Karadeniz Diyarbakır’a mı dönüyor?

Son Hrant Dink cinayetinde gözler Trabzon’a çevrildi. Bu şehir sanki hep böyle serseri mayın gibi dolaşan insanlarım meskeni, nedendir bilinmez son zamanlarda işlenen, hem iç hem de dış politikamızı etkileyen cinayetlerde Trabzon’lu vatandaşlarımız fail durumuda ve bu failler henüz 16-17 yaşlarında. Hatırlarsanız küçük bir çocuğun papaz cinayeti de basında uzun süre yer bulmuştu.

Trabzon,içinde barındırdığı farklı etnik kökenli çok sayıdaki insanın yaşadığı Kafkasya uzantılı bir ilimiz. Silah üretimi ile meşhur. Diyarbakır denilince çoğumuzu”bir ürperti” sarıyorsa Trabzon için de hazırlanan planlar da aynı. Bu benzetme benim hiç aklıma gelmemişti. Ta ki bugün İbrahim Karagül’ün yazısını okuyana kadar…

Trabzon etnik olarak karışık bir bölge. Sayısız etnik yapının barındığı, küçücük toprak parçasında onlarca dilin konuşulduğu Kafkaslar’ın bir uzantısı. Buraya yoğunlaşılması sadece “Türkiye tehdit altında” şeklindeki bir gerekçeyle açıklanamaz. Sokaktaki gençlerin bireysel öfkeleri olmadığına göre, Trabzon’da bu kültürü besleyen çevreler kimler, ona bakılmalı. Ve Trabzon’da bu çevreleri yerli ya da yabancı kimlerin beslediğine bakılmalı. “Neden Trabzon” sorusu dikkatle sorulmalı?  Neden Anadolu’nun başka yerleri değl de Trabzon? Karadenizliler, Trabzonlular özellikle dikkatli olmalı. Türkiye’de etnik bölünmüşlüğün bir başka merkezi olmayı reddetmeliler. Sadece Türkiye’nin iç güvenliği, toplumsal barışı için değil, dışarıdan gelen tehditlere de dikkatle bakıp ona göre tedbirlerini almalılar? Başbakan’ın “Irak AB’den bile önemli hale geldi” dediği bir zamanda bu cinayetle Irak dikkatlerden uzaklaştırıldı.Karadeniz bir Amerikan Gölü haline getiriliyor. Doğu Karadeniz, tıpkı Doğu Akdeniz gibi dünya ölçeğinde önemli bir stratejik bölge haline geliyor. Kafkas petrolleri bu bölgelerdeki karmaşayı artıracak. Kuzey Irak’tan Doğu Karadeniz’e uzanan kuşakta oluşabilecek istikrarsızlıklara dikkat edilmeli. Trabzonlular, bu kriz kuşağının iki merkezinden biri olmayı reddetmeli.” Tüm bu olanlardan sonra aklıma, 26 Ocak 2006 tarihinde vizyona girecek olan ” Amerikalılar Karadeniz’de” sinema gösterimi geldi. Filmin konusu bu yazı ile oldukça alakalı…Filmin konusu:

ABD’nin olası bir tehdide karşı Tahran’ı vurmak üzere Karadeniz’e konuşlandırdığı füze rampalarından biri, bir sakarlık sonucu ateşlenir… Büyük bir telaş içinde örüngesi değiştirilen bomba Karadeniz’in şirin köylerinden olan Yukarısulakça’da yaşayan Deli Muhittin’in bahçesine usulca düşürülür, ancak bomba patlamaz… Artık geriye köyden o füzeyi kimseye belli etmeden almak kalmıştır…

Filmin konusundan da anlaşıldığı gibi, çoğumuzu ayakta uyuyoruz. Ve uyanık kalanlar çoooktan hedeflerine ulaşmış oluyor. Uyandık uyanmadık derken bir bakmışısz “çok geç” kalmışız. Şizofren bir haldeyiz, tek bildiğimiz slogan atmak!

11 comments so far

  1. hg on

    “Buradaki temel soru bu gençlerin neden Trabzon’dan çıktığı sorusu değildir. Esas cevap bulunması gereken soru, ‘Trabzon niçin seçilmiş ve kim seçmiştir?…!”

    “Parasız pulsuz, internet kafelerden çıkmayan O.S., Şişli’de Agos Gazetesi’nin merkezini rüyasında mı görmüştü? Gazetenin ismini ve Hrant’ın yazılarını gerçekten okuyor muydu? Hrant’ı ve AB sürecini destekleyen köşe yazarlarını gerçekten takip mi ediyordu?”

    ….

    Trabzon insanı ülkesine, dinine, bayrağına ve değerlerine bağlılığı tartışılmayacak kadar farklılık arzeder. Ancak bir o kadar da hoşgörülüdür. Yabancıya kucak açar, bağrında yaşatır. Diğer bölge insanlarından tek farkı; “Korkunun üzerine giden, erken parlayan, gelecek hesabı yapmayan, yerine göre pire için yorgan yakan, ama sonradan pişman olan, bir yapıya sahip olmasıdır.

    Papaz cinayetinin katili O.A., Hrant Dink’in katili O.S. tipleri yalnız Trabzon’da yaşamıyor. Adana’da da İzmir’de de, Antalya’da da var. Aynı eylemler için oralardan çocuklar aransaydı da bulunabilirdi. Ama Trabzon tercih edildi. Birileri AB karşıtlığının ve hatta Kürt meselesinin karşısında bir Trabzon olgusu icat etti. Trabzon’u bir yandan Brüksel’in karşısına dikmeyi projelendirenler, öbür yandan Diyarbakır’ın alternatifi ilan etti. Sonra da zaman zaman toplum karşısına geçip “AB’nin Yolu Diyarbakır’dan değil, Trabzon’dan geçer” şeklinde bir keyfiyet icad etti.

    Suriye nüfusuna kayıtlı Ermeni kökenli PKK teröristi Maçka’da vurulup cenazesi Nusaybin’e gittiğinde “Burası Nusaybin, Trabzon değil” sloganları atılmıştı. Benzer sloganlar Diyarbakır sokaklarından da duyulmuştu. Bize göre çift taraflı çalışılıyordu. Zira bir süre sonra Trabzon Adli Tıp’tan cenaze almaya gelen Kürt kökenli vatandaşlar “Burası Trabzon, Diyarbakır değil” şeklinde sloganik tacizlerle karşılaşıyordu.

    Dolayısıyla buradaki temel soru bu gençlerin neden Trabzon’dan çıktığı sorusu değildir. Esas cevap bulunması gereken sorular “Trabzon niçin seçilmiş ve kim seçmiştir?” Trabzon’u Bürüksel’in karşıtlığına bir merkez, Diyarbakır’ın karşısına bir alternatif gibi kim oturtmuştur?..” sualleridir.

    Olay Trabzon’un suyundan, toprağından ve havasından değil, Trabzon’u bir anlayışın üssü olarak seçenlerden kaynaklanmaktadır. TAYAD’lı çocuklar bu şekilde 8-10 yıldır bildiri dağıtıyordu. TAYAD’lı Zeynepler’in bu şehrin çocuğu olduğunu herkes biliyordu. 2005 Nisan ayına kadar hiçbirşey yoktu da 14 Nisan’da TAYAD’lı çocuklar birdenbire nasıl PKK’lı oldu? Nasıl oldu da ‘Bayrak yakıldı’ yalanı yayıldı ve bu yalana toplum inandırıldı. TV’lere ve cep telefonlarına bu mesajların gidişini kimler organize etti? Benzer provokasyon Erzurum’da olsa, Sakarya’da olsa aynı şeyler yaşanmazmıydı? Evet Trabzon insanı acelecidir. Erken inanır, çabuk güvenir ve harekete erken geçer… Ama bunları hangi güçler harekete geçiriyor?

    Mc Donalds’a bomba atmak hakikaten ABD’ye kızmak mı, yoksa küçücük prova mıydı? 16 yaşındaki O.A.’nın papazı vurma planı hakikaten bağımsız bir öfke mi, yoksa yönlendirilen organize miydi? Parasız pulsuz, internet kafelerden çıkmayan O.S., Şişli’de Agos Gazetesi’nin merkezini rüyasında mı görmüştü? Gazetenin ismini ve Hrant’ın yazılarını gerçekten okuyor muydu? Hrant’ı ve AB sürecini destekleyen köşe yazarlarını gerçekten takip mi ediyordu? Elbetteki hayır… Böyle bir dünyası yoktu. Öyleyse O.S’yi kimler yönlendirdi? Adresi, silahı ve parayı kimler temin etti? Ardından yakalanmasını bilerek ve adeta teslim etme olarak algalanacak biçimde kimler temin etti?

    (Ali Öztürk, Trabzon Günebakış Gazetesi, 22.01.2007)

    …..

    Bu soruları cevaplayabilecek miyiz?

  2. Mehmet Edebali on

    Sloganlar…
    Nitekim benim en çok üzüldüğüm noktalardan biri de bu.
    Son dönem yükselen milliyetçiliği tamamen sloganlar üzerine kuruludur.
    İşte size ülkücüler ve
    İşte size ulusalcılar…
    Hiç farkları kalmadı.
    İki grup da aynı “sloganların dili”nden konuşuyorlar.
    Maalesef sloganlar.

    Ha kastettiğiniz “Hepimiz Ermeniyiz” ise katılmıyorum tabii.

  3. murat koçak on

    Sadece Trabzonlular değil tanıdığım Karadenizlilerin hemen hepsi sevecen, cana yakın ve hayata olumlu bakan insanlar. Aynı oranda da tez canlılar. Futbol izleyenler bilir, Trabzon Spor maçlarında ki olaylar atmosfer hep yoğundur. Duygularını kolay kolay frenleyemezler.

    Karadeniz Diyarbakır’a döner mi? kesinlikle hayır. Ancak bazı zihniyetlerin yöre halkının fevri yanını göz önünde bulundurarak gençlerini kullanmaya yöneldiği açık. Diyarbakır derken bir düşüncenin eleştirisi olarak algılansın. Yoksa bir şehri töhmet altında bırakmaya da hakkımız yok.

    Diyarbakır denilince içimizi bir ürperti sarmıyor, sarmamalı. Lütfen bu konuda biraz dikkatli olalım.

  4. felah on

    Sayın hg,soruları cevaplandırmak şu aşamada zor,ve hadi biz düşünen tartışan insanlar olsa da bunu çözecek”emniyet güçleri”olmalıdır. Önemli olan sadece suçluyu bulmak cezalandırmak değil,bu suçlara/olaylara bir son verebilmek,daha emniyetli ve asayişli bir toplum inşa edebilmek. Toplum…Evet en sonki cinayette de suçlu “toplum” olmuştur,birileri toplumun sırtına basarak reyting ce macera peşinde ama gösterilerden ve gelen tepkilerden de anlaşıldığı gibi halk(hangi kesimden olursa olsun)sahiplendi bu meseleyi. Tüm bunlara sebep olan kim? Bilmiyorum…Ama bildiğim şu ki hepimizin bu olaylarda az da olsa payı var,birazcık da olsa suçaortağız.

    Sayın Edebali,hoşgeldiniz. Pakvizyon’daki yazılarınız çok iyi,devamını dilerim inşallah. Vizyon ve ayna ikilisi iyi bir birliktelik gösteriyor sitenizde. Sloganlardan bahsetmişsiniz siz de,haklısınız Ermeniyiz sloganları atmaya luzum yok,ben Müslüman Türk kimliğimle de bu olayı kınayabiliyorum.Sayın Fehmi Koru slogan olayının büyütüldüğünü,bu pankartları taşıyanların sabah Ermeni olarak uyanmadıklarını söylerek iyimser bir hava çiziyor.Ben ise her zaman kelimelerin gücüne ve önemine inandığım için dikkatli olmak gerekir diyorum.Malcom X’in çok güzel bir sözü var bu duruma uyan:” Önce gözlerimizi oymuşlar,sonra da göremiyoruz diye bizi suçluyorlar.”

    Sayın Koçak,sizinle fikri paylaşımlarımız uiportal’da devam ediyor. Dikkatinize maşallah diyorum,tebrik ederim…

    Hürmetler…

  5. hasangenis on

    Bu soruların cevapları belki herkese göre değişecektir.

    Ama bu sorulara hangi cevapları verirsek verelim, bence Türkiye’de gelişen olumsuz süreçlerin hemen tamamının temelinde eğitim daha doğrusu eğitimsizlik yatmaktadır.

    Ailede çocuklara iyi bir eğitim verilmediği gibi öğretimin her kademesinde de eğitim hakkıyla verilmiyor. Bakınız iki gün önce öğretmen alımları için taban puanlar açıklandı. Taban puanlara baktığınızda eğitimin içler acısı halini açıkça görebiliyorsunuz;

    Türkçe öğretmenliği için 65,
    Rehber Öğretmenliği için 50,
    İngilizce öğretmenliği için 60,
    Bilgisayar öğretmenliği 55,
    Matematik öğretmenliği 68…

    Listenin tamamına; http://personel.meb.gov.tr/upload/basin_aciklamasi_2007_1_ilk_atama.pdf adresinden ulaşılabilmektedir.


    İşte bu ülkenin çocuklarını eğitecek, öğretecek öğretmenlerin hali. Bu bilgi düzeyine sahip öğretmenler eğitecekler/eğitmekteler çocuklarımızı. Yazık çok yazık.
    Vasat seviyede öğretmenlerin vereceği eğitimden ne bekliyoruz?

    Öncelikle eğitimimimizi düzeltmeliyiz. Öğretmenlerimizi düzeltmeliyiz. Eğitim alanında seferberlik ilan etmeliyiz. Ben başka bir köklü çözüm göremiyorum ülkemiz için.

  6. murat koçak on

    Hasan Bey öncelikli olarak aile ve okullarda verilecek eğitimin öneminden bahsetmiş, çok haklıdır. Şu anda okullarda verilene eğitim bile denemez. Yarım yamalak bir öğretimden başka birşey değil bence. Bir yılın sonunda bakıyorsunuz, öğrenciyi bazı bilgiler öğrenmiş ancak ahlaki ve davranış boyutunda hiçbir şey kazanamamış olarak görüyorsunuz.

    Annelik-babalık çocuğunun karnını doyurmak, üstüne başına kıyafetler almak değildir. Toplum içerisinde sağlıklı bireylerin yetişmesini istiyorsak çocuklarımızın ruhlarını doyurmalı ve ahlaki yönlerinin doğru gelişmesine özen göstermeliyiz. Anne-baba olarak örnek olmak kaydıyla. Yanlış örnekten doğru sonuç çıkmaz.

    Ayşenur Hanım, anlayışınız ve hoşgörünüz için Allah razı olsun. Sevgi ve saygıyla.

  7. mustafa on

    böyle bir paranoya içine girmeyi doğru bulmuyorum bu bağlam da yazıya katılmıyorum..

    bütün bunları aşıp toplumsal bir öz eleştri yapmak ama bunda da medyada ki gibi aşırı duygusal söylemlere girmeden yapmak en doğrusu sanırım..

    bunu yapabilmek için de elbette ”topu taca atmamak gerek”..

    http://www.gazeteodtulu.com/haberler.php?id=611

    http://www.gazeteodtulu.com/haberler.php?id=615

  8. simeranya on

    karadeniz’ın diyarbakır olma ihtimali olduğunu sanmıyorum. olsada karadeniz kendi şahsına münhasır birşey olur. bir kere bölgeler arasında iklim farkı var ve bu çok bariz olarak görülebilir…

  9. simeranya on

    eğitim :)

    eğitime dair tartışmalar bana hep masal tekerlemelerini hatırlatıyor…

    masalın orta yerinde:
    az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik… dönüp arkaya baktık bir arpa boyu yol gittik.

    tartışmaların vardığı nokta dönüp arkaya bakınca anlaşılıyor…

  10. hasangenis on

    Sn. Simeranya,

    Neden böyle olduğunu sorgulamanızı beklerim.

    Sanırım siz bir eğitimcisiniz. İçerden bir bakışla resmi daha net görmemizi sağlayabilirsiniz.

    Arpa boyu da olsa yol almak, hiç yol almamaktan daha iyidir.

    Belki bunları tartışa tartışa bir hedefe ulaşır, bir eğitim politikası geliştirmenin yolları açılır.

    Bir nesil siyasetten tasfiye olmaktadır. Yine, aynı neslin devamı da bürokrasiden tasfiye olmaktadır.

    Biz doğru bir söz söyleyelim, yankı bulsun.

  11. serdar on

    ya değilmi yazıyı yazan arkadaş peki size yapılanın diyarbakıra yapışdığını düşünmüyorsunuz ve trabzon diyarbakıra mı dönüyor derken tüyleriniz ürpermiyor ne var be diyarbakırda nolmuş diyarbakıra fıstık gibi memleket ne ararsan var ben mersinliyim diyarbakıra köy diye gittim izmirden mersinden güzel memleket çok lüks alışveriş merkezleri,discolar,inasanları,tarihi eserleriyle, surlarıyla,vs.. şehir haruklarude bir şehir 10 yıldır diyarbkır merkezde hiç bir şekilde bi olay olmamış küçük şeylerden hariç istanbulun %2 si kadar olay olmuyan bi şehir görümelisiniz bunları NE DEMEK TRABZON DİYARBAKIRAMI DÖNÜYOR neden ürperiyorsunuz neden siz boşverin kimin ne dediğini gidin görün sonra karar verin


Leave a reply