Archive for April, 2007|Monthly archive page

Afrika Görecek

Çok etkili bir yazı olsun istiyorum bu yazının. Okuduktan sonra gerçekten akıllarda kalmasını, içimizde bir yerlere dokunmasını ve dokunduğu yeri titretmesini istiyorum. Bunun için elbette “arabesk” bir yol izlemeyeceğim, hiç de izlemedim zaten bir şeyleri hissettirmek için. Peki bu etkiyi nasıl oluşturacağım, hangi kelimem, hangi cümlem buna vesile olacak? Hayır, hayır… Kendimi bu kadar kasmamalıyım. Çünkü zaten gerçekten üzülüyorum ve çünkü gerçekten büyük bir huşu ile yazıyorum bu yazıyı. Gözleri olmayanların göz yaşları var bu yazıda, bunu bilsem yeter!

Birazdan yazacaklarım için arzu ettiğim bu etkinin oluşması için önce göz nimetinden bahsetmem gerekecek. Göz ile ilgili bütün ilmi çalışmaları bulup, derleyip buraya yapıştırmam gerek. Bunun için açtığım bütün Windows pencereleri kapatıyorum, sahi bütün bunlara ne gerek var ki? Bir kaç dakika, gözlerim olmadan yaşamanın nasıl bir şey olduğunu tahayyül etmek korkunç bir etkiyi zaten içimde oluşturdu bir anda. Gözlerim olmadan yaşamak, kör olarak hayata devam etmek…

Read more »

Sevindik…

Gergin zamanlardayız…  Müjdeli bir habere muhtaç olduğumuz zamanlar… Nerde duysak bir müjdeli haber sıkıca yapışacağız…  Yüzyıllar öncesinde doğan müjde, dünyanın ona sımsıkı yapıştığı en güzel müjde: O (s.a.v.)

Haber, 17 Nisan 2007  tarihli  Zaman Gazetesi’nden.  Aynen veriyorum:

İnternette Peygamberimiz Hz. Muhammed’i anlatan sitelere bir yenisi ekleniyor. Türkçe, İngilizce ve Rusça yayın yapacak www.sonpeygamber.info  adresli web portalı önümüzdeki perşembe günü açılacak.

İstanbul Cemal Reşit Rey Konser Salonu’ndaki açılış galasına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç ve Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’nun da katılması bekleniyor.

Read more »

Özgürlük, herkes için…

[ 17.04.2007 tarihinde Uiportal'da yayınlanmıştır.]

Cumartesi Ankara’da yapılan Cumhuriyet Mitingi olaysız sonuçlandı. Tuncay Özkan ADD’cileri bile kızdıracak açıklamalar yapmış, “ehh bu onların sorunu” deyip, bu kısmı geçelim. Demokrasi diye bağıranların ne kadar samimi olduğunu ise miting heyecanından anlayamayız.

Aynı akşam, aynı kanalda, aynı öfke ve aynı bağnazlıkla Tuncay Özkan ve ismini bilmediğim bir Paşa’nın söylediklerine bakın hele. “Önemli olan siyasetin nasıl yapıldığı değil, dalgalanır, durulur, bir şekilde düzelir. Önemli olan ekonomi de değil. O da bir yola girer elbette. Ama önemli olan “sensin”. İsmin, ideolojin (Tayyip için söyleniyor.)”Aşağı yukarı bunları söyledi Paşa. Bu sözlerin devlet ordusunda hizmet eden birinden çıkıyor olması ise esef verici.

Önemli olan Türkiye’nin çağdaş medeniyet ve üzerine çıkması ve bunun için çalışmak değil demek ki! Ekonomi bir şekilde düzelir. Nasıl? Zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olmasıyla mı? Siyaset nasıl düzelecek peki? Nalına mıhına vurmakla yürüyecek bir siyasete razılar demek ki! Henüz kavramların karşıladığı manayı bilmeyenlerin, hırslarını bu manalara alet edenlerin varlığı ile siyaset bile yapmak mümkün değil iken nasıl düzelecek! Ne??? “Ordumuz sağolsun mu” dediniz? Ne de olsa tecrübe konuşuyor tabi, söz ile uslanmayanın hakkı kötek. Kilit nokta Erdoğan, yani şahsı… Hâlbuki vatanını-milletini sevenlerin daha tatmin edici ve anlaşılır bahanelerle bu düşmanlığı açıklamaları gerekir?

Read more »

İrtica hastalığına tutulan zavallılar !

İrtica, irtica! Diye bağıranların asıl kendileri irtica gayyası içindedirler. Bu feryatlar hep o bataklığın verdiği ızdıraptır, zulmet âlûd bir ızdırab.

***
Uzun seneler kullandıkları bu silâhın artık işe yaramaz bir hale geldiğini, paslanıp çürüdüğünü görmekte tabiî büyük teessüre düşmüşleridir. Fakat devirlerin değiştiğini, totaliter zihniyetin çok geride kaldığını, demokrasi güneşinin bütün o taş kesilen buzları erittiğini idrâk edemeyecek kadar gaflet içinde bulunuyorlarsa ancak kendilerini levm etsinler. Temenni olunurdu ki zamanın ilerleyişiyle, fikirlerde husule gelen intibah ve inkişaf ile onların kafaları da hem ahenk olarak ilerlesin, gerilikten kurtulsun, biraz aydınlığa kavuşsun. Fakat sözleri ve yazıları gösteriyor ki hidayet yolları kendilerine kapalıdır. Ne yazık! Ne fena mazhariyet! Allah kimseyi bu hale düşürmesin.

****

Niçin böyle oluyor? Niçin bu adamlar karanlıklardan kurtulamıyorlar? Niçin içlerindeki gayiz ve husumetleri tutamıyorlar da ağızlarından çıkarıyorlar? Köpüre köpüre, taşıra taşıra çıkarıyorlar? Ortalığı rahatsız ediyorlar?

Read more »

Gökten yağan bacakların değişen yol haritası

Geçen sene olmalı..

Arkadaşlarla, günün binbir telaş içinde akşama hazırlandığı bir takvimde, koştura koştura bir filme yetişmeye çalışıyoruz. Filmin adı : Safar e Ghandehar yani Kandahar.

Filmin konusundan emin değiliz, sıradan bir savaş öyküsü olabilir, birazdan neler göreceğiz bilmiyoruz. Filmin öncesi-sonrası olacak mı acaba hayatımızda? Belki…Üstelik Kandahar’ın neresi olduğunu bile bilmiyoruz. Daha sonra öğreniyoruz Afganistan’da bir yerlerde, çorak topraklarmış meğer.

İzleyiciler yerini aldı. Dışarıda hala bu film için yetişmeye çalışanların varlığından emin olarak yaslandım arkama. Işıklar nihayet söndü ve film başladı.

Yüzleri örtülü Afganlı kadınların, açlıkla mücadele veren Kandahar halkının, kirden yüzü görünmeyen çocukların ve Batılı bir gazetecinin öyküsünü anlatan bu filmde hafızalarıma kazınan tek sahne “Afganlı erkeklerin mayınlar yüzünden kopan bacakları,kolları” idi. Kızılhaç tarafından bölgeye gönderilen ve helikopterden rast gele aşağıya bırakılan protez uzuvları kapmak için tek bacakları üzerinde zıplayarak birbirini ezen onlarca Afganlı erkek… Bunu hemen hemen her gün tekrarlıyorlardı. Çünkü sahte de olsa bir bacağa ve kola ihtiyaçları vardı.Kendilerinin, kadınlarının,çocuklarının…

Read more »

Hem entelektüel hem de dindar olunur mu? I.Perde

Boğaziçi Üniversite’sinin oralarda bir mekan… Biraz modern havası var fast food işi bir dükkan. Ben, kardeşim ve bir arkadaşımız ile birlikte akşam akşam karnımız acıktı, yol yorgunuyuz; hem de öğrenciyiz. Nereye otursak, ne yesek derken oturduk Doydos’a.

Siparişlerden önce menü kataloğunda fiyatlara baktık bir de ceplerimizi yokladık; bir ayran, iki tavuk burger bir de Ayvalık Tostu söyledik. “Çayı da namazdan sonra içeriz” dedik.

Konuşuyoruz oradan buradan, derslerden, sınavlardan… “Asıl önemli olan imtihan”ı hatırlayınca lokmamız bir an takılıyor boğazımıza;sonra devam ediyoruz günlük konuşmalara. Selefi olan arkadaşımla zaten nereye ne zaman bir araya gelsek,oradan buradan konuşmanın ardından-vakit varsa eğer-geçeriz “dünya düzen(sizlik)ini” konuşmaya. Mesele yine her zamanki gibi “bana” geliyor. Kardeşim “başladılar” yine diyerek şikayet etse de başlamış bulunuyoruz bir kere.

Read more »