Gün geçmiyor ki vahşeti meşrulaştıran hatta onu eğlenceli kılan (!) fotoğraflara rastlamayalım! Daha önce de Filistinde,Fellucede ve Irak’ta hatıra fotoğrafları çektiren İsrailli askerlerin varlığını biliyoruz ;bu kez Alman askerleri de aynı eğlencenin aktörleri oldular.Ne yazıktır ki “öteki”ne duyulan nefret gittikçe büyüyor ve b insanlar öfkelendirme ve öfkelerini sergileme adına şartlandırılıyor adeta programlanıyor. .Ebu Gureyb ve Guantanamo vahşetlerinin yanı sıra sergilenen bu insanlık dışı haller bir “insan” olarak beni çok üzüyor.
Bilmeyenler için kısa izah edelim; haber şöyle :
*Alman Bild gazetesinde, Afganistan’da ellerinde kafatasıyla poz veren Alman askerlerinin beş fotoğrafı yayımlandı. Fotoğraflar ülkede epkiyle karşılandı.
Fotoğraflarda, Alman askeri kıyafetleri içindeki kişiler ISAF araçları önünde kafatasıyla poz verirken görülüyor. Bir asker fotoğrafların 2003 yılı ilkbaharında çekildiğini söyledi.
*Almanya, Afganistan’daki askerlerinin kafataslarıyla çektirdiği fotoğraflarla sarsılmaya devam ediyor. Bild’den sonra RTL televizyon kanalında yeni fotoğraflar yayınlarken, Yeşiller’den bir milletvekili buna benzer daha yüzlerce fotoğraf olduğunu söyledi. Politikacılardan halka kadar herkes tepkili.
Haberlerin ardından çok fazla köşe yazısı okumadım ; Sayın İbrahim Karagül’ün yazısı, bu tür haberleri ve akıl almaz vicdana sığmaz vahşet olaylarını yazısında çok isabetli noktalarla işlemiş;haberin ardından buraya eklemek uygun düşecek. Yıllardır okuduğumuz yazılar, izlediğimiz görüntüler artık o kadar “sıradanlaştı ki” bir vah vah demek yeter olmuş; “yaaa öyle mi” diyerek bilgilenmiş olmanın emaresini gösteriyoruz ama daha ötesini yapmaktan aciziz.
Sözü Sayın Karagül’e bırakalım:( yeni şafak/27 ekim 2006)
Kafatası resimleri ve bir vahşetin öyküsü
Amerika ve İngiltere’nin, yerel cinayet şebekeleriyle birlikte imza attığı katliamların bedelini ödenek Almanlara düştü. Bild gazetesinin yayınladığı, Alman askerlerinin kafataslarıyla gösteren resimler büyük tartışmalara neden olsa da, Irak ve Afganistan’da işlenen cinayetlere katılan askerlerin ortak yönlerini bir kez daha gösterdi. Karikatür krizi, Papa’nın söylemi, Peygamber’e hakaretler, Irak’taki işkence merkezlerinde görev yapanların kurbanlarına bakışı, işkence resimleri, gizli cezaevleri, işkence uçakları, Müslüman veya öteki olanlara bakışın Batı’da nasıl da çirkinleştiğini göstermiyor mu?
ABD’nin küresel savaşına katkıda bulunan Alman, İngiliz, İsrail, Fransız, İtalyan ya da bir başka ülkenin askerlerinin, düşmanlarını algılayışının aslında birbirinden çok da farklı olmadığı, “Müslüman” olanı aşağılama, horlama, ezme, yok etme dürtülerinin hemen hepsinde canlı olduğunu söylemek ne yazık ki mümkün.
“Düşman İslam”, “tehdit Müslümanlar” ön kabulü, ABD ve İsrail’in yoğun gayretleri sonunda dünya genelinde yaygın bir kanaate dönüştürülebildi. Ülkesi istila edilen, değerleri aşağılanan, kaynakları sömürülen insanların özgürlük ve refah için verdikleri mücadele artık terörizm olarak görülüyor. Ve bu abartılı tehdide karşı yürütülen yaygın savaşa katılan askerler, nefret ve aşağılamaya şartlandırılıyor. İdeolojik şartlandırma, ABD ve Avrupa’da sokaklara, evlere kadar girdiği gibi, Irak’ta Ebu Gureyb, Afganistan’da Şibirgan ve Alman askerlerin davranışları gibi sonuçları ortaya çıkarıyor.
Papa gibi dini liderlerden siyasilere, aydınlardan güvenlik mensuplarına kadar, kitlelerin kanaatlerini etkileyenlerin sistematik biçimde yönlendirdikleri ve yönettikleri çatışma ve düşman tezi, insan ırkının nefretini besleyen çirkin sonuçları ortaya çıkardığında ise, olayın “münferit” olduğu iddia ediliyor.
O KATLİAMDAN MI KALDI?
Yıllardır bu sürecin ayrıntılarını aktarıyor, kaydını tutuyorum. Tutmaya da devam edeceğim. Bu kayıtlardan biri Afganistan işgalini sırasında yaşanan bir olayla ilgiliydi. Sanırım Türkiye’de olayın üzerine giden, birçok kez gündeme getiren tek kişi benim ve hatırlatmaya da devam edeceğim. Alman askerlerinin resim çektirdiği kafataslarıyla bu olay arasında nasıl bir bağlantı var? O kafatasları, ABD, İngiltere ve Raşit Dostum’un toplu mezarlara gömdüğü genç Afgan savaşçılarının kafatası olabilir mi?
En az üç bin kişinin gömülü olduğu, Birleşmiş Milletler’in, ABD’nin ve genel olarak dünyanın ört bas ettiği tüyler ürpertici bir vahşetten geriye kalan toplu mezarlardan söz ediyorum.
Hatırlayalım…
ABD-İngiliz işgali sırasında bugün Alman askerlerinin yerleştiği Kunduz’da binlerce Taliban askeri teslim olmak istedi. Çünkü rejim çökmüştü. BM’nin Afganistan temsilcisi Lahdar Brahimi bu teklifi aracılık teklifini reddetti. İşgal güçlerinin verdiği güvenceyle teslim oldular. Yaklaşık 8 bin kişi silahlarını bıraktı. Teslim alınınanlar, Kunduz’dan Mezar-ı Şerif’e nakledilmeye başlandı. 500′ü Cenk Kalesi’ne nakledildi. Bu kişilerin nasıl katledildiğini Türkiye’de televizyon ekranlarından canlı izlemiştik. Dünya, ABD’nin “teröristler”e karşı zaferini bu yayınlarla alkışlamıştı. 7 bin 500′ü ise, Mezar-ı Şerif’teki Şibirgan Cezaevi’ne götürüldü. Konteynerlara istif edilenlerin bir kısmı havasızlıktan boğularak öldü, bir kısmı ise, dışarıdan açılan ateşle öldürüldü. Kurşun deliklerinden kan sızıyordu. İrlandalı gazeteci Jamie Doran, vahşeti “Mezar’da katliam” adıyla belgesel haline getirdi. Kunduz’da, değişik Müslüman toplumlardan 8 bin kişinin esir alındığını belirten Doran, bunların tek tek sayıldığını, 500 kişinin Cenk Kalesi’ne, 7 bin 500 kişinin Şibirgan Cezaevi’ne nakledildiğini, ancak cezaevine konulanların sayısının 3 bin 15 olduğunu belirterek, “geri kalanlara ne oldu?” diye sordu.
Görgü tanıkları, ABD askerlerin cezaevine getirilen esirlerin boyunlarını kırarak öldürdüğünü, üzerlerine asit döktüğünü, yüzlerce esirin çöle götürülüp ABD askerleri ve Dostum’un adamları tarafından kurşuna dizildiğini, infaz emrinin bölgedeki ABD birliklerinin komutanı tarafından verildiğini ve onlarca ABD askerinin bu infazda yer aldığını söyledi ve “Amerikalılar ne isterlerse yapıyorlardı. Onları durduracak gücümüz yoktu” dediler.
Toplu mezarları köpekler ortaya çıkardı. BM soruşturma bile açmadı. ABD, bu olayı Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne götürecek ülkeleri tehdit etti.
Kasetin küçük bir bölümü Haziran 2002′de önce Alman Parlamentosu Reichstag’da, ardından Avrupa Parlamentosu’nda parlamenterler, insan hakları örgütlerinin temsilcileri ve hukukçulara izlettirildi. Ardından bütün dünya suspus oldu. Artık kimse bu olaydan söz etmiyor. Ben hatırlatmaya devam edeceğim.
Askerlerin elindeki kafataslarının Sovyet işgali zamanından kaldığı söyleniyor. Ama kesin bilgi yok. Alman askerleri, kendi parlamentolarında gösterilen bu vahşetin kalıntılarıyla mı resim çektirdi? Öyle olmasa bile ne farkeder ki! Mezar-ı Şerif çevresindeki toplu mezarlarda binlerce genç insanın kafatası var. Bugünkü işgalin ve yaşanan caniliğin Sovyet işgalinden ne farkı var! İkisi de toplu mezarlar bıraktı! “
October 29, 2006 at 9:22 am
Onlar işkence eder, biz yapamayız
onlar söver, biz sövmeyiz
onlar işgal eder, biz etmeyiz
onlar hakaret eder, biz etmeyiz
onlar haksızca öldürür, biz öldürmeyiz
onlar tüm bunlara rağmen haklıdır, biz haksız
onlar özgürlükcü medeni, biz terörist
Allah bizi “ONLAR” olmaktan korusun.
“Öldürdüğünüz bir kuduz köpek dahi olsa ona işkence etmeyiniz” diyen bir peygamberin ümmetiyiz biz.
Maalesef güçlünün haklı olduğu bir zamanda yaşıyoruz. İnşaallah bu ümmet bunu tersine çevirecek basireti gösterecektir. Bu zülme razı olamayız ama tersinden bakarsak zülm eden olmaktan iyidir. Hepimiz çok yakında “Büyük mahkeme”nin huzuruna çıkacağız.
November 1, 2006 at 5:09 pm
“İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde üstünlük taslamayan ve fesat çıkarmak istemeyenlere vereceğiz. Güzel akibet, Allah’tan korkanlar içindir.” Kasas / 83
“Allah bizi “ONLAR” olmaktan korusun.” duasına binlerce kez amin.
Rabbim korkumuzu sevdamızı yolumuzu sabit kılsın…
- blogun hayırlı olsun Ayşenur. burayı ziyaret edebilme şansı verdiğin nadide şahsiyetlerden olmak gurur verici
Rabbim davanda yar ve yardımcın, Peygamber s.a.v. önderin, Kur’an rehberin olsun..
selametle
hayyimeyyit-
November 1, 2006 at 5:13 pm
Hayyimeyyit hoşgeldin , gelişinle beni memnun ettin . Çok tşk ederim , devamını dilerim…
Duaya ben de amin diyorum . Bizim için “öteki” olan zalimin ta kendisidir.
Saygılar
November 3, 2006 at 7:52 am
batı kendi yaydığı nefretle yaklaşmakta olan sonuna doğru hızla ilerliyor.
amin diyelim dualara..
November 4, 2006 at 8:12 am
“Duanız olmasa Rabbim sizi ne yapsın!”
Dua yoksulluk ve aşktır.
ali şeriati
November 13, 2006 at 9:32 pm
Selamlar Aysenur Hanim,
Blogunuz hayirli ugurlu olsun. Yahudi bir hocam bir gün “kötü millet iyi millet yoktur, kötü insan iyi insan vardir” demisti. Tasavvufa ve özellikle Mevlânâ’ya merak saran bu hoca ile yillar sonra karsilastigimda bana “iy/kötü insan olmaz, nefsine yenik düsen insan olur” demisti.
Sayin Murat Koçak Bey söyle demis :
“Allah bizi “ONLAR” olmaktan korusun.
“Öldürdüğünüz bir kuduz köpek dahi olsa ona işkence etmeyiniz” diyen bir peygamberin ümmetiyiz biz. ”
Ne var ki “resmen” %99,99 müslüman olmak bir halkin ALLAH’in yolundan çikmasina engel degil.
Human Rights Worldwide’da rastladigim bir yaziyi sizin ve yorumcu arkadaslarin takdirine sunuyorum.
Dostlukla
Tunç
——— Alinti ————
Örneğin Ekim 2005′te, hiç denetleme ziyaretine uğramamış bulunan Ordu polis merkezinde, 4 küçüğün işkenceye maruz kaldığı bildirildi. Çocuklar polisin kendilerini soyup dayak attığını, hayalarını sıktığını ve tecavüzle tehdit ettiğini söylediler. Tıbbi raporlar, herhangi bir suçlamaya maruz kalmadan serbest bırakılan çocukların yoğun şekilde morarmalara maruz kaldığını gösteriyordu.
Yazinin tamami için :
http://hrw.org/turkish/docs/2006/01/18/turkey12375.htm
November 15, 2006 at 4:57 pm
sayın Tunç,
“onlar” ve “biz” ayırımını bir ülkeye ait olup olmama olarak yapmadım. Dediğiniz gibi bir ülkenin sınırları içinde bulunmak doğru yolda olma anlamına gelmiyor.
Belli bir bilinç düzeyine ulaşmış insanları ancak “biz” olarak kabul edebiliriz.
November 15, 2006 at 8:39 pm
Sagolun Murat Bey,
O halde hemfikiriz.
Dostlukla
November 16, 2006 at 9:23 am
yoğunluktan dolayı bloguma bakamıyorum ne yazık ki …
Ama “onlar” ve “biz” konusuna dair ben de birşey söylemek isterim .
Müslüman için “öteki” kavramı yalnıza kişinin zalimliği ile ölçülür . Zalim olan , zulmeden bizim için “öteki”dir ve “onlar” sınıfına girer. Irk, din , cinsiyyet değişse de referansımız değişmez .
Her ikinize de hürmetlerimi sunarım …
November 18, 2006 at 6:31 am
Siz de sağolun Tunç bey, Ayşenur hanım dayanamadı söylemek istediğimizi açıkladı. O’da sağolsun:)
November 19, 2006 at 6:35 pm
ALLAH razi olsun, ne yazikki bazi müslüman arkadaslarin bu akli selime henüz ermemis olduklarini görmüstüm komsu bloglarda.
Dostlukla
November 19, 2006 at 8:09 pm
Onlar için de dua etmekten başka elden ne gelir Tunç Bey …
Saygılar…
November 26, 2006 at 12:21 pm
Ezilen , sömürülen ve işgale ugramış bölgeler vucudumuzun birer parçası buğun ne yazıkki…toplumlar kendilerini değiştirmediği müddetçe bu işgallerin sonu gelmeyecek…Bireyler özüne dönecek,öze dönen bireyler toplumu degiştirecektir.İrade sahibi başında kuklalar taşımayan toplumlar hiç bir zaman işgale ugramayacaktır.uğrasa bile gereken cevabı göreceklerdir.Haçlı seferlerinin sayısına bakarsak bunu dahada net bir şekilde görmüş oluruz.Allah yardımcımız olsun.
November 26, 2006 at 12:31 pm
Teşekkürler yiğit Bey , duanıza amin diyorum.
Bugün R.Tayyip Ürdün’de işgal altında olan Irak için ve muhtemel bir iç savaş için güzel konuşmalar yaptı . Diğer Arap liderler de aynı şekilde konuşmalar yaptılar . Dileriz bu konuşmalar sadece video kayıtlarında kalmaz.
Baki Selam…
November 26, 2006 at 6:19 pm
Sn. Bulut dileğinize bir katılım da benden.
Söz her şeyin başıdır.
Konuşmalarla başlar eylemlerle devam eder. Bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa öbürgün sözler eylemlere dönüşecektir.
Çünkü biz değişiyoruz. Biz değiştikçe toplum değişiyor. Elden geldiğince kendimizden başlayarak çevremizi değiştiriyoruz.
Çıkan kitaplar, açılan internet siteleri, bloglar…
Her yerde hakkı, doğruyu söyleyenler var. Ve sayıları hızla artıyor.
Ümidimiz tam ve de sonsuzdur.
Baki muhabbetler…
November 26, 2006 at 8:00 pm
Batı’nın bize ve bilhassa İslam ülkelerine bıraktığı “not”u anlamak için elbette bu olumlu ibreleri göstermek gerek . Batı’nın aksine…