De ki…

 “Yerin ve göğün, haşmetli dağların yüklenmekten çekindiği emaneti, sen yüklendin ey çok zalim ve cahil !”  

Bu zulmü kendine nasıl ettin?
Ve nasıl bu kadar cahil olabildin? 
Emanet, her defasında kendini hissettirir oysa ki…
 
Başını bir yere çarptığında
yahut dertlerle boğuştuğunda
veya kendinle yüzleştiğinde…
Bu emanet ağır, bu emanet zor, bu emanet mukaddes…
Sen bu yükü taşımaya cüret ettin;
cahillik ve zalimlik ettin.
İki dizinin üzerine düştün ansızın,
yüzünün toprağa en yakın olduğu ân’da…
“Kendine zulmedenlerden olduğunu kabul ettin.”
Neyse ki O çok merhametli.
Düştüğün yerden kaldırıyor seni.

“Gerçek bir dost ve bir yardımcı olarak sana yetiyor !”

 
 
De ki… 

“İnandık demekle başıboş bırakılacağını mı sandın !” 

 Yüzüyorsun ızdırap havuzunda.
Emanet hala omuzlarında.
Bu ağırlıkla yüzmek zor,
Bu yükle dibe vurmamak zor!
“Allah kaldıramayacağım yükler yüklemez !”
Amenna…
v
e eyvallah…
Peki ama nerden geliyor bu uğursuz sesler?
Bana vurgun yedirecek bu umutsuzluk…
Hangi ırmaktan ulaştı yürek denizime?
Omuzlarımdaki yükle kulaç atıyorken,
Emanetin ağırlığından gücüm tükeniyorken,
Bir de umutsuzluğun nefessiz bırakan dalgaları…
Son bir fırsatla kurtulmak bu vurgundan…
Son anda yetişti imdadıma:
“Dalalette olanlardan başkası O’ndan umudunu kesmez !” 

De ki…

“Allah bir adamın içinde iki kalp yaratmadı !” 

Her türlü görme kusurunun olduğu bir dünyada,
Görmenin en güzelini ve doğrusunu yakalamak?
Tevhid !
Görmenin ulaştığı tek adres: kalp
Ve kalbin  sürüklediği ayaklar…
İnsanın macerası: Kalbe yolculuk, yeryüzünde yolculuk.
Korkutan sesin yağmur bırakan inayeti:
“O sizin ne yolda olduğunuzu bilir. Rabbiniz sizin kalplerinizdekini çok iyi bilir”
Emanet, yolculuklarım boyunca bir hörgüç,
Suyum tükendiğinde bana su O’ndandır.
Yolculuklarım O’na doğru,
Bana yolumu gösterene doğru…
“Şüphesiz ona doğru yolu gösterdik ister şükredici olsun ister nankör !”
Şükreden olmak istiyorum.
Nerde bulacağım O’nu?
Nerede O ?
Renkler, şekiller, rüyalar karışmışken;
Kaos’ta O’nu bulmak…
Bu mümkün mü?
Ben emaneti yüklenirken,
Bana bu emaneti yükleyen kim?
O nerede ?
Adem’in doğusunda, Havva’nın batısında mı?
Biliyorum…
“Şüphesiz O, yüzümü nereye dönersem orada”

 De ki…. 

“Biz her insanın kaderini boynuna bağladık !” 

Mukaddes ve zor emanet,
Cahil ve zalim, aldanmışın omuzlarında.
Ve sayfalar dolusu kitap,
Acz ve zayıf, insanın boynunda.
Alemi bunlarla dolaşmak…
Görenin seni tanıdığı ve bildiği bir nişan…
Aynalar dolusu odada çoğalmak alabildiğine,
Akreplerin beyin kıvrımlarındaki işgali,
Kum saatinin hiçliği öldüren tanecikleri,
Ve şeytanın apaçık düşmanlığı…
Bu savaşta tek silahım,yakarışım.
“Rabbim! Doğrusu bana indireceğin her hayra muhtacım !” 


 Bu yol ebediyete çıkar. Dünya hayatının oyun,eğlence ve aldanma oluşuna tamah etmiyorum. Sana kavuşmayı diliyorum ve bana tayin ettiğin günü bekliyorum. Beni senden razı eyle Rabb’im. Sen beni, kendine razı edinceye kadar yaşat. Ve razı olduğun anda canımı al. Ki ölüm, Sen’den razı olmanın ve Sen’in rızanı kazanmanın adı olsun. 

Boğazımıza kadar hüzün….

30 Temmuz ‘06- 03:00