Bazısını sık sık ziyaret ederim, bazısını nadir. Kiminde yorum beyan edip, kiminin sessiz bir okuruyumdur. Bazısını beğenirim, bazısını eleştirmek için okurum. Birkaçı öylesinedir, çoğu önemli. Okumanın yanısıra yorum yazılan ama forum’dan ayrı olan mekanların seçici geçirgen müdavimiyimdir.
Dün yine günlük belli başlı site ziyaretlerimde dikkatimi çeken birşey oldu. O linkten o linke sıçrayıp durdum. Yukarıda bahsettiğim her türden siteyi ziyaret ettim. Bilgisayarı kapattığımda zaman bi hayli ilerlemişti. “Hüzün… o her yerde.” dediğimi hatırlıyorum en son.
Çünkü ne hikmet bilinmez bahsettiğim türdeki bloglar aleminde kara bulutlar dolaşıyor. Evet,abartmıyorum.(bence) Ya hüzün ya da tembellik… Bu ikisini ya da ikisinden birini dün dolaştığım her sitede sezinledim. İstisnalar var tabi ki, haksızlık etmek istemem. Tek tek isim belirtmeye gerek yok. Bunu benim de dahili olduğum bloglardaki sörfçülerin dikkatinden kaçmamıştır eminim:Rehavet ve hüzün.Bunun bana da sirayet ettiğini itiraf etmeliyim. Ortalıkta ne için olursa olsun toplanan bu bulutları dağıtmak yerine, birkaç melankolik söz ve bir de şiir eklemek geldi içimden. Bu mütevâzı katkım bağışlanır umarım !!
Haaa melânkoli demişken Sabahattin Ali’yi zikretmeden geçmeyelim:
…
Ne bir dost, ne bir sevgili,
Dünyadan uzak bir deli…
Beni sarar melankoli:
Kafamın içersi ölür.
Bu şiirin en sevdiğim dörtlüğü… Bir bahar zamanı arkadaşlarımla tarihten kalma bir harabenin heybetli taş geçidinde objektife bakıyordum. O fotoğraf hala duruyor, bu şiir hala o fotoğrafın arkasında çirkin bir el yazısına mahkum duruyor. Melânkoli, devam ediyor.
***
şimdi şiir:
VUR BİTSİN
…
Orada ayaklarının dibinde bir adam,
Adam bütün adamlığını dökmüş önüne,
Böyle kaç gün yada kaç gece, ayaklarının dibinde,
Öyle kolay mı öyle kolay gitmek,
Her şeyi bu İstanbul’u, o sevdiğin adaların kokusunu
Mısır çarşısını, Eminönü’nün balık ekmeğini
Beyoğlu’nun sinema salonlarını birlikte beklediğimiz 28 numarayı,
Unutmak öyle kolay mı, öyle kolay,
Orada ayaklarının dibinde bir adam,
Kov bitsin.
Orada çekmecede yedi otuzbeş bir silah,
Babadan kalma,
Hani bir bayramda saydırmışız havaya,
Sen biraz ürkek sokulmuşun omzuma,
Kuşlar havalanmış bütün kuşları İstanbul’un,
Giderken galiba bir beni birde bunu unutmuşun
Orada çekmecede yedi otuzbeş bir silah,
Ve burada zaten öldürdüğün bir yürek,
Vur bitsin
Aykut Kuşkaya güzel söylüyor bunu. (başka türlü eklemeyi bilmiyorum)
Öğrenme isteğini, polemik değil sinerji eksenli münazara havasını, yanlışı silgiyle silip doğruyu kalemle yazmayı ve güzel insanları, bir süreliğine bu kara bulutlar mı gölgeliyor? Dağılın uleeynnn !
Hep kahır, hep kahır, hep kahır !
Bıktım be…
(Cem Karaca)
August 10, 2007 at 9:39 pm
yıllarca et döner satılan bir mahallede, bir müteşebbis bir tavuk döner dükkanı açar, sonra onun iyi iş yaptığını gören başka uyanıklar da aynı mahallede tavuk döner satmaya başlar, derken tavuk dönerci sayısı artar ve artık eskisi kadar lezzetli değildir dönerler…
zannımca, memleketin her köşesinde her konuda vuku bulan yukardaki mesel, bloglar için de tıpkı basım geçerli. blogları, çok geç keşfeden ülkeler arasındayız buna rağmen hızla tüketmekte üstümüze yok ( msn kullanımında 1.3 milyarlık çin’i bile geçmişiz mesela ). artık nerdeyse herkesin ya bir sitesi, ya bir blogu ya da öyle ya da böyle bir sanal(!) mekanı var. hal böyle olunca, bir süre sonra bunlardan da bıkılıyor. bloglarda gittikçe artan sayıda veda yazısı yazma modası ile kendini belli ediyor bu bıkkınlık…
hasılı, ibrahim sadri’nin dediği gibi:
Belki kırık bir rüya denizi
belki suya düşürdüğümüz suretimizin
cep aynamıza nüktedan bir yansımasıydı herşey.
Herşey Maltepe sigarasının
her arandığında
her bakkalda bulunabilmesi ile
büyüsünü kaybetmişti belki de.
August 11, 2007 at 9:47 am
İbrahim Sadri’nin her ruh haline uyan şiirlerinden, üzerimize en yakışanı ..
…
Kör kuyulardasın
Ay ışığı bekleyen dardasın
Hatrın soran yok
Bahtına şıvan düşmüş pusulardasın
Bir çınara yaslanmışın
Çocuk gözlerinden ne yaşlar bırakmışın
Rüya görmüşün
Baharda yaprağa durmuş hatıraları yakmışın
Sen kendini yakmışın usta
Şu cihanın tam ortasında bir başına kalmışın
Sevda yüklü trenin firar etmiş istasyondan
Ağlamışın ne yazar
Unutmasan kaç para
Ömrünün hercaisi olmuşun
…
…
…
August 11, 2007 at 1:06 pm
Selamun Aleyüm Ayşenur;
Ayşenur yaz rehaveti diyelim. Bir de herkesin iyi kötü derdi var. Blog aleminde de Allah’a şükü dert paylaşacak çok insan var. Hepsi birleşince sen de dayanamamışsın anlaşılan
Sahi elimdeki son kitapdaki altı çizili yerleri sen geçirsene bilgisayara
Çook çizmişim yaff
Çoook hemde
Enes Bey dedikleriniz doğru olmakla birlikte tüm dünyada böyle. Sayıyı hatırlamıyorum ama milyonlarca blog var uzun süredir güncellenmeyen dünyada. İnsanlar açmış sonra uğramamış ya da bir müddet yazmışlar sonra bırakmışlar. Herkesin yazması iyidir. Yeter ki yazmayı bilenler şekil yönünden yardımcı olsunlar acemilere
İçerik zaten herkesin kendi çantasında. Bir de siz derindüşünce.com, cemaat.com gibi çok yazarlı ya da derinsular, izlenimler, pakvizyon gibi tek ya da 2-3 yazarlı bloglardan haberdar değil misiniz? Kalite var Türk blog aleminde
Umutsuzluğa kapılamyalım.
Allah’a emanet olun…
August 11, 2007 at 1:32 pm
Enes Bey belki de haklısınız, döner hikayesinin tıpkı basımı bloglar alemindeki havayı izah edecek türden olabilir. Blogger’lerin hayatlarında da ifadesini bulan bu “bıkkınlık” biraz da hayata karşı galiba?
hayyimeyyit, sen de mütevâzı katkın için sağol!…
August 11, 2007 at 6:52 pm
ve aleykum selam, bloglar aleminin en yüzü gülen blogger’ı :]
Ben de ona yoruyorum, yaz rehaveti kendini çok hissettiriyor. Yazılarınızı eklemek isterdim ama işte malum bu rehavet
Dediğiniz gibi çok faideli siteleri de göz artı etmemek gerek, iyi şeyler öğrenmiyor değiliz.
Selamlar…
August 11, 2007 at 8:18 pm
acemi dönerciler bir süre sonra bu işin tadının kaçtığını düşünürler, çünkü hem eskisi kadar satış yoktur hem de herkesin alternatifi vardır artık. sonra birer birer dökülürler, başka uyanık denizlere açılmak için kepenkleri kapatırlar. ama başından beri işinde samimi olan, işini iyi yapan, hakkını veren müteşebbis yoluna devam eder ve kim bilir belki bir gün marka bile olur : )
evet hikayenin devamı da var doğu, dediklerin de sanırım bu kategoride olanlar. en azından dışarıdan öyle görünüyor şimdilik.
fakat markalaşmayı iştahla gören başka uyanıklar da çıkınca, markanın da cılkı çıkabilir, o zaman da başka birşey bulunur artık, bu böyle sürüp gider : )
şiirle noktalayalım yine, bu aralar çokça hatırıma gelen, İsmail Uyaroğlu’dan bir dize:
“Bütün simitçilerde ‘yetkili satıcı’ çalımı
‘Yüksek şair’ çalımı bütün çömezlerde.”
kelimelerle oynamak serbest : )
August 11, 2007 at 10:11 pm
Ben de yaz rehaveti diyorum..
Bir de seçim öncesi hepimizde ister istemez bir stres vardı..
Onun boşalması oldu gibi..
selamlar..
August 12, 2007 at 1:12 pm
Hoşgeldin Ece, daha sık gel…
August 12, 2007 at 8:46 pm
Aslında geliyorum sıkça, ama, sessizce okuyup gidiyorum:)
Bundan sonra ses de veririm inşallah:)
August 13, 2007 at 10:58 am
eyvallah sağolasın :]
November 1, 2007 at 9:18 pm
gercekten guzelmiş paylaşımın icin tesekkurler.
November 2, 2007 at 11:30 pm
eyvallah, sağolunuz.