[ 17.04.2007 tarihinde Uiportal'da yayınlanmıştır.]

Cumartesi Ankara’da yapılan Cumhuriyet Mitingi olaysız sonuçlandı. Tuncay Özkan ADD’cileri bile kızdıracak açıklamalar yapmış, “ehh bu onların sorunu” deyip, bu kısmı geçelim. Demokrasi diye bağıranların ne kadar samimi olduğunu ise miting heyecanından anlayamayız.

Aynı akşam, aynı kanalda, aynı öfke ve aynı bağnazlıkla Tuncay Özkan ve ismini bilmediğim bir Paşa’nın söylediklerine bakın hele. “Önemli olan siyasetin nasıl yapıldığı değil, dalgalanır, durulur, bir şekilde düzelir. Önemli olan ekonomi de değil. O da bir yola girer elbette. Ama önemli olan “sensin”. İsmin, ideolojin (Tayyip için söyleniyor.)”Aşağı yukarı bunları söyledi Paşa. Bu sözlerin devlet ordusunda hizmet eden birinden çıkıyor olması ise esef verici.

Önemli olan Türkiye’nin çağdaş medeniyet ve üzerine çıkması ve bunun için çalışmak değil demek ki! Ekonomi bir şekilde düzelir. Nasıl? Zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olmasıyla mı? Siyaset nasıl düzelecek peki? Nalına mıhına vurmakla yürüyecek bir siyasete razılar demek ki! Henüz kavramların karşıladığı manayı bilmeyenlerin, hırslarını bu manalara alet edenlerin varlığı ile siyaset bile yapmak mümkün değil iken nasıl düzelecek! Ne??? “Ordumuz sağolsun mu” dediniz? Ne de olsa tecrübe konuşuyor tabi, söz ile uslanmayanın hakkı kötek. Kilit nokta Erdoğan, yani şahsı… Hâlbuki vatanını-milletini sevenlerin daha tatmin edici ve anlaşılır bahanelerle bu düşmanlığı açıklamaları gerekir?

Nur Serter…  İkna odalarının baş rolü. Fakültelerde bir dönem ikna kabiliyetinin ne kadar yüksek olduğunu ispatlamaya çalışan Serter, “düşünce ve özgürlüğe hükmedilebilir” yanılgısına düşmüştür; hala da düşmektedir. Tandoğan’da binlerce insanı etkilemek üzere bir konuşma yaptı ama oradakiler zaten ikna olmuş bir vaziyette orada idiler. Hatırlayın Sarıkız’ın arkasındakileri…

Aynı gün, aynı saatte, aynı ülkede özgürlük talep edenlerin vahim durumuna da şahit olduk. “Ahh benim zavallı memleketim ”dedirten türden bir manzara ile karşılaştık. Dini ideoloji haline getirmekle suçlananlar en az kendi ideolojilerini dayatmaya çalışanlar kadar masumdur! Sadece kılık-kıyafet özgürlüğü isteyen, üstelik anayasada yer almayan bir yasağın kalkması için 104 haftadır platform düzenleyenler de bu vatanın evlatları idi. Tandoğan’dakiler “özgürlük ama bizim istediğimiz şekilde” derken, Kocaeli’ndekiler “özgürlük, herkes için” dediler.

Bu iki olayın iki loblu beynimi allak bullak ettiği sırada bir soluklama ile hemen İnsan Hakları Araştırma Dergisinin3. sayısını açtım. Yine aynı suçtan neredeyse linç edilen Atilla Yayla’nın konu hakkındaki görüşlerini okudum; daha önceden altını çizdiğim bazı satırlar:

“Ne ahlaki, ne hukuki olan ve tamamen keyfiliğe dayanan bu yasağın, insanları ağır mağduriyetlere mahkûm etmesi bu konu hakkında tekrar tekrar durmayı zorunlu kılıyor.”

“… Türkiye’nin hukuki sisteminde yasağa dayanak teşkil eden bir hüküm yoktur.”

“… Çünkü bu konu, yani kılık kıyafet özgürlüğü, insan haklarıyla ilgilidir. Türkiye demokratik bir ülke ise, insan haklarına bu tür keyfi bir sınırlandırma getirilemez.”
“… Üniversite öğrencileriyle ilgili yasak ise tam bir komedidir. Sakın yanlış anlamayın, bu söylediğim şeydeki komiklik benim komiklik yapmak istememden kaynaklanmıyor, yasakçıların savunuyor olabileceği bir anlayıştan tezahür ediyor.”

“Nitekim bütün gürültü patırtıya rağmen, başörtüsü takanlarla ilgili işlemler, hep hukuki değil idari işlemler olagelmiştir.”

Konumuz genel anlamda başörtü yasağını tartışmak değil, o yüzden bu kısmı geçiyorum. Konumuz herkes için uygulanabilecek bir demokrasidir. Laiklik elden gidiyor endişesi ile ülke ekonomisini, siyasetini, kalkınmasını dert etmeyenler ne kadar söz sahibi görüyorlarsa kendilerini, kişisel tercihleri yüzünden mağdur edilenler de o kadar söz hakkına sahiptir. Onlara söz hakkı tanımadıklarına inananlar sessiz sessiz büyüyen “özgürlükçü kahramanlar”ın varlığını bir gün kabullenmek zorunda kalacaklar. Heterojen bir toplumda olması mukadder olan her türlü fikri ayrılığa katlanmak “gelecek Türkiye”’de daha kolay olacak! Önemli olan bunun için mücadele vermektir.