’ın taş yığınına dönüşen caddeleri yavaş yavaş toparlanıyor. Hüseyin Bey’in her sokak dönüşünde selam verdiği dostları, komşuları, akrabaları artık yok, çoğu savaşta öldü.
Dün gibi hatırlıyordu geçen sene kopan kıyameti. “Kıyamet koptu da haberimiz mi yok” diye kaç kez düşünmüştü çaresiz ve korku dolu. Yakıcı ve kavurucu sıcaklar bugünkü gibiydi. Barut ve yangın kokularına karışan kan kokusu hala burnunu sızlatıyordu. Kaç yaralıyı taşımıştı sırtında kim bilir; Hıristiyan ya da Müslüman olmasına bakmaksızın. Düşmandan nefret etmişti, düşmanlıktan…
İnsansız silahların üretildiği bu devirde Hüseyin Marci Bey, ölümün yaşattığı acının hiçbir çağda değişmediğini düşündü. İnsansız silahlar, füzeler, bombalar icat edildiğinden beri, insanlık yok olmuştu. 34 gün boyunca süren savaş, bu güzel ve kadim ülkeye ölüm ve yıkım getirmişti. İşyerine varıp içeri girdiğini, cama yaklaşıp kendisine selam veren komşusunun gülümsemesiyle anladı. Komşusunun selamına mukabele ederken bir yandan da “Ne kadar da dalmışım maziye” diye düşündü. Gözü takvime ilişti. Hala bir hafta önceki günü gösteriyordu, yırttı sayfaları. Tarihi bugüne getirdi ve bir an duraksadı. Yeni bir yayınevinde hazırlanan takvimde bugünü gösteren tarihin altında kısa bir not vardı: Lübnan işgalinin birinci yılı. Az önce daldığı düşünceler geldi aklına, mermiler, bombalar ve silahların yıktığı evler, mahvettiği hayatlar, öldürdüğü insanlar… Ve sonra bir şeyi daha hatırladı. Hemen dükkânını kilittledi ve eve doğru hızla yürümeye başladı.
Evine varınca, aceleyle kilitlediği odayı açtı. Gözlerini oda içinde yavaşça gezdirdi. Yerleştirdiği her şey, yerinde duruyordu. Bir sene öncesine kadar havada uçuşan, köyünü gürültüye boğan, her yere kan ve barut yayan bu bombalar, mermiler, silahlar şimdi ne kadar sessiz ve masum yan yana duruyordu ufak bir odanın içinde. Kapıyı kapatıp, gaz lambasını yaktı ve odanın bir köşesine oturdu. Burada geçen seneki savaştan kalan ve patlamamış yüzlerce top mermisi, silah ve misket bombası vardı. Mermilerden birini elledi, ne kadar da soğuktu. Bir soğuk mermi, bir soğuk bir ceset yer değiştirerek canlandı Hüseyin Bey’in gözlerinde sırayla. Öldürülen Lübnanlıların sayısının bin iki yüz kişi olduğunu söylemişti radyodaki spiker.
Ne kadar doğru bir bilgi bilinmez ama Hüseyin Bey’in emin olduğu bir şey vardı ki o da, savaş esnasında, 34 gün boyunca duyduğu bomba ve feryat sesleri bu sayıdan kat be kat fazlaydı.Elini alnına götürdü, terlemişti. Karısından kendisine su getirmesini istedi. Köyünden topladığı İsrail cephanelikleri için bir şeyler yapmalıydı. Blida köyü sakinleri ve koca ülke Lübnan, savaşmıştı. Acıları, haksızlıkları ve savaşın soğuk yüzünü başkalarına da göstermeyi düşündü. Başkalarına ve çok insana… Daha çok insana… Herkese…
Birkaç gün sonra köye gelen gazeteciler komşularına Hüseyin Bey’in evini soruyordu. Herkes bahsedilen odayı görmek için Hüseyin Bey’in evine akın ediyordu. Gelen hiçbir gazeteciyi geri çevirmeyen Hüseyin Bey, sorulan bütün sorulara cevap veriyor, savaşın birinci tanığı olarak yaşananları anlatıyordu. Lübnan’ı cehenneme çeviren İsrail’in cephaneliklerini evinin bir köşesinde biriktiren bu acayip adamın esmer yüzü, birkaç gün sonra gazetelerde yer almaya başladı. Gazete manşetlerinde “’İsrail cephanelikleri koleksiyonu’” olarak geçen bu haber, öümcül misket bombalarının yok edemediği gerçekliği tarih sayfalarına kazıyordu. Blida köyünde savaş, tüm canlılığını korumaya devam ediyordu.
1 comment so far
Leave a reply
Savaş hep devam ediyor, edecek de. İşgal atında tutlan topraklardaki işgal sona erene, kalıcı barış sağlanana kadar.
Pax vobiscum…