“Türk Usulu Yasak”

Tunus’da 1981 yılından beri süren başörtü yasağı “ilginç”bir hal aldı.Kamusal alan ve okullarda yasak olan başörtü artık sokaklarda da yasak .İnsan haklarını fazlası ile ihlal eden yasa ,hükümetin 80′li yıllardan beri değişmeyen “aşırı dincilere savaşı” uygulamalarının bir sonucu.Haberin basında çok fazla yer almasının nedeni elbette ki sadece “yasak”değil ;Financial Times gazetesinin yasağın Türk usulu olduğunu yazması.

Yasağın ülke geneli ve dünyada yankı bulması ise Özel bir hukuk bürosunda çalışan Faiza Rahem’in polis tarafından aniden karakola görütülmesiyle başlıyor.Markette durdurularak polis merkezine götürüldüğün ve burada kendisinden bir daha başörtüsü takmayacağına dair bir kağıt imzalanmasının istendiğini söyledi. Rahem, “Polis raporunda benim suçüstü yakalandığım yazıyordu. İmzalamayı reddettim ve şans eseri polis müdürü benim gitmeme izin verecek kadar aklı başında biriydi” dedi.

Yasağa ilişkin haber sitelerinde yer alan bilgileri paylaşmakda da yarar var : “Yasağa rağmen İslami tarzda giyinen kadınların sayısında artış gözlendiği bildirilen haberde, Tunuslu analistlerin, bu durumdan, diğer Arap ülkelerinden yayın yapan uydu kanallarında verilen vaazları sorumlu tuttuğu belirtildi. Yasağa tepki gösteren Tunuslu insan hakları savunucusu Suat Hacı ise “Bunu kınıyorum çünkü Tunuslu kadınlar ne giyeceklerini seçme hakkından alı konuluyorlar ve bu da anayasaya aykırı” dedi.”(dunyabulteni)Yasağın ardından sıcağı sıcağına haber ve makalemizi aktaralım.Yazarımız Akif Emre Tunus’taki yasağın boyutlarını ve “Türk usulu yasak”tanımlamasını iyi işlemiş yazısında.Buyrun…

Siyaset kültürü, modernleşme tasavvuru büyük ölçüde Fransa’dan beslenen Türkiye’nin bir başka ülkeye, coğrafyaya, kültüre model olma şansı var mı? Tür seçkinleri, batılılaşma ve modernleşme maceramızın örnek alınabilir bir model olup olmadığını sorgulamadan “Ortadoğuda tek laik ve demokratik” ülke olarak yabancıların takdir etmesinden hayli hoşlanır. Öte yandan ikide bir İslam ülkesi olarak bu ‘biricik’ yanımıza vurgu yapılması daha doğrusu başka hiçbir özelliğimizin hatırlanmaması da seçkinleri üzer. Nedeni ise bunca batılılaşma çabamıza rağmen hala çoktan terk ettiğimizi haykırdığımız doğulu/Müslüman/Osmanlı yanımızı sürekli hatırlatılıyor olması hayli rahatsız edici bir durum. Financial Times gazetesi Tunus’ta uygulanan tesettür yasağı için “Türk tarzı yasak” tanımını kullanmış. Türk modernleşmesinin, laiklik anlayışının gelip dayandığı nokta bu: Türk tarzı yasak…

Oysa, Türkiye ile Tunus “yasak modellemesi” açısından ortak siyaset kültüründen beslenir. Türk modernleşmesi ve siyaset anlayışı büyük oranda Fransız kültüründen beslenir ve Fransız jacobenliğinden mülhemdir. Devlet anlayışının Anglo-sakson geleneğe göre çok daha belirleyici olduğu, kilise-devlet geriliminin çok daha sert ve çatışmacı bir denge üzerinde kurulduğu ve hepsinden önemlisi jacoben geçmişin şekillendirdiği, toplum mühendisliğinin hep ön planda olduğu bir siyaset anlayışı Türk devlet erkinin zihin yapısında hayli etkili olmuştur. Farklı biçimde de olsa, Tunus siyaset geleneğinde de Fransız modelinin yoğun etkisi vardır. 300 yıl kadar Osmanlı yönetiminden sonra Fransız sömürgesi durumuna düşen Tunus’un din, devlet ve toplum ilişkileri Fransız modeline göre şekillenmemesi mümkün değildi zaten.

Tunus’ta 1981 yılında bu yana yoğun bir baskı dönemi yaşanıyor. İslami hareketlere savaş açan Tunus yönetimi, her türden muhalefeti sindirerek tam bir baskı yönetimi sergiliyor. Raşit el-Gannuşi gibi entelektüel isimler bile ülkelerini terk etmek zorunda kaldı.

Muhalefeti bastırmanın adı İslamcılarla mücadele olarak belirlenen Tunus’ta başörtüsü yasağı çok erken dönemde başladı. Sadece okul ve işyerlerinde değil sokaklara taşan başörtüsü yasağının bizde kimleri ve ne türden siyasi anlayışı çağrıştırdığının ayrıca belirtmeye gerek yok. Nitekim geçen hafta Tunus hükümetinin davetlisi olarak bu ülkeyi gezen Türk gazetecilerin sokakta bile başörtüsünü engelleyen uygulamayı veriş biçimleri sinsi bir sevinç duygusunu yansıtıyordu. Mesela Hürriyet, despotik rejimin muhalefeti sindirmesini şu şekilde verdi: “Laik değerlere sahip çıkan Tunus halkı eylemlere büyük tepki gösterdi. Hükümet de halkın tam desteğini arkasına alarak bu eylemlerin kökünü kuruttu.” Sanırsınız ki, halk, nereden geldiği belirsiz bir avuç tesettürlü teröriste karşı kendilerine ülkelerini savunmuşlar. Sanki Fransız işgaline karşı Cezayir direnişinin benzeri sahneleniyor! Nereden baksanız utanç verici.

Üstelik 11 Eylül yaşandıktan sonra geriye dönük olarak bu yasakları okuduğunuzda terörle mücadele ile ilişkilendirmek kolay olsa da sanıldığı gibi yasakların gerekçesi ne terör ne de şiddet. 1990′larda İslamcı muhalefeti şiddetle bastırmasından çok önce, 1981 yılında getirilen yasağın gerekçesi şöyle; “mezhep ayrımı güden kıyafetler…” Oysa ülkenin neredeyse tamamı Müslüman ve Sünni.

Türk medyasının sahiplendiği bu yasak bugünlerde yeniden alevlenerek sokağa taşmış. BBC’nin verdiği habere göre, sokaktaki başörtülü hanımlar polis merkezlerine götürülerek baş örtüsü takmayacaklarına dair imza alınıyor. Bizdeki ‘ikna odaları’nın biraz daha kaba şekli olsa da muhteva aynı; cumhurun başı gerektiğinde sokakta da bu tür yasakların konulması gerektiğini belirtmesini hatırlayalım.

Tunus’un sömürgeci geçmişi uygulamada sömürgeci gibi davranma hakkını veriyor(!) Fransız sömürgecilik uygulamaları ile İngiliz sömürgecilik deneyiminin arasındaki farkın sömürgecilik sonrası siyasal yapılanmalara yansıması olarak daha despotik ve baskıcı seküler yönetimler toplumsal çatışma içinde.

Burada hatırlanması gereken hususu, sömürge valisi zihniyetinden kurtulamamış yönetimlerin kendi halkına uyguladığı baskı ve yasakların ‘modellendirilme biçimi’: Türk tarzı yasak…Literatüre yaptığımız bu katkıyla övünebiliriz.

Yasaklarınızla model olduğunuz için övünebilirsiniz ey Türk laikçileri. Türkiye’ye zaman zaman yakıştırılan “ılımlı İslam” tanımlamasına bile tahammül edemeyenler, yasaklarının model oluşuyla övünebilirler.

Yasakçılığın Avrupa modeline gelince: Almanya’daki Türk asıllı Milletvekillerinin asimilasyon adına Müslüman kadınlardan başörtülerin açmaya çağırmasına; yıllarca oryantalist dille Müslüman kültürünün nasıl asimile edileceğine ilişkin teoriler geliştiren Suriye asıllı sosyal bilimci Bassam Tibi’nin 44 yıldır yaşadığı Almanya’yı terk etme gerekçesi oyunun bittiğini gösteriyor.

Yenişafak-17.10.2006

9 comments so far

  1. murat koçak on

    Uzun süredir baskıcı ve despotik bir anlayış sergileyen Tunus yönetimi, vicdan sahibi herkesin rahatsız olacağı yeni bir uygulamaya başladı. Müslümanlar için yaşanılmaz bir ülke halini alan Tunus sokakta da başörtüsünü yasaklaması ile tam bir açık hava hapishanesine dönüştü.

    İşin ilginç yanlarından biri de yasağın Türk usulu yasak olarak lanse edilmesi. Yaralayıcı, üzüntü verici ve bir o kadar da içinde gerçeklik barındıran bir söz. Ülkemizin yönetiminde söz sahibi olan tüm insanlar başlarını kaldırıp şöyle bir etraflarına baksalar iyi olur. Dünyanın kendilerini nasıl değerlendirdiğini görsünler. Laik, demokratik, çağdaşlaşma nutuklarının bir öneminin olmadığı, vatandaşın inandığı gibi yaşama hürriyetinin engellenmesinin yankı bulduğunu görsünler. Başbakanın bile kızlarını kendi ülkesinde başörtülü olarak okutamadığı bir ülkede yaşıyoruz. Ne demeleri beklenirdi ki?

    Almanyadaki Türk asıllı milletvekilleri Lale Akgün ve Ekin Deligöz’ün Almanyada yaşayan müslaman kadınları başlarını açmaya çağırmaları da kendi halkımıza ve inancımıza ne kadar yabancılaştığımızın göstergesi. Aşağılık kompleksinden kurtulamamış zavallılar. Müslüman bir Alman bayanın tepkisi kayda değer; “Müslüman bir Alman olarak başörtüsünü çıkarıp tekrar Almanlarla entegre mi olacağım? :) Allah’ım sen aklımıza koru.

    Ayşenur Bulut’ a farklı sıradışı haberleri bu sayfalara taşımasından dolayı teşekkürler. Belki çok reyting alamazsınız ama çok takdir aldığınız tartışılmaz.

  2. Bekir L. Yildirim on

    Alacaginiz olsun Aysenur Hanim! :) Ayni konuda bir yazi bende de hazir sayilir idi. Ama ne gam? Laikci lumpennler haril haril bizlere malzeme cikarmaya calisiyorlar; ikimizde ac kalmaiz. Bizimkiler “cagdasiz”, “laikiz” derken Tunus ve Tacikistan’dan bahsederlermis meger.

  3. felah on

    Sn.Koçak, yorum için tşkler…Özellikle de “açıkhava hapishanesi” tabiri çok yerinde olmuş. Tunus’daki bu haber , Almanya’daki Türk asıllı milletvekillerinin çağrısı ve İngiltere üniversitelerinde “başlayan başörtü öğrencilere casusluk ” haberleri üst üste geldi.

    Ne yapılması gerekiyor , bunu bilseydim ?

    Bekir Bey , her zaman malzeme bulabileceğimiz noktasına haklısınız ne var ki işsiz kalmaya razı olan bizler için bu haberler çok esef verici . Hani konuşulur ya gidelim başka ülkelere , özgürlüklerin olduğu yerlere… Öyle bir yer var mı

  4. murat koçak on

    Bu arada AİHM de Türk Usulu nü sevdi galiba. Aynı zihniyet orda da kendini gösteriyor.

  5. felah on

    Evet Sayın Koçak , o haberi ben de okudum.Aslında benim anlam veremediğim neye hizmet ettiği belli bir mahkemeden “adalet” beklemek… Beyhude bir umud bu !

  6. Erdinç.. on

    bence hala dünyada bu tarz konularda esneklik gösteren ülkeler var. tabii şartları uyan ülkelere gitmektense şartları ülmeize uydurmamız gerekiyor bu da şu anda uzak bir ihtimal gözükse de imkansız değil…

    gevşemeyin üzülmeyin kalpten inandıysanız üstün gelecek olan sizlersiniz…(ali-i imran 139)

    ümidi yitirmemek gerekirken, çalışmayı da bırakmamak lazım…

  7. Suat Öztürk on

    Ayşenur hanım gibi Tamer Karakaya da yazısında bu konuyu işlemiş.

    Her ikisininde elleirne sağlık:

    http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=439910

  8. YASEMİN on

    Modernleşmenin sadece şekil değiştirerek olmaması gerektiğini ve bunu ancak zihniyetimizi değiştirerek sağlayacağımızı göstermemiz gerekir ki bunu da Türk usulü modernleşme diye gazetelerde okuyabildiğimiz bir gün olur mu acaba?

  9. hg on

    Evet haber üzüntü verici. Veriliş şekli de tabi. Lakin haberin veriliş şekli yanlış.

    Türkiye’de bu şekilde bir sokak yasağı yok. Bir takım çevreler bunu arzulamış ve 28 şubatta bunun için çokça bastırmış olsalar da bunu başaramadılar. (Kısmen Çarşamba semtinde o dönemde sınırlı olarak bazı cüppelilerin gözaltına alındığını da belirteyim). Başaramazlar da.

    Türkiye’de bir başörtüsü yasağının olduğu doğrudur ama uygulama alanı ve de şekli bakımından Tunus’ta yaşanan ve haberde dile getirilen olayla hiçbir benzerliği yoktur.

    Türk usulü modernleşme haberlerini okumamamak için de bir sebep yok aslında. Şöyle bir çevremize baktığımızda sadece şekil olarak değil zihniyet olarak da ne kadar değiştiğimizi – olumlu yönde-, modernleştiğimizi görmemiz mümkün.

    En azıdan kendi bireysel tecrübemden ve çevremde yapmakta olduğum gözlemlerimden yola çıkarak bunları söyleyebilirim.


    Güçlü bir Türkiye için; özgür düşünce, özgür yaşam…


Leave a reply