Bulutlar şehre inince…
I.
Ne çok boğuyor alçalan bulutlar…
Taş değil, tuğla değil… Görünmez duvarlar istila etmiş şehri sanki.
Bilseydim, bilebilseydim düz duvara tırmanmayı…
Ancak yeniyim henüz ben, yeni katıldım kavgaya.
Hemen gelse de şu otobüs, görmese gözüm yaklaşan bulutları.
Çekerim yorgun halde eve dönenlerin ter kokusuna bulaşmış hurda bir otobüsü,
Katlanamam boğazıma yapışmış bulutları.
Ve otobüsteyim…
II.
Bakma öyle şoför amca şaşkın şaşkın,
Sen daha önce hiç kaçmadın mı?
III.
Yorgunluğu elbiselerinden belli yolcular…
Oturun, ben ayakta da giderim.
IV.
Bir an…
Kısa ömrümde ne kadar çok bulutlu hava gördüğümü hatırladım.
Kaç kez bulutlu gökyüzünden kaçtığımı saymaya başladım.
Ağaçların başına inen bulutların boğazıma yapışan ellerinden her defasında nasıl kurtulduğuma şaşırdım.
V.
Son durak…
İnecek mecalim kalmamış.
Dizlerim yine yarı yolda koymaya niyetlense de- şükür- evin yolunu biliyorum.
Gökyüzünün her yerini kaplasa da bulutlar,
Ağaçların başından evlerin çatısına inseler de,
Dolunay*’ı görmemi engelleyemezler.
VI.
Bulutlar şehre indi…
Korkularım ve kaçışlarımdan oluşan med-cezir döşemeli bir hayat’ın tekli koltuğundayım.
VII.
Hal böyle iken a dostlar, ahmak’ın biri çıkıp kalbimi soruyor bana ? Kalpten bahseden oldu mu ki?
Not: Bu yazı “ahmaklar kitabından” alınmamıştır.
2 comments so far
Leave a reply
Bulut’u senin isminin ardına kilitlemişler, kaçısın yok:)
Hüznü bulutlarla sarmalayan çok güzel kelimeler. Tebrik ederim.
bulutlar şehre inince gökyüzü yıldızların olur…