Uzun zamandır ihmal etmek “zorunda kaldığım” bloguma yeni bir yazı girmenin arifesinde iken ve nasıl bir yazı diye düşünürken aklıma Ali Ural’ın “Makyaj Yapan Ölüler” isimli kitabında derlediği yazılardan biri geldi.Bu kararımdan önceki safha, Voltaire’nin Peygamber Efendimiz hakkındaki nahoş ve hakarate varan sözlerini teşhir etmekti ama anladım ki bu çok beyhude ve gereksiz bir yazı olacaktı.Bunun yerine daha farklı formatta bir yazı eklemeyi düşündüm.Bugün Papa’nın ülkemize geliyor oluşu ile ilgili de olabilir bu yazı,yükselen İslamifobi dalgası ile de alaka olabilir ya da Müslüman ülkelerdeki kontrolden uzak öfkenin neden olduğu “Kötü İslam imajını” da yansıtabilir bu yazı.Ayrıca da paragrafları birbiri ile alaka kurarak da okumanınız rica ediyorum.
Yaz çocuğum: Bu olay 2003 yılında dünyada cereyan etti.Dokuz şiddetinde bir depremdi ve hiç kimse hissetmedi. Rasathanelerin ibreleri çıldırmak şöyle dursun titremedi bile.Televizyoncular olayın kahramanına mikrofonlarını uzatmadılar. Gazetecilerin flaşları uzaklıkları dolayısıyla ışıklarını hala dünyaya göndermeyen yıldızlar gibiydi. Haberlerde doların kaç lira düştüğü,borsalardaki endekslerin ne kadar yükseldiği yer aldı, ama yeryüzünde büyük vir yükseliş ve düşüşten asla bahsedilmedi.
Yaz çocuğum: Her olayın başka olaylarla ilgisi vardır.Yüzyıllar önce denize atılan bir taşın dalgalarının bugün sahilimize vurmadığını kim bilebilir!kim bilebilir bardağımızdaki suyun bin önce kazılan bir kuyudan çekilmediğini!Bu olay 2003 yılında dünyada cereyan etti ama sen yüz yıl önceye git.Tarih:17 Aralık 1903.Yer:North Carolina.Orville ve Wilbur kardeşler Kitty Hawk isimli küçük bir kasabada icad ettikleri ilk motorlu uçaklarıyla uçmayı deneyecekler.Hava soğuk ve rüzgarlı.Bütün kasaba davetli olduğu halde sadece beş kişi var.İki Amerikalı kardeş sırayla uçmaya çalışacaklar.Mucitlerin heyecanı,sevinçlerini bastırıyor.Yazı tura atılıyor ve Wilbur Wright,kardeşinin bindiği uçağın motorunu çalıştırıyor,tahta rayların sonuna kadar itiyor.İşte derme çatma uçak,rüzgarın koynunda.On iki saniye sarıldıktan sonra rüzgar uçağı kalktığı yerden dört metre ötesine itiyor.Wilbur Wright ise daha şanslı.O havada 59 saniye kalıyor ve iki yüz elli metrelik bir mesafeyi aşmayı başarıyor.Yerdeki beş kişi evlerine döndüklerinde anlatacakları trajik bir kazaya şahit olamıyorlar,ama gökteki iki adam daha çok heyecan duyuyor ve onların gökte neye tutunduklarını çok merak ediyorlar.
Yaz çocuğum: ”Uçuş sırasında hava kanat çevresinden hızla akar.Havanın bu hareketi sırasında kanat profilinin aerodinamik özellikleri nedeniyle kanadın üst yüzeyinde negatif,alt yüzeyinde de pozitif basınç bölgeleri oluşuyor.Hava pozitif basınç gölgesinden negatif basınç bölgesine doğru akma eğiliminde olduğundan kanat üzerinde taşıma kuvveti denen yukarı doğru bir kuvvet oluşur.bu kuvvet uçağın havada tutunmasını sağlar.Pozitif ve negatif basıncın bir araya gelerek yaptıklarına bak çocuğum!Aykırı güçlerden nasıl bir denge doğuyor!
O halde yaz çocuğum: Tarih 605.Yer:Mekke. O yıllarda gökyüzünde yalnız kuşlar uçuyor.Hz.İbrahim’den yüzyıllar sonra, Kureyşliler Kabe’yi yeniden inşa ediyorlar.Eski taşları korku ve tazile yeniden söküyor,yanlış bir iş yüzünden başlarına büyük bir bela gelir korkusuyla,içlerinden seçtikleri kimselere yıkım işlerini yaptırıyor,ertesi sabah onlara birşey olmadığını gördüklerinden yıkıma devam ediyorlar.Bir gün Kabe’yi yıkan kureyşlilerden biri,iki taşı birbirinden ayırabilmek için aralarına manivelayı sokuyor.Taş hareket edince bütün Mekke sallanıyor.Bunun üzerine o temeli yıkmaktan vazgeçiyorşar.Yıkım bitip Hz.İbrahim’in attığı temeller ortaya çıktıktan sonra Kureyşli kabileler Kabe’yi yeniden yapmak için taş topluyorlar. Sonra bu taşlar bir bir yerine konuluyor.Hacerül Esved’in olması gereken yere kadar yükseliyor duvarlar.Hacerül Esved’in konulmasına gelince;işte o zaman kopuyor kıyamet!Her kabile,taşı kendisi yerleştirmek istiyor Kabe’ye.bu cennet taşını yükseltme onurunu kimse diğerine vermek istemiyor.
Kanla dolu parmaklara batırılıyor parmaklar.Savaş hazırlıkları yapılıyor,uykusuz geceler geçiriliyor.Ta ki Kureyşlilerin en yaşlısı Mugire bin Abdullah “Aranızda bir karar alın.Kim mescidin kapısından ilk girerse kararı o versin” diyor.Bu teklifi kabul edip bekliyorlar:
Ve O geliyor.
İsmi Muhammed ! (s.a.v.)
Otuz beş yaşında.
Seviniyor Kureyşliler.
Muhammed’i iyi tanıyorlar çünkü.
Ona El-Emin diyorlar.
Henüz bir peygamber değil O.
İlk O geldiğinde:
“Tamam işte!Bu adamdan daha güvenilir ve adaletli biri mi var!O bizim hakemimizdir.” diyorlar.
Kanlı parmaklar yıkanıyor.
Kılışlar kınına giriyor.
Gözler Muhammed’e çevriliyor.
O.”Bana bir örtü getirin.”diyor.Oradakiler hemen bir örtü getiriyor.Muhammed taşı alıyor,örtünün ortasına koyup şöyle diyor:”Her kabilenin temsilcisi örtünün bir kenarından tutsun,sonra topluca kaldıralım.”Muhammed’in dediği yapılıyor.Hacerül Esved örtünün üstünde yükseltiliyor ve sonra O,kendi elleriyle alıp yerleştiriyor.
Yaz çocuğum:Emniyet ya da hayat kemeri,yerle bağlantısı kesilenler için ne ifade eder?Otomatik hareketlerle can yeleğinin nasıl giyileceğini,emniyet kemerinin nasıl bağlanacağını,oksijen maskesinin nasıl takılacağını tarif eden hostesler bilirler ki bütün bu tarifler,yolculara güven aşılamak içindir ve asla faydası yoktur!
Tarih 1 Mayıs 1962.Yer:Mimai.Florida’daki Kuzey West’e gidece uçağın kalkıştan önceki son kontrolleri yapılıyor.Uçuş,seyir,haberleşme,denetim,havalandırma ve basınçlandırma sistemleri eksiksiz çalışıyor.Çalışıyor çalışmasına,ama havalanan uçak,yolculuğunun sonunda Key West yerine Küba’ya iniyor.Çünkü uçakta dünyanın ilk hava korsanı Antulio Ramirez var.
Yaz çocuğum:Başlangıçta insanlar tek toplumdular.Sonunda Habil Kabil’i öldürdü.böylece ihtilafa düştüler.Yeryüzünde işlenen her cinayette Kabil’in parmak izlerine rastlanır.Ve belki her hava korsanı Ramirez’in ruhundan bir şeyler taşır.
Yaz çocuğum:”Bu ismi taşıyamam” dedi adam.Babasının verdiği isim ona ağır gelmeye başlamıştı.Evde ailesinden,sokakta arkadaşlarından,okul yıllarında öğretmenlerinden,iş hayatında yakın ve uzak çevresinden kendi ismini kim bilir kaç kez işitmişti.Kim bilir kaç kez “…..” Bey ile mi görüşüyorum?sorusunu “evet” diye yanıtlamıştı telefonlarda.Kaç kez buradayım demişti ismini duyduğunda yoklamalarda.
Yaz çocuğum:Bir pilotun öyküsü bu.İzmir Sulh Asliye hukuk Mahkemesi’ne avukat aracılığı ile “isim tashihi” davası açan bir pilotun.
Hakim,”Müvekkilin ismi nedir?” diye sormuş mudur?Yoksa önündeki evrakta yazılı olduğu için buna lüzum görmemiş midir bilmiyorum ; bence sormuştur.
-Müvekkilinin sildirmek istediği ismi nedir?
-Muhammed!
Yaz çocuğum:”ABD’de pilotluk yapan Muhammed Serhat Özdemir,11 Eylül sonrası”işimden olurum” korkusuyla ön adı Muhammed’i sildirdi.Tarde Winds Airlines INc.Havayolu şirketinde çalışan İzmir’li Özdemir,”Terör saldırısından sonra mesleğimi yapmakta sorunlar yaşadım.İşimi kaybetme riskim oldu.Anonslarda Muhammed ismini duyan yolcular büyük panik yaşıyor.Toplumda,bir takım yargılar nedeniyle ismim sorun yaratıyor.”
Kendisi de bir pilot olan Saint Exupery ünlü eseri “Gece Uçuşu”’unda kıtalararası posta seferleri yapan pilotların hayatlarını anlatır.Bu kitabın en etkileyici bölümü gece uçuşu yaparken kaybolan bir pilotun dramıdır.Exupery dönemin ilkel uçaklarıyla uçuyordu ve gece uçuşlarında pilotlara “yüreğinle görmeye çalış” tavsiyesinde bulunuyordu.
Geçtiğimiz günlerde bir pilot daha bir gece uçuşunda kayboldu.Artık yoklamalarda “Muhammed” denildiğinde “buradayım” demeyecek.
***
Yaz çocuğum:Tarih:28 Kasım 2006.Yer:Eyüp/İstanbul.Karanlık bir gökyüzüne bakan odasında,İslama ve Müslümanlara yapılan haksızlıklar karşısında hiç bir şey yapamayan,oturduğu yerden lanet okuyan bir “kızcağız” blogundaki bir yazı ile kendini tatmin etmenin peşinde…Masası kitaplarla dolu…görenler ne iyi kız diyor…bir pilot ismini değiştirmiş;”hak verse mi vermese mi” şeytanla didişiyor…henüz düşmana taş atabileceği bir sapan kullanmamış…isim tamlamalarına zincirler ekliyor…. yaşıyor:ölülerin nasıl yaşadığını anlamak için…
November 28, 2006 at 1:32 pm
Harika bir yazı Ayşenbur Hanım, elinize sağlık.
O “kızcağıza”a söyleyin hiç de yalnız değil. Eminim ki aynı dertle dertlenen bir çok insan var..
Hürmetler..
November 28, 2006 at 2:15 pm
Teşekkür ederim Suat Bey , “azınlıkta” oluşum beni memnun ediyor,siz ve sizin gibileri de aynı safta görmek elbette…
***
Mü’min olanların çoktur cefâsı,
Ahirette olur zevk-u sefâsı,
On sekiz bin âlemin Mustafâ’sı,
Adı güzel, kendi güzel Muhammed
(Yunus Emre)
November 28, 2006 at 4:32 pm
Şeksiz şüphesiz Allah c.c.’a iman ve itaat eden, Rahmet Peygamberini tanıyan, doğuştan O (s.a.v.)’a ümmet olan, gerekirse uğrunda ezilen horlanan hakarete uğrayan, -biiznillah- ukbada “ümmetim” hitabına muhatab olacak bahtiyar azınlık…
dularınızı bekleriz..
yazı mükemmel Ayşenur, tebrik takdir ve teşekkür ederim.
Rabbim davanda yardımcın olsun.
November 28, 2006 at 8:17 pm
müslüman bir kardeşimizin derdiyle dertlenmedikçe nasıl kardeş olabileceğiz ki? Ayşenur kardeşim müslümanların dertleriyle dertleniyor ve bu konuda emin olsun ki yalnız değil!
Rabbim davamızda yardımcımız olsun diyecektin sanırım Humeyra..
yazı ile ilgili başka yorum yapmaktan kaçınıyorum.. utancımdan..
November 28, 2006 at 8:59 pm
“Davan davamdır” diyebilmek için utanmak yetmiyor.
Bu davayı sırtlamak, taşın altına yüreğini koymak her yiğidin harcı değil.
Sadece kardeşime yapılan işkenceleri görünce üzülmek geliyorsa aklıma, bol kanlı görüntüleri görünce midem kalkıyorsa, yine kardeşim için elimi cebime attığımda canım yanıyorsa, zalimlere lanetten başka hiçbir şey yapamıyorsam, mitinglerde bağırarak slogan atarak görevimi yaptığımı düşünüyorsam, dünyanın bir ucunda birileri açlıktan ölüyorsa ve ben hala yemeğimi keyifle yiyor, gece huzur içinde uyuyabiliyorsam…
dur hele
şu DAVA’nın tanımını bir daha yapar mısın?
November 28, 2006 at 9:11 pm
Sn. Hümeyra ,
Çok tşk ederim,kalbi bi isyan bu yalnızca kendime… Azınlık ve acıtasyonu aynı cümlede kullanmaktan muzdaribim;ama aşikar olan çaresizliğimizdir.
Sn.Erdinç Yasir,
Yalnız olmadığımı bilmek en büyük desteğim,desteği verenlerden Allah razı olsun.Bizler de “el-emin”olmayı becerebilseydik sanırım herşey daha iyi olurdu.
Baki Selam …
November 28, 2006 at 10:57 pm
Yaz kardeşim,
Farkında ya da değil, Allah’ın oku emri gereği okuyan bir “kızcağız”, müslümalara/mazlumlara yapılan haksızlıklara karşı ızdırap hissini hala kaybetmemiş bir “kızcağız”, bir kötülük gördüğünde elinden gelenin en iyisini yaparak kalemiyle düzeltmeye çalışan bir “kızcağız”…
Haksızlık etmeyelim, kaldıralım artık tırnak işaretini, “kızcağız” değil, bildiğimiz ve şahitlik edeceğimiz üzere herşeyden önce ve de önemlisi müslüman olmanın gereklerini samimi olarak en iyi şekilde yapmaya çalışan bir insan…
Baki selam, baki muhabbet…
——
“Ölümün kalkanı eceldir…”
November 29, 2006 at 9:46 am
yazılarını okumaktan zevk aldıgım zamanın yeni yazarı.
bu yazın da harika…….
Derde gelince..Onların acısını yeterince paylaşamıyor olmak ayrı bir dert..Sadece paylaşıyor olmak apayrı..
O sapanlar her gün inip kalkarken biz yine bir HTR dersine gidip Abdulhamid’i Düşürenler’e lanet okuyacagız şimdi…
November 30, 2006 at 8:36 am
Bu yazıyı okurken oğlum Veysel Yasir geldi aklıma..
Yasir ismini verirken yaptığım mücadele..
Başka bir ilin nüfus müdürü çocuğuna Yasir ismini vermek isteyen kişiye engel oluyor, bu ismi veremeyeceğini söylüyordu, güya malum gerekçelerle.
Bende o gün and içmiştim, bir oğlum olursa Yasir koyacaktım adını.
Şimdi diyorum, keşke oğlumun adını Muhammed Veysel Yasir olarak koysaymıştım.
İsimler çağrıştırdığı anlamlarla değer kazanır. Taşıyanın kişiliği uymalı ona..
Saygıyla
November 30, 2006 at 10:43 am
Sevgili Ayşenur, yazını ilk okuduğumda içimden dolu bir ırmak gibi taşan kelimeleri buraya mı döksem yoksa durup düşünsem, tefekkür etsem mi? kararsız kaldım. Tabi benim gibi biri için ikinci yol daha uygundu onu tercih ettim. O nedenle yorumum gecikti hakkını helal et.
Yazını okuduğumda senin için düşüncelerimde yanılmadığımı görmek beni hayli mutlu etti. Allah’ın izniyle çok iyi bir yazarlık geleceğinin olacağını düşünüyorum.
İlk önce yazının harika tadınımı yoksa içindeki anlamın acısınımı hissetmeli bilmiyorum. Ama şunu bilmelisin ki azda olsa seninle aynı şeyi hisseden insanlar var. Biz bu yolu kendimiz seçtik. Zor da olsa kolay da olsa biz ona talibiz, her iki durumda da Rabbimize şükrederiz.
Garib geldik garip gideriz rafa koy evi barkı
Tek dudaktan dudağa geçsin bu ölümsüz şarkı
Oğlumun adı Muhammed bu isimle gurur duyuyoyurum, bu isme saygı gösteren senin gibi kardeşlerimlede.
November 30, 2006 at 4:57 pm
Sevgili Ayla ,
Sözlerin için tşk ederim.Acılarını yeterince paylaşamıyor olduğunu bilmek de ayrı bir paylaşımdır.
Sn.Mahmut ,
Allah bağışlasın evladınızı , isminde Muhammed yer almasa da O’nun yolunda bir ömür geçirmesini temenni ederim.Bu sıradan bir “isim savaşı” değil , tebrik ederim.
Sn.Koçak ,
Bu ölümsüz şarkı O’nu bir “cızzz”olarak görenlerle mücadele etmekten geçiyor.Zor da olsa kolay da olsa demişsiniz , cidden çok zor bir süreçteyiz;adı güzel olanların çoğalmalarını diliyorum.
Baki Selam…
Hürmetler…