Archive for October, 2006|Monthly archive page
Batı’dan not var(!)
Gün geçmiyor ki vahşeti meşrulaştıran hatta onu eğlenceli kılan (!) fotoğraflara rastlamayalım! Daha önce de Filistinde,Fellucede ve Irak’ta hatıra fotoğrafları çektiren İsrailli askerlerin varlığını biliyoruz ;bu kez Alman askerleri de aynı eğlencenin aktörleri oldular.Ne yazıktır ki “öteki”ne duyulan nefret gittikçe büyüyor ve b insanlar öfkelendirme ve öfkelerini sergileme adına şartlandırılıyor adeta programlanıyor. .Ebu Gureyb ve Guantanamo vahşetlerinin yanı sıra sergilenen bu insanlık dışı haller bir “insan” olarak beni çok üzüyor.
Bilmeyenler için kısa izah edelim; haber şöyle :
*Alman Bild gazetesinde, Afganistan’da ellerinde kafatasıyla poz veren Alman askerlerinin beş fotoğrafı yayımlandı. Fotoğraflar ülkede epkiyle karşılandı.
Fotoğraflarda, Alman askeri kıyafetleri içindeki kişiler ISAF araçları önünde kafatasıyla poz verirken görülüyor. Bir asker fotoğrafların 2003 yılı ilkbaharında çekildiğini söyledi.
*Almanya, Afganistan’daki askerlerinin kafataslarıyla çektirdiği fotoğraflarla sarsılmaya devam ediyor. Bild’den sonra RTL televizyon kanalında yeni fotoğraflar yayınlarken, Yeşiller’den bir milletvekili buna benzer daha yüzlerce fotoğraf olduğunu söyledi. Politikacılardan halka kadar herkes tepkili. Read more »
“Türk Usulu Yasak”
Tunus’da 1981 yılından beri süren başörtü yasağı “ilginç”bir hal aldı.Kamusal alan ve okullarda yasak olan başörtü artık sokaklarda da yasak .İnsan haklarını fazlası ile ihlal eden yasa ,hükümetin 80′li yıllardan beri değişmeyen “aşırı dincilere savaşı” uygulamalarının bir sonucu.Haberin basında çok fazla yer almasının nedeni elbette ki sadece “yasak”değil ;Financial Times gazetesinin yasağın Türk usulu olduğunu yazması.
Yasağın ülke geneli ve dünyada yankı bulması ise Özel bir hukuk bürosunda çalışan Faiza Rahem’in polis tarafından aniden karakola görütülmesiyle başlıyor.Markette durdurularak polis merkezine götürüldüğün ve burada kendisinden bir daha başörtüsü takmayacağına dair bir kağıt imzalanmasının istendiğini söyledi. Rahem, “Polis raporunda benim suçüstü yakalandığım yazıyordu. İmzalamayı reddettim ve şans eseri polis müdürü benim gitmeme izin verecek kadar aklı başında biriydi” dedi.
Yasağa ilişkin haber sitelerinde yer alan bilgileri paylaşmakda da yarar var : “Yasağa rağmen İslami tarzda giyinen kadınların sayısında artış gözlendiği bildirilen haberde, Tunuslu analistlerin, bu durumdan, diğer Arap ülkelerinden yayın yapan uydu kanallarında verilen vaazları sorumlu tuttuğu belirtildi. Yasağa tepki gösteren Tunuslu insan hakları savunucusu Suat Hacı ise “Bunu kınıyorum çünkü Tunuslu kadınlar ne giyeceklerini seçme hakkından alı konuluyorlar ve bu da anayasaya aykırı” dedi.”(dunyabulteni)Yasağın ardından sıcağı sıcağına haber ve makalemizi aktaralım.Yazarımız Akif Emre Tunus’taki yasağın boyutlarını ve “Türk usulu yasak”tanımlamasını iyi işlemiş yazısında.Buyrun… Read more »
Çeçenistan Savaşını Dünyaya Duyuran Kadın
Anna Politkovskaya… Gazeteciliğe 1980′lerde Izvestia gazetesinde başlayan Politkovskaya, Novaya Gazeta gazetesinde görev yapıyordu. 1999′dan beri Çeçenistan savaşını dünyaya duyurmak için mücadele veren ismin de sahibi. Ayrıca Politkovskaya 2002 yılında Moskova’da Çeçen isyancıların gerçekleştirdikleri tiyatro baskını sırasında da arabuluculuk yaptığı biliniyor. Rus gazeteci, Rus lideri Vladimir Putin ve yönetimine getirdiği sert eleştirileri ile Rus hükümeti tarafından “istenmeyen gazeteci” ilan edilmişti ve sürekli tehditler alıyordu. Geçtiğimiz günlerde yaşadığı apartmanın asansöründe ölü olarak bulundu. ”Doktorların görevi hastalarını iyileştirmek, şarkıcılarınki de şarkı söylemek. Bir gazetecinin görevi ise gördüğü gerçekleri yazmaktır.” diyen Politkovskaya da,Rusyanın kiralık katil cinayetleri listesine eklenmiş oldu .
Sanatı İstanbul’da, laneti Ortadoğu’da bir iş adamı
Kalust Sarkis Gülbenkyan… Bu ismi ilk kez Nazife Şişman ‘ın “philanthropistler , sanatseverler ve ötekiler” başlıklı yazısında gördüm . George Soros’un aksine Gulbenkian sanırım pek az biliniyor ; ama İstanbul’da devasa bir koleksiyon sergisi olmuş geçtiğimiz aylarda , araştırma yaptığım zaman hep bu habere rastladım . Meğer çok daha başka gerçekler varmış… (!)
Sabancı müzesinde Nisan-Mayıs ayları oyunca gösterimde olan “Doğu’dan Batı’ya Kitap Sanatı ve Osmanlı Dünya’sından Anılar” sergisinde ana kavram kültürlerin buluşması idi . Portekiz’de Ulaştırma ve Haberleşme ile Ekonomi Bakanlığı görevlerinin ardından Calouste Gulbenkian Vakfı Başkanlığı ile Partex Oil and Gas (Holdings) şirketinin başkanlığını üstlenen Emilio Rui Vilar Milliyet’ yaptığı konuşmasında “Eserler Batı ve Doğu ağırlıklı. Gulbenkian’ın, Doğu ve Batı’yı birleştiren kişiliğine atıfta bulunmak istediğimiz için böyle yaptık. Ayrıca sergide çok fazla Türkiye’ye ait eser de var. Özellikle İznik çinileri, halılar, tekstil ve Osmanlı kumaşlarından eserler. Kitapların sunduğu görsel şölen ise bence en güzeli…” dedi . Nazife Şişman,medya haberlerinde geçen bu sanat etkinliğinin Gulbenkian kişiliğinin hayırsever ve sanatsever yönünü tanıtmasından ziyade , bilinmeyen bir yönüne dikkat çekmiş : “ Türkiye’de sanat koleksiyonları ile gündeme gelen Gulbenkian gerçekte kim? Bu philanthropist(hayırsever) ve sanatsever işadamı,Ortadoğu petrolünü ve kültürel zenginliklerini talan eden Gulbenkian ile aynı kişi olmasın sakın!”
Sayın Şişman yazısına şöyle devam ediyor : Read more »
O Çocuk/lar
“Bir derdim var , tutamam içimde”
mor ve ötesi
Ruhların viraneye döndüğü bir hanedir dünya , kıyamet senaryolarının izlenme rekorları kırdığı kocaman bir sinema salonudur dünya. Dünya, ona yüklediğimiz anlamları ile bize geri dönen, bedeli çok ağır bir faturadır . “- Gözbebekleri insanlığa derin bir kuyu kazan çocuklar…Kirli boyunlarında sevinçle taşıdıkları kolyenin taşları çalınan çocuklar…-”
O Çocuk
Bahçeden çocuk sesleri geliyor
Hayatı dinliyorum
İçim yoruluyor, ruh yoruluyor
Büyük gözlü çocuk
İnsanın içine kadar bakıyor
Sorar gibi
- Nerede benim babam
Kendimi şöyle görürüm düşümde
İki ata birden binmişim
Biriyle kuzeye saldırıyorum
Ötekiyle
Alkan lalelerin
Kıpkızıl tutuştuğu sulara
Nerde babam
Karşısında yapayalnızsın
Duvar gibi dikilen
Bu sorunun
Okşuyorsun başını
Şehit çocuğunun
Bahçeden kuş sesleri geliyor
Sabahı dinliyorum
Bu sefer bezgin
Bir vakit
Darağaçları kurdum
Elimden fırlayıp gidiyor cellatlar
Silah olarak
Bir tek soru var elimde
Nerede babam, nerede
Cahit ZARİFOĞLU
“ ORUÇ ” nedir ?
Peygamber Efendimiz(s.a.v.) ‘in “..bizi Ramazan’a ulaştır” duasının hürmetine yeni bloğumda ilk blog yazımı kaleme alıyorum . Şükür Ramazan’a ulaştık hatta yarıladık da . Ziyaret ettiğim birkaç blogda Ramazan’a dair yazı ve iktibaslar okudum,bu yazılar daha çok hakim medyanın ramazana bakışını ve biraz da lipik tarzda yazılmış yazılar idi. Bendeniz konsepti biraz değiştirip Ramazan’ın diğer ismi oruç ayına dair bazı paylaşımlarda bulunacağım.
Anlayış dergisinin Ekim sayısında Mustafa Özel “oruçla millet olmak” başlığında bu konuya çok iyi değinmiş . Modernitenin ilahi olanın yerine beşeri olanı hakim kılma güdüsünden yola çıkarak,mileltimizin oruca bakışını işlemiz sayın Özel : “ Benimse içim içime sığmıyor iftar vakti caddeleri hızla geçerken .Oruç sadece ahirete odaklı bir temrin olmaktan çıkıyor,adeta Türk milletinin tarihe aktif katılımının tescili haline geliyor.Oruç dolayısı ile insanlar kenetleniyor;oruçtan uzak duranlar,milletten de uzak duruyor.Şehir ahalisi iftar vakti sokakları boşaltıyor.Of’lu değişiyle “ tirek Allah’a bağlanıyor;Elhamdulillah!” Nitekim Yahya Kemal de bu duyguyu da derinden hissetmiş olmalı ki şöyle diyor :
“Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı
Hadsiz yaşattı ruhuma bir gurbet akşamı”
Şimdilerde ise oruç tutmayan şairlerin bedensel hazlara yönelik şiirler yazmasına serzenişte bulunan Mustafa Özel, özgürlüğü 12 yıl elinden alınan Aliya İzzetbegoviç’in zindanda geçirdiği oruçlu günlere dair bir paragrafı aktarmış yazısında : “Oruç münhasıran insani bir seçimdir;sadece insanlara özgüdür.HayVanlar da yiyecek yer;fakat insanlar oruç tutar.Oruç,insanla hayvan arasındaki farkı açıkça ortaya koyar.Yeme,bir zorlamaya,bir tabiat kanununa uyarak yapılır.Oruç ise iradenin en yüksek ifadesidir;bir özgürlük fiilidir.Orucun en büyük anlamı herhangi bir tıbi sebepten ziyade bu özgürlüktür ( Özgürlüğe kaçışım,s.24) Read more »
…….VİRA BİSMİLLAH … !
Dört yıllık imam-hatip lisesini başarılı bir diploma ile nihayete erdirdim .[ Kopya çekme konusunda çok başarılı idim evet =)] Son sene kafamıza dank (!) etti bir üniversite merakı sardı ama bu kabullenmeyiş (!) yüzünden ısrarla sayısal hazırlandım ; makine mühendisi olacağım , mezun oluktan sonra da açarım bir dükkan vay be … Ne meslekler düşündüm ne hayaller kurdum ; sonuçta 50 puanımın kırılmasına engel olamadım ; “sağlık olsun bir daha hazırlanırsın “ gibi beni gaza getiren sözlerin ardından yine başladı ÖSS maratonu ama bu kez evde ;dersaneye gitmek yok .Çekemem öyle her sabah- her akşam aynı konuları ; evimde sorumu çözerim , çayımı içerim .
Aaaaaaa internet mi ? Çok mu iyi ? Biz de bağlatalım o halde . 2005 yılının ilk aylarında tanıştım internet ile .Nerden bağlattık şu illeti eve yahu tam da ÖSS’ye hazırlandığım sene . İlahiyattı hedef bu kez ama tüüühh yine olmadı Bunlar değil ,ben basın-yayın falan okumak isterdim ; kısmet , sağlık olsun . Neyse özel bi üniversitede 1 yıl tercümanlık okumaya zor dayandım ; onu terk-i diyar eyledim; iyi diyebileceğim İngilizce’m oldu =)
….Bana ne kardeşim senin ÖSS maratonundan , üniversite maceranda demeyin çünkü şahsımın fikri kulvarının inşası hep bu dönemlerin tezahürüdür . Daha sonraları (1 yıl) Bir heves ile başlayan internet maceramız yoğun bir mesaiye dönüştü . Chat’miş , sohbet odasıymış , forum ‘muş beni ilgilendirmedi , bana hiç cazip gelmedi . İyi sitelerin peşine düşmüştüm , nerde birikim var , avcı gibi kovaladım . Kitap okuma müptelası biriyim , basına az çok merakım vardır , fotoğraf çekmek işte benim hobim , düşkün olduğum tek alışveriş fikrî olanıdır ; çünkü bedavadır =) [Sürekli yenilenmektir ]
Ben böyle başına buyruk , daldan dala atlar gibi sanal alemde sitelerde dolaşırken “gelenek” ile karşılaştım . Fikrin ve vicdanın kucaklaştığı aynı zamanda da samimiyetin olduğu bir “varlık” sanal olsun reel olsun ilgimi çekmiştir . Sevgili Suat Öztürk Bey Ağabeyim de sair yerlerde çıkan birkaç makaleciğimi (!) görerek , bunları bir yerde toplamam gerektiğini -yani bir blog kurmamı -söyledi . Ben “kitap listesi dedim” , o “blog” dedi . Ne o beni kırdı , ne ben ona hayır diyebildim . Bu genç blog arkadaşınız ziyaret edilesi –umarım- yeni bir kapı oldu; nadide ziyaretçilerini bekler. İçimden geldiği bir yazı yazdım ve yürekten diyorum ki : Bismillah , hayırlı olsun …
Ayşenur Bulut
Güneyin Stratejik Bölgesi: Kuzey Afrika
[4 Ekim '06 tarihinde uiportal.net'te yayınlanmıştır.]
Kara kıtanın kara bahtlı insanlarına dair kaleme aldığım birinci Afrika yazısının ardından, bu konuyu biraz daha derinleştirmeyi ve kıt’a hakkında birikimim ölçüsünde birkaç yazı daha kaleme almayı düşündüm. Afrika kıtası, yüzölçümü büyük bir kıta ve günümüzde Müslümanların da en çok yaşadığı yer; yeraltı kaynakları bakımından da oldukça zengin. 19.yy sanayileşmesi’nin getirdiği “kapital hırsızlık” kıtayı feci şekilde yağmalamıştır. Bir önceki yazımda Afrika hakkında genel bir tablo çizmeye çalıştım ve daha sonra da Afrika’yı bölgelere ayırarak incelemeye karar verdim.
İncelemeye çalışacağım ilk Afrika Bölgesi Kuzey Afrika; özgür ansiklopedi Vikipedia bölgeyi şu şekilde açıklamaktadır: “Afrika kıtasının kuzeyindeki bölgeye verilen isim. Bugün Kuzey Afrika’da Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır, Sudan devletleri bulunmaktadır. Bölgede Müslümanlar çoğunluktadır. Yaygın olarak kullanılan dil ise Arapça’dır. Kuzey Afrika’nın büyük bir kısmı 16. asırdan itibaren uzun yıllar Osmanlı Devletinin hâkimiyetinde kaldı. Trablusgarp Savaşı’ndan sonra İmzalanan Uşi Antlaşması ile Osmanlı Devleti, Kuzey Afrika’daki son toprak parçasını kaybetti. Kuzey Afrika’da 19. asrın sonu ile 20. asrın başlarında Fransa, İngiltere, İspanya ve İtalya tarafından sömürge yönetimleri kuruldu. Bölgedeki ülkeler 2. Dünya Savaşından sonra bağımsızlıklarını kazandı.” Read more »
Siyahın Beyaza Yenildiği Coğrafya
[ 4 Eylül '06 tarihinde uiportal.net'de yayınlanmıştır.]
Afrika… Dünya Müslümanlarının en fazla bulunduğu bir coğrafya. Neden gündemimize Afrika’yı taşıdık? 30 milyon m2lik alanda 53 ayrı ülkenin iç içe barındığı bu kara kıt’a son 40 yılın en büyük kuraklığını yaşıyor çünkü. 850 milyon nüfusun 40 milyonu içecek su dahi bulamıyor. Üstelik inanması çok zor olsa da Afrika’da en büyük sorun eğitim. Kıtanın coğrafi konumuna bakarak denize kıyısı olmasına rağmen bu derece her şeyden geri kalmış olmasını anlamak çok zor. Bu toprak parçasının bugünkü çaresiz ve yoksulluk içinde çırpınışlarının nedenini araştırmaya yıllar öncesinden başlamak “çünkü” lerin “için” leri için büyük önem arz ediyor.
Kaynakları kendilerine yetmeyen Avrupalılar yeni kaynaklar aramaya başladıklarından beri derisi siyah insanların bahtı da kararmaya başladı. İlk kez varlığını hissettiren Portekizliler 20.yy nın sonlarına kadar bu topraklarda “sömürge imparatorluğun” baş tacı oldular ve sırasıyla bu taca İspanya, Hollanda, Fransa, İngiltere ve İtalya “layık oldu”!.
Rengi siyah olduğu için hakir görülen binlerce insan Batı Afrika’da kurulan köle pazarlarında satıldı. Kazanç elde etmek için Batı ile işbirliği yapan onlarca insan bu zavallı insanların evlerini basıp, onları zorla pazarlara götürdüler. Amerika ya da Avrupa’da açılan köle pazarlarına ayaklarında prangalarla deniz aşırı ülkelere götürüldüler. Sağlıksız koşullarda okyanus üzerinde kıtalar aşan bu insanlar aslında hiçbir insani müdaheleye tabi tutulmadılar. Rahatsızlanan ya da ölmek üzere olanlar için tıbbi müdahelede bulunmak yerine onları okyanusun derin sularına bırakılıyordu. Bugün Brazilya’da 70 milyon Amerika’da ise 60 milyonu bulan zenci insanların varlığı işte bu köle pazarlarının “mirası”dır. Read more »
Batı’da Müslüman varlığının bugünü ve geleceği
[12 Eylül '06 tarihinde islamdunyasi.com'da yayınlanmıştır.]
“Amerika’da İslam” tartışmalarının zirveye çıktığı şu günlerde, kütüphanemde okunmayı bekleyen bir kitabı çok bekletmemem gerektiğini düşündüm.Kitabın takdim kısmını kaleme alan Murad Hofman gibi ben de her zaman ki gibi bir İslam’a giriş serüveni okuyacağımı sanmıştım; oysa ki kitap bizim hiç de tanımadığımız, uzak kalmayı tercih ettiğimiz (!) bir mevzudan bahsediyor: Amerika’daki Müslümanların varlığı.
Batı medyasının Müslümanları ve inançlarını karalamaya yönelik ısrarlı saldırılarının kendisini İslam’a yakınlaştırdığını vurgulayan Dr. Jeffry Lang, Even Angels Ask (Melekler de sorar) isimli kitabında, Amerika’da var olma sorunları yaşayan Müslümanları irdelerken, Amerika’da İslam’ın geleceğinin göçmenler ve daha çok çocuklarla ilgili olduğunu söylüyor.Enyerinde tespit ise, Batılı Müslümanların düşünce, davranış ve yaşayışları ile şüphesiz birer Batılı oldukları, çünkü yaşamlarını idame ettirmelerinin buna bağlı olduğunun vurgulanmasıdır. Dr. Lang’in bu tespitine ilave olarak şunu söylemek de mümkün: Batı’da Batılı bir insana Batılı olduğu her zaman hissettirilir. Read more »
Comments (16)
Comments (9)
Comments (8)