Guantanamo dile gelse ?

[]…Bir gece saat 04:00′e kadar uykuyu kovaladı gözlerim, aynaya baktığımda gördüm ki gözlerimde uykunun sığamayacağı kadar çok gözyaşı vardı. Biliyorum ;turuncu rüya yoktur, turuncu kabus vardır ..[]

————

Guantanamo dile gelse (?)

Burası, dünyanın süper gücünün yasama ve yargı olmaksızın cezalandırdığı mahkumların meskenidir.Üstelik burada müslüman olmanın bedeli turuncu tulum giymektir.Neden akan kanların kızıla boyadığı tulumların hepsinin rengi turuncudur?

Modern cihazlarla döşenmiş ve körfezin büyük bir kısmını kaplayan topraklarımda ayağına prangalar geçirilmiş ve birbirilerine halatlarla bağlanmış binlerce kişi haklarında hüküm verilmek üzere sıraya konuldu.Kimi sakallı, kiminin bıyığı bile çıkmamış henüz.Hükmün ardından turuncu tulumlular zaman algısının yitirildiği hücrelerde insanlık algısını kaybetmişler tarafından işkenceye tabi tutuldular.Burada , suç ve yasanın tarifi yoktur. Kippalı generaller ve onlara her türlü işkenceyi yapma iznini veren Rumsfeld ,birkaç yıl sonra tüm bu olanların basına sızacağından habersiz,vahşetin en merhametsiz kanını sürdüler duvarlarıma. Kanların duvarlarıma değen her bir noktasında kızıl delikler açıldı ; tıpkı varlığımla dünya insan haklarına kocaman bir kara delik açmam gibi.

Süper güç ve halkını korumak için gerekliymişim; tüm kapatma çağrılarına ve kınamalara rağmen süper güç varlığımı devam ettirmekte ısrarlı görünüyor.Ne serbest bırakılan mahkumların yaşadıklarını anlatması, ne burada olup bitenlerin-kısmen de olsa-anlatıldığı filmler ne de hakkımda yazılan kitap ve yazılar dünyaya demokrasi ve uygarlık yaymaya çalışanların içinde bulundukları çelişkiyi anlatmak için yetmiyor.Gerçeklerin bilinmesi adına sarfedilen hiçbir çaba,yeryüzüne yayılmış “vicdansızlık” kokusunu bastıramıyor. Hücrelerimde zamanın hangi karesinde olduklarını bilmeyen yüzlerce kişi var hala.

Bu hapishanede 42 farklı ülke vatandaşı aynı zincirlere bağlı. Bir Arap tuvalet ihtiyacını tel örgülü bir hücrede giderirken bir Türk’le göz göze geldi; utandı.Onları bu utanç verici hallere düşüren sebep ne idi; üstelik ne bir belge vardı ne de bir delil suçlu olduklarına dair. En çok Afgan ve Suud’lu olmasının sebebi ne acaba ? Guantanamo olarak ilk kez mi şahid olduğum bir şeydi sorgulamalar sırasında Türk istihbaratından yetkilileri görmek? Burada , suç ve yasanın tarifi olmadığı gibi soruların cevapları da yoktu.Dinin kutsal gördüğü herhangi bir değere dahi ehemmiyet vermeyen Kuran’a ve dahi İncil’e hakaret edenler hangi varlık kategorisine dahiller?Binlerce kişiye işkence ve tecavüz edenlerin “hatıra fotoğrafı” çektirmeleri ise kategorileri bulandırıyor.Guantanamo’nun kategorisi belli: Süper gücün yeryüzü imparatorluğunun asilerini cezalandırdığı mahzenlerden biri, Güney’de bir körfezde.

Mahkumlardan birinin işkencelere dayanamayıp bayıldığı bir oda. Aynı odada “azınlık raporu” filmini izleyen bir asker. Film insanların işleyecekleri suçları önceden bilen bir sistemin varlığından bahsediyordu.Filmi Condolezza Rice’nın son dakika konuşmaları böldü. Rice, “bir kişiyi tutuklamak için suç işlemesini bekleyemeyeceğimiz bir savaşın içindeyiz “diyordu. Yazılan kıyamet senaryoları ile Hollywood filmlerindeki sahnelerin şaşırtan bu benzerliğinden Guantanamo’daki askerler habersizdi.Filmin tahmin ettiği gibi bitmemesine kızan asker olan bitenden habersiz ,yerde baygın yatan mahkumun yüzüne bir kova soğuk su döktü. “Kalk, suçlu !” diye bağırdı.

Zaman , ses ve renk… Bu üç kelimeye dair bilinenler ,mahkumların birer birer hücrelerime doldurulmaya başlandığı an değişti.Günlerce uyutulmayan mahkumlara beş dakikalık uykunun ardından saatlerce uyuduğu ileri sürülerek kaldırılıyor.Buraya ne zaman geldiler, kaç gündür buradalar, çıplak halde fotoğraflarının çekilmesi ne kadar sürüyordu acaba ? Ses ise ayrı bir olgudur artık , sessizlik daha çok hakim oluyor,ses geçirmeyen odalarımda. Toplu halde edilen işkencelerin ortasında sessizce dua edenlerin seslerini de duydum , hücrede yalnızken ölümü isteyenin sesini de. Kolu kırıldığı için kolu kesilenlerin varlığını da biliyorum, kobay olarak kullanılanların bir yerine sekiz sez ameliyat olduklarını da.Bir an önce ölmek için birbirlerine rüşvet teklif edenlerin imanlarını sorgulamıyorum , mahkumların içinde bulunan alimlerin intihar etmelerini de.Renkler de değişik anlamlara bürünmüştür burada.Turuncu , moda tasarımlarında yer almadığı kadar yer almıştır basında ve hafızalarda; Guantanamo’nun diğer adı “turuncu yazgı” oluverir.Delirtme odasında işkence gördükten sonra deliren doksan kişi için ne zaman ne ses ne de giydikleri turuncu tulumlar bir anlam ifade etmemektedir artık.

Akşam haberlerinde sıradaki haberin başlığı “Guantanamo dile gelse” idi. Muhabir insanlara “Guantanamo konuşsaydı neler anlatırdı ?” diye soruyordu.Taş duvarların , tel örgülerin, karanlık hücrelerin konuşamayacağını muhabirin kendisi de çok iyi biliyordu. Onun amacı bu zamana kadar hiç konuşmayan birini konuşturmaktı. Ve dün akşam haberlerde ilk kez konuştu , konuşan elbette ki Guantanamo değildi; dile gelen; “vicdan” idi. İşiten var mı?

2 comments so far

  1. Murat Koçak on

    kime yazıyorsun bu mektubu
    bu mektubun adresi yok
    çünkü domuzlar
    kutsal kitaplardan beslenmezler.
    c.meriç

  2. neisanemehdi on

    sizlere sadece çok güçlü her anlamda güçlü askerler savaşçılar yetiştirmeniz gerektiğini hatırlatırım.inancınız ne kadar kuvvetli olursa sizinle savaşmaktan o kadar zevk alacağız.imanı kuvvetli olan kazansın


Leave a reply